Bir kapıdan bir kapıya

Son devrin ünlü halk âşıklarından Aşık Veysel, bir şiirinde şöyle diyor:
Son devrin ünlü halk âşıklarından Aşık Veysel, bir şiirinde şöyle diyor:
“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldayım
Gidiyorum gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm hali zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece”

Her birimiz, dünyaya adım attığımız günden beri bu uzun ince yolun yolcularıyız.Ağlayarak başladığımız yolculuğumuz bazan ağlayarak bazan gülerek devam ediyor.Ne zamana kadar?Bize verilen mühlet sona erip te haydi gel denilinceye kadar.
Bu yolculuk,başlangıcıyla bitişi birbirine benzeyen bir yolculuktur aslında. Arada bazı farklar olmakla beraber yolun sonunda bir nevi başa dönülüyor.Mesela,gelirken hiçbir şey getirmeyiz,giderken de hiçbir şey götürmeyiz.Geldiğimizde başkasına muhtaç,hiçbir şeyden habersizgeliriz.Çoğumuz da ömrünün sonunda yine muhtaç ve çocuksu hallere bürünmüş olarak noktalar bu yolculuğu.
O halde bu geliş ve gidişin bir anlamı, bir gayesi olmalı değilmi.Varlıklar içerisinde en mükemmel yaratılmış olan insanın burada bulunuşunun bir maksadı olsa gerektir.Bu maksadı Rabbimiz şöyle izah ediyor:”Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım”.Bu maksadı anlamış olan bir şair şöyle diyordu
“Yadındamı o doğduğun günler,
Sen ağlarken gülüyordu alem,
Öyle bir ömür sür ki,
Mevtin sana bayram olsun aleme matem.”
İşte mesele bu… güzel bir hayat sürmek ve dostun kapısına yüz akıyla varabilmek. Başka türlüsünü yine bir şairin diliyle ifade edelim.
“ Mal sahibi mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan mülk te yalan
Var biraz da sen oyalan.”
Rabbimiz Yüce Kitabında bunu bize haber veriyor.”Şüphesiz dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız O size mükafatınızı verir.”
Sözün başında şairin,”iki kapılı bir han” dediği bu dünya, gerçekten bir müddet oyalanıp sonra gittiğimiz bir yerden başkası değildir.İbrahimEthem,Belh şehrinin sultanı iken bir gece kapıya bir yabancı geliyor ve ısrarla ben bu gece bu handa konaklayacağım diye tutturuyor.İbrahim Ethem dışarıya çıkıyor o yabancı adama diyorki “burası han değil ki benim sarayımdır.”Yabancı adamın cevabı düşündürücüdür.”Bu saray senden önce kimindi?”-“Babamın”- “Ondan önce?”-“O’nun babasınındı”-“Ondan da önce?”- “Her halde bir başkasınındı ne bileyim”-“Peki şimdi onlar neredeler?”-Hepsi de bu dünyadan göçtüler artık yoklar.” Peki herkesin bir müddet oyalanıp sonra da gittiği yer bir han değil de nedir?”

Bir gün biz de bize ait zannettiğimiz her şeyi bırakıp gideceğiz. Bütün sahip olduklarımızdan ayrıldığımız ilk anları anlatan bir şiirde bu gerçeği şöyle ifade etmeye çalışmıştım .

NEREDE


Bak, sesler kesildi herkes dağıldı,
Çekip gitti tüm dostların nerede?
Üzerin örtüldü toprak yığıldı,
Evin barkın mülkün varın nerede?

Bedenini sardı beyaz kefenin,
Toprağa değdikçe soğuyor tenin,
Türlü libasların var idi senin,
Ziynetlerin iftiharın nerede?

Güz gelir tarlaya tohum saçardın,
Yaz gelince orak alır biçerdin,
Türlü yemişleri daldan seçerdin,
Bağın bahçen gülün harın nerede?

Yıllar yılı bir yastığa baş koydun,
İşte bugün yastığını boş koydun,
Ayrılırken gözlerini yaş koydun,
Çok sevdiğin nazlı yarin nerede?

Hallerini seyretmeye doymazdın,
Hiçbirini incitmeye kıymazdın,
Onlarsız ağzına lokma koymazdın,
Oğlun kızın torunların nerede?

Hepsi çekip gitti kimse kalmadı,
Hiçbirinden sana fayda olmadı,
Mal bölündü daha tenin solmadı,
Sakladığın bunca kârın nerede?

Kul Hakkı der, Hakk’a etmedin kulluk,
Yolculuk var dedin almadın yolluk,
Şimdi işler kesat, kalmadı bolluk,
Soldu gitti o baharın nerede?

Bir gün hepimizin başına gelecek olan bu vakıadan önce yapmamız gereken bazı işler vardır.En başında İyi bir mümin,iyi bir insan,iyi bir arkadaş,iyi bir komşu…vs. kısacası Hakk’ın ve halkın sevdiği birisi olabilmek.Gerisi bizim değil zaten.Eğer bizim olsaydı alır götürürdük değilmi.Otobüsle bir şehirden başka bir şehire yolculuk yapan kişi yol boyunca çok güzel manzaralar,çok verimli topraklar,ırmaklardenizler,muhteşem binalar görse bunlar benim diyebilirmi?Sadece görür ve geçer gider.Vardığı şehirde muhteşem bir otele yerleşse, çıkarken orada olanları alıp götürebilir mi,götüremez.Neden?Çünkü kendisinin değil.
Dünya hayatı da böyledir.Çalışırızbiriktiririz.sonra bırakır gideriz.Onun için bu dünyaya bağlanmak yerine lüzumu kadar değer vermeliyiz.Nasıl olsa bir gün hepsini bırakıp gideceğiz.Peygamber Efendimiz, bir gün Abdullah ibn-i Ömer’e şöyle demiştir.”Dünyada bir garip,bir yolcu imiş gibi yaşa”.Bir başka hadis-i şeriflerinde de”Ben bir ağacın gölgesinde bir müddet gölgelenip sonra da kalkıp giden birisinden başkası değilim”.Hal böyle olunca, üç günlük dünya için gönül kırmanın sıkıntı yapmanın hiçbir anlamı yoktur.
Peygamber Efendimizin şu Hadis-i şerifi bu konuda yolumuzu aydınlatıyor.”Üç arkadaş kişiyi kabre kadar takip eder.Bunlar:kazandığımalı,ailesi ve dostları bir de ameli.İkisi geri döner biri mahşere kadar yanında kalır.Malı,ailesi ve dostları geri döner,ameli ise mahşere kadar onun arkdaşıdır.”.
Üç günlük dünya derler ya, aslında bir günlüktür.Çünkü dün gitti gelmez, yarın ya gelir ya gelmez elde kaldı bu gün.Öyle ise haydi bir güzellik yapalım. Sevgiden dostluktan kardeşlikten yana ne varsa paylaşmak adına harekete geçelim.Henüz vaktimiz varken güzel işler yapmaya çalışalım.Rabbimizn razı olacağı bir hayatı yaşamaya çalışalım.Hiç birimizin bir dakika sonrasına garantisi olmadığını ifade eden birkaç dörtlükle bitirelim
ÖMRÜM
Yine akşam oldu kapandı hesap,
Uzaklaşıp giden dün benim ömrüm.
Gecenin ziyneti yıldızla mehtap
Umudum yeni bir gün benim ömrüm

Mesafe dikenle gülün arası
Namedir mızrapla telin arası
Bir hece damakla dilin arası
Durdukça tükenen an benim ömrüm

Var mıdır kalmanın bir bahanesi
Seni oyalayan dünyanın nesi
Kul Hakkı saatte bir kum tanesi
Belki şu nefesle son benim ömrüm.
Bu haber 413 defa okunmuştur

:

:

:

: