Benim değil, bizim demokrasimiz

Türkiye beklediği yeni gündemiyle tanıştı.
Türkiye beklediği yeni gündemiyle tanıştı.
Demokratikleşme paketi Başbakan Sayın Erdoğan tarafından açıklandı.
Aslında bu açıklamalar daha önceden bekleniyordu ama tarih olarak sürekli ertelendi.
Sonuçta hafta başı itibarı ile Türkiye yeni bir döneme girdi.
AK Parti iktidarından buyana hızla değişen Türkiye’nin yeni açılımlarla, Kürt sorunu ve bununla ilişkilendirilen terör sorununu çözme yanında, inanç özgürlüğü ve özellikle Alevilikle ilgili adımları atması yönünde bir beklenti pompalanmıştı ülke geneline.
Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı ve devamı olacak dediği “Demokratikleşme Paketinin” öne çıkan başlıkları şu şekilde;
-Seçim sistemi ve siyasi partiler yasasında değişiklik yapılacak.
-Siyasi partilere üyelikte engel kalkacak.
-Farklı dil ve lehçelerde propaganda yapılabilecek.
-Nefret suçuna ağır ceza gelecek.
-Ayrımcılıkla mücadele de eşitlik kurulu oluşturulacak.
-Yaşam tarzına saygı TCK ile güvence altına alınacak.
-Klavyelere özgürlük, kullanılmayan ve başka dillere ait olan bazı harfler kullanılabilecek.
-Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim hakkı olacak.
-Köy isimlerindeki yasal engel kalkacak.
-Nevşehir Üniversitesi'nin ismi değişecek.
-Kişilerin özel bilgilerine güvence altına alınacak.
-Kamuda başörtüsü serbest olacak.
-İlkokullardaki ant kaldırılacak.
-Mor Gabriel Manastırı'nın arazisi iade edilecek.
Elbette hepsi de önemli ama Türkiye kamuoyunda beklentiler tam olarak karşılanamadı.
Türkiye de beklenti içinde olan o kadar çok kesim var ki hepsini memnun etmek tabi ki mümkün değil.
Yukarıda saydığım maddeler esasında Türkiye’nin bazı bölgelerinde uygulanıyor ama yasal mevzuattan yoksun olarak.
Bir şeyler yapmak üretmek, hiçbir şey yapmamaktan iyidir.
Üstelik yanlış bile olsa.
Aslında Türkiye de AK Parti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın farkı bu noktada ortaya çıkıyor.
Önümüzdeki günler bu paketin daha iyi irdelenip de eksik veya yanlış yönlerinin ortaya çıkması anlamında daha iyi bir analiz yapılabilecek.
Esas olan bu paketin AK Partinin değil Türkiye’nin paketi ve demokratikleşme yolundaki adımı olmasıdır.
AK Partinin en önemli yanlışı buradadır.
Paket tam bir sır olarak korundu.
Hatta bazı AK Partili yetkililerin bile içerikten tam olarak haberinin olmadığı bilgileri Türkiye gündemini içinde bulunduğumuz süreçte meşgul ediyor.
Paketin anlatıldığı basın toplantısına muhalif gazete ve gazetecilerle yazarların çağrılmaması da “demokratikleşme” sözcüğünün özüne aykırı bir durum oldu.
Söylediğim gibi beklenti çoktu.
Kürt ve terör sorununa çare bulma adına atılan adım olan “müzakere” sürecinde bu sorunun özüne daha çok inecek açılımlar daha önde olması muhtemel bir demokratikleşme paketi düşüncesi yaratmıştı.
Bu anlamda biraz tatminkarlıktan uzak bir adım olmuş.
Genel olarak bakıldığında özellikle AK Parti tabanının yıllardır sıkıntı yaşadığı konulara daha çok öncelik vermiş bir havası var yeni paketin.
Özellikle başörtüsü konusu ve okullarda ant okunmasının kaldırılması çok tartışılıyor ve çokça tartışılacağa da benziyor.
Paketle ilgili Türkiye televizyon kanallarındaki değerlendirmeleri izlerken Diyarbakır’dan bir annenin “oğlumu dağdan indirecek bir paket bekliyordum” sözleri söylediğim gibi özellikle terör konusunda daha farklı düşünceleri ön plana çıkarmakta ve yetersiz noktalara işaret etmekte.
Demokratikleşme derken elbette devletin yasal gücünü kullanma konusu da önemli.
Çok değil birkaç ay önce “Gezi parkı” olayları diye bilinen gelişmelerde devletin polis gücünü nasıl hoyratça kullanıldığını gördük.
Biber gazının insanlara karşı nasıl kullanıldığını tanık olduk.
Demokratikleşme paketi açıklayarak Türkiye’yi yepyeni bir sürece götürmek için yola çıkan hükümet geçtiğimiz günlerde “Biber gazı” üretimi yapma kararı alması da bu paketle zıtlaşan bir başka nokta.
Söylediğim ve altını çizdiğim gibi bu paket başlangıç ve arkasının tartıştıkça geleceği söyleniyor.
Alevi vatandaşlar için ayrı bir açılım paketinin çalışmalarının da halen sürdüğü açıklandı.
Bunlar bir bütün olarak değerlendirilmeli.
Ve hemen şimdiden önyargılı olarak eleştirmekte tabi ki yanlış.
Ama daha önceden söylenen, yarım kalan, tamamlanmayan, arkası getirilmeyen birçok konu da hükümete karşı olan güveni ve samimiyeti tartıştırıyor.
Türkiye’nin tüm kesimlerin bir çatı altında birleşeceği, ayni değil ama benzer önerilerin tartışılacağı gerçek anlamda demokratik koşullarla varılacak fikir birliklerine ve bu yolla ortaya çıkacak beraberliğe ihtiyacı var.
Hükümet gerçek anlamda tüm kesimleri kucaklayarak adım atma ve ülkeyi çok sesliliğe kavuşturma niyetindeyse bu paketi benim değil bizim mantığıyla oluşturmalı.
Ben yaparım olur düşüncesi daha fazla kutuplaştırmayı getirir.
Gerçek niyet ve amaç zamana kalmış.
Bu noktada darısı bizim başımıza, Kıbrıs’ın kuzeyinde olumlu, yapıcı, üretken bir tartışma kültürüne ihtiyacımız var.
Her konuyu, her bakış açısıyla değerlendirmeli ve ortak noktalarda müşterek söylemler üretmeliyiz.
Toplumun her kesiminden, her türlü siyasi görüşten, anlayıştan faydalanmalıyız.
Küçük bir ülke ve nüfusun avantajından maksimum düzeyde kazanç elde etmeliyiz.
Beklenti haline gelen yasalar raflarda kalacağına, sığ düşüncelere hapsedileceğine, yanlış da olsa, üretme anlamında zaman kaybetmeden ve cesur adımlarla hayat bulmalı.
Yanlışı yapmakta sonuçta katkı koymaktır.
Yanlışlar da olacak ki doğru bulunsun.

Bu haber 490 defa okunmuştur

:

:

:

: