Araplara satılan kızlarımız

Çok uzun zaman oldu kalemim hiç susmadan yazıyorda yazıyor.
Çok uzun zaman oldu kalemim hiç susmadan yazıyorda yazıyor. Kırıldığı, üzüldüğü anlarda bile susmadı... Yazmak, kitap okumak bana o kadar çok huzur veriyordu ki içim rahatlıyor. Kendimi mutlu hissediyorum. Bazen elimin altında dört beş kitap değişe değişe okuyarak bitirmeye çalışırım. Bazende tek kitap beni öyle yerlere taşır ki içim acır gözlerim dolar, taşar ve o yaşanan gerçek yaşanmışlıkların karşısında mantığım durur. Hiç bir anlam veremem bir yanda bolluk, bereketin içinde yaşanan hayatlar öte yandanda adını koyamadığım fakirliğin acımasızlığı. Acıların içinde yoğrulan sayısız insanlar. Uzak çok uzaklara kaçsalar, gitselerde acıları hiç dinmez. Sanki dünyaya çile çekmek için gelmişler. Kimi insanlarda eğitimli ve güçlü olduklarını sanarak bir çok insanların başarılarını hazmedemeyerek sinsi sinsi kötü davranışları ile kırıcı ve yıkıcı olurlar. Aslında bu durumda olan insanlar acınacak, kendi kendine zarar veren insanlardır. En büyük düşman ve dost insanın ta kendisidir. İyi düşünmek, olumlu bakmak, güzel görmek, başkalarını takdir etmek, başkalarına iyilik yapmak erdemliktir!.. Kitapların sesine kulakvermek, kitaplarla yoğrulmak, sayfa sayfa yaşamak insanı çok farklı kılar. Her gün binlerce kitap vitrinleri, kütüphaneleri, süsler, bu kitapların arasında öyle kitaplar var ki bir güneş gibi okudukça aydınlanır, bilginize bilgi katarsınız, ruhunuz okşanır ve halinize şükredersiniz. Doğru nefes alabilmek... İyi bir anne, babanın evladı olabilmek, doğru zamanda doğmak, çok güzel bir yolda emin adımlarla yürüyebilmek... Son zamanlarda damgasını vuran dördüncü baskısı olan elimde mükemmel bir kitap var. Beni öyle etkilediki yaşanan acı yüklü hayatların karşısında insanın etkilenmemesi mümkün mü? Yıllar önce Kıbrıslı kızların araplara satıldığını ve bir daha ülkelerini, sevdiklerini görmeden göçüp gittiklerini biliyorduk da bu denli acılı hayatların yaşandığını bilmiyordukda bu denli acılı hayatların yaşandığını bilmiyorduk. Yazarın kaleminden sevgili Neriman Cahit...
Acı acının derini... Daha da derini... Bunlar nasıl anlatılır ki sözle... Hele de 60-70 yıl önce bilmediği bir kültüre daha çocuk yaştan, çoğu kezde kendinden büyük erkeklere satılan kızlarımızın durumunu. Yani acının çok ötesini... Ölümün, resmini yazarak, geçmiş zamanlardan şimdi ki zamanlara aktarmak … Öylesine küçücük öylesine çocuk yaşta... Annesinin yaptığı bubbalarla oynamak yerine... O uzaklarda çok uzaklarda kendi küçücük bedeninde üreyen bir bebekle kalakalması... Onu nasıl yetişterceğini bilmeden... Yanında anası yok ki, sormadan... Çocuğuna, anasının kendisine söylediği ninnileri söyleyemeden... Ama bir gerçeği de şöyle söyler o kocaman kocaman – onun hiç okuyamadığı kitaplar- insan nereye giderse gitsin, doğduğu, büyüdüğü ve içine kök salan kültürü asla unutamaz... Hep onu taşır benliğinde, hep taşır onları taaa orada, derinliklerde... Evet onların çoğu da o kültürü hiç unutmamışsa da hep içlerinde taşıdılar... Büyütemediler, paylaşamadılar ve hep o duygu içinde büyüdüler... Hep o duygu içinde büyüttüler çocuklarını... Ağır bir acı, hasret ve özlemle... Varlıklarını, var olduklarını ne anlayabilmiş ne de anlatabilmişler... Çoğu, tek bir haber alamadan, doğdukları yeri çok sevdikleri ailelerini bir daha göremeden ölüp gittiler ve çoğunun nerede gömüldüğü bile bilinmedi. Çünkü tek göç yollara düştüler. Hani başladı mı eğer, gücün yoksa ve durduramazsan şansızlıkları, felaketleri, sürer gider derler ya, bunlarınki de sürüp gitti... Ta o tepeden tırnağa siyahlara bürünüpde kendilerini tamamıyla dine- Tanrıya verdikleri son demlerine kadar, çoğu yalnız öldü... Çoğunun bugün mezarı dahi bilinmiyor; ama zaten o mezara sahip çıkacak birileri de pek yok... Aradaki denizin her iki yakasından da yok... Helede denizin öte yanından...
O, adına Kıbrıs denen Cezire'den... Bir ömür bou özlemini çektikleri... Hasret öldükleri... Kendi küçük ama sevdası büyük adadan...
O yaşayamadı çoğu... Ona ayak basıp yüzlerini toprağına süremediler ve bağışlayamadılarda... Öncelikle kötü kaderlerini, sonrada kendilerini... Bu kötü kadere mahkum edenleri de.
İşte bu kitap onların acılı ömürlerine adanmıştır... Her insanın okuyup bu acılı gerçekleri öğrenmeli... Teşekkürler sevgili Neriman Cahit …

Sizi Seviyorum...
Bu haber 4945 defa okunmuştur
  • Ulvi Keser  Lefkoşa - 09.10.2013 'Araplara satılan kızlarımız' konusuyla ilgili olarak hemen aynı dönemde yayımlanmış bir başka çalışma -bir yüksek lisans tezi-daha vardır ve bilimsel bir çalışmadır. Aynı konuda ve sanki birbiriyle yarışırcasına iki kitabın ardı ardına çıkması Kıbrıs Türk yazın hayatının yoğunluğu ve coşkusu değil mal bulmuş Mağribi gibi alın da kaçan mı usulünden yapılan ve maalesef yanlış yapılan bir keyfiyettir. Konuyla ilgili müthiş bir eleştiri yazısı bu kitapların yarışırcasına aynı günlerde çıktığı dönemde bir yazarımız tarafından kaleme alınarak yapılanın çok da şık olmadığı ve daha da ötesi buram buram plagiarizm koktuğu da belirtilmişti. Işıltılı sözlerin arkasında bazen düşünüldüğü gibi bir görüntü olmuyor bazen.

:

:

:

: