İyi idare yasası

İyi bir idareye ihtiyacımız var.
İyi bir idareye ihtiyacımız var.
Hatta her alanda iyi idarelere ihtiyacımız var desem daha doğru olacak.
Bu sadece siyasi partiler veya iktidarlar anlamında seslendirilmiş bir düşünce değil.
Devlet yapısı ve sistemi çalışma, iş yapma, üretme amacıyla disiplini bir şekilde dinamik bir zemine ulaşamıyor.
Devlet olmanın gereklerini ve devletin gücünü hissedememek her anlamda ki güvensizliği besliyor.
Bu güvensizlik tabi ki siyasal yönetimlerin tutarsızlığıyla da ilgilidir.
Devletle işi olan herkes bir önyargı ile yaklaşır önce.
Bu önyargı yanında, devletin her daim bir adım önde olma avantajı günün sonunda en baştan kaybetmeyi bir kural haline getirir.
Özellikle alacak vereceklerde devlet hep haklı ve hakkını sonuna kadar arayan pozisyonunda iken vatandaş da hep sırasını bekleyen mağdurdur.
Devletle alacak verecek ilişkisi içinde olanların dilinde bildik sözler var;
“Eyvah” veya “eksik olsun”.
Bu yaklaşım haksız mı?
Değil elbette.
Bütün engeller devlette, ağır ve yavaş bürokrasi, iş bilmezlik, vurdumduymazlık, ilgisizlik ve ilk şart bir tanıdığı olması.
Her kademe, hemen hemen her mevki görev almaya başlanılan ilk günden siyasi tercihe bağlı.
Tek kriter desteklenen siyasetin iktidarda olması ve o iktidara olan yakınlık ve de bağlılık.
Hal böyle olunca tüm yanlışlar, tüm suistimaller “partili” ayrıcalığı ile unutuluyor, unutturuluyor.
Liyakat sisteminin olmaması, işe göre adam değil, adama göre iş yanlışının bir mekanizma olarak çalıştırılması ve bu düzenin bir şekilde benimsenip, içselleştirilmesi ve de vazgeçilememesi adeta bir kilit vuruyor ters düşüncelere.
Bunun yanında hiçbir idarecinin, hiçbir yanlışa taraf yapılmaması, yargılanmaması, hesap vermemesi, olan olur, olduğu yerde kalır mantığının bir sistem olarak tıkır tıkır çalışması, kimsenin buna dokunmaması en başta “iyi idare” imajını zedeliyor.
Hal böyle olunca iyi idareden bahsetmek mümkün mü?
Mümkün değildir.
Bugün için ülkeyi ilgilendiren ilk konu ekonomik durumdur.
Halinden memnun olmayan ve azımsanmayacak bir kitleyi oluşturan önemli kesimler var.
Üretici, sanayici, memur, işçi bugün itibarı ile yıllarca geriye gitmiş durumda.
Sürdürülemeyecek bir yapıyı, yıllarca sürdürme inadıdır bugünkü ortamı yaratan en önemli etken.
Popülizm hastalığı, en başta devlet olmanın ciddiyetini bitirdi.
İyi idareleri, iyi kamu sistemini, iyi eğitim sistemini, iyi sağlık politikasını yani iyi olması gereken her ne varsa bu hastalığın pençesinde kaybettik.
Bu durum sadece kötü idare edilmekle ve kötü idarecilerle ortaya çıkan bir durum değil.
Bu durumu beslemek, büyütmek, söz geçirememek, faydalanmak, her defasında kötü idarecileri bir daha diyerek ödüllendirmek de günaha ortak olmaktır.
Ve bugünkü ortamın yıllarca ortağı olundu.
Yani sadece idareci olanlar değil, onları kötü idareciliğine rağmen yinede yıllarca olduğu yerde tutanlarda payına düşeni almalı.
Tamam, Kıbrıs sorunu en önemli sorunumuz hatta sorunlarımızın anası.
Peki, kuzey Kıbrıs sorununu niye yarattık?
Türkiye ile uyumlu Kıbrıs politikası güdüyoruz.
En azında söylenen bu.
Türkiye ile uyumlu bir kuzey Kıbrıs politikası güdüyor muyuz?
Hayır.
Kıbrıs’ın kuzeyiyle ilgili hiçbir konuda fikir birlikteliği yok.
Ekonomi bugün için en önemli sorun demiştim.
Konu ile ilgili imzalanan protokoller sorun mu, evet sorun.
Eğitimde atılan bazı adımlar sorunlu mu, evet sorunlu.
Fakat yine de yapılıyor.
İyi idareciler bu gibi sorunları engelleyen ya da en müşterek noktaya çekenlerdir.
İyi idareciler hesap veren, kamusal görevini şeffaflıkla yapandır.
Hükümetin gündeminde İyi idarecilikle ilgili bir yasa hazırlığı var.
Mutlaka faydası olacak.
Söz konusu yasa;
Topluma katılımcılık, denetleme, hesap sorma ve hak arama noktasında ayrıcalık tanımayı amaçlayan bir yasa anladığım.
Topluma hak aramadaki zorluklar, idarecilerede başına buyruk davranışlar noktasında bir motivasyon sağlama özelliği sağlayabilecek.
Tek başına yeterli mi?
Hayır.
Özellikle kamudaki idarecilerde “siyasi tercih” özelliği ortadan kaldırılmalı.
Yani popülizm.
Liyakat sistemi her türlü bedel göze alınarak uygulanmalı.
Hiç olmazsa mümkün olduğu kadar, gidilebildiği noktaya kadar götürülmeli.
Siyasi tercihle, iktidar koruması altında olan idareler ve idareciler karşısında dava açmak, hak aramak hele hele mahkemelerin, davaların çok ağır ilerlediği bu mekanizma da ne kadar mümkün?
Elbette detaylarla bütününü görememek, iyi niyeti sorgulamak anlamsız ve gereksiz.
Ama olumlu bir adım atılırken tüm etkenlerle düşünmek ve bütünsel bir çözüm üzerinde, genel olarak odaklanmak daha faydalı olabilir.
Yine de olmayan fakat şeffaf ve demokratik bir yönetimin bunu göstermek için önemli bir adımı olan bu girişim desteklenmeli.
Bu noktada resmin bütününde ilk sorun olarak görülen;
Kamusal yönetimde, liyakat yani hak ederek değil, siyasi tercihe göre belirlenen yönetim kadrolarının olmasıdır.
Bu anlayış değişmedikçe yapılan yasal düzenlemeler sadece kâğıt üzerinde kalır.


Bu haber 611 defa okunmuştur

:

:

:

: