Kıbrıs Türkiye’nin seçim malzemesi olursa yazık olur

Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde ciddi anlamda umut var mı?
Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde ciddi anlamda umut var mı?
En çok kafa yoran soru bu.
Bu soru önümüzdeki günlerde cevap bulacak.
Hiç konuşulmayan ya da konuşulmak istenmeyen nokta ise şudur;
Bu süreç de başarısızlıkla sonlandırılırsa, adanın geleceği nasıl şekillenecek.
Bizim için hayati mesele bu.
Kırk yıl daha bu düzen hayatlar çalmaya devam mı edecek.
Kırk yıl daha bu yarım yamalak coğrafyada insanlar bir birinin üzerine basarak yükselmeyi bir yaşam tarzı olarak sürdürmeyi yaşamak mı sayacak?
Türk tarafında iyimserlik, hatta kararlı bir tutum gözlemlenirken, Rum tarafında tam tersi bir durum söz konusu.
Müzakerelere yeniden başlama adına Türk tarafı tarih bile telaffuz ederken, güney kamuoyu bunu bir oldubitti ve baskı olarak görüyor.
Güney yönetimi içinde bulunulan ekonomik sıkıntıların, Kıbrıs sorunu için bir dezavantaj ortam yaratmaması ve bu durumun Türk tarafınca kullanılmaması için sürekli olarak müzakereleri tarih anlamında öteliyor.
Türk tarafı ise hem kuzey Kıbrıs, hem de Ankara hükümeti düzeyinde olayı canlı, istekli ve hareketli tutmanın yollarını arıyor.
Ya da görüntüyü öyle veriyor.
AK Parti hükümetinin ilk iktidar dönemindeki gibi bir arzulu hali son günlerde yeniden mevcut.
Aslında bu durumu Türkiye’de son dönemlerde atılan adımlarla da bağdaştırabiliriz.
Demokratikleşme paketi ile beklentilerin karşılanmadığı bir gerçek ama beklentilerin en olduğu da bu noktada önemli.
AK Parti kendi tabanına gerçek anlamda demokratik ve özgürlük sunmuş bu pakette.
Özellikle türban serbestliği Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir adım.
Bunun yanında askerlik süresinin kısaltılması da atılan ciddi adımlardan.
Çalışanların ücretlerinde yapılan düzenlemeler de bir anda “düğmeye basıldı” izlenimini besliyor.
Nedir basılan düğme?
Tabi ki önümüzdeki aylarda yapılacak yerel seçimler.
AK Parti hükümeti işi oldukça sıkı tutmaya başladı.
Bu durum bir telaş halini de yansıtıyor.
Özellikle “Gezi Parkı” olaylarından sonra ortaya çıkan ortam Ak Parti hükümetini imaj ve güven anlamında oldukça sarstı.
İktidarının ilk yıllarındaki tutumunu değiştirmemiş, çevresiyle ve kendi içiyle, değerleriyle, tüm toplum kesimlerinin öncelikleri, inançları, daha paylaşımcı, daha kucaklayıcı bir iktidar politikası güdülmüş olsa ve intikam alma yerine demokrasi gücünü gerçek anlamda güçlendirerek büyümeyi seçse idi AKP çok daha farklı yerlerde olurdu.
Hesaplaştığı güçlerle hesabını bitiren AKP şimdilerde uyuyan bir devi adeta uyandırdı.
Türkiye de AKP’ye karşı bugün iki bakış açısı var.
Sevenlerle sahiplenenler ve tam zıt olarak karşı duranlar.
Yani ortası yok, çekimser yok.
Bunu yaratan ve kabullenen bir AKP anlayışı var.
Peki, Kıbrıs.
Yine iktidarının ilk zamanlarında buradaki yapıyı kırmak, burada ki hesapları görmek ve aslında kendi düşüncelerini daha rahat uygulamak için yürütülen yeni Kıbrıs politikasını, amacına ulaştıktan sonra bırakmak, tam ters bir yöne sapmak ve şimdi yeniden Kıbrıs sorununu çözmekte ortaya irade koymak, bu nasıl yorumlanabilir?
En çok korktuğum ve aklımdan geçen düşünce şu;
Kıbrıs konusu yeniden Türkiye’nin iç seçimine malzeme yapılmaya mı çalışılıyor?
Öyle olursa çok yazık olur.
Çünkü bu sorunu AKP çözemezse Türkiye’deki hiçbir siyasi yapı çözemez.
Türkiye de yaşananları, yaşatmaya irade koyan AKP, Kıbrıs sorununu da çözmede irade gösterir gibi duran ve daha da ileriye götürebilecek tek siyasi merkezdir.
En azından bu şu an için tek gerçektir.
Eğer bu düşünceler, bu umutlar ve heves ziyan edilirse gerçekten çok yazık olur.
Bunu Türkiye’deki diğer siyasi partiler de farkında.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu geçtiğimiz gün bir açıklama yaptı ve “Kıbrısdavamız Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oyuncağı ve Sayın Davutoğlu'nun can simidi değildir' şeklinde bir düşünceyi seslendirerek gündemin alt sıralarına atılan Kıbrıs konusunun neden yeniden gündeme taşındığını sordu.
Sayın Loğoğlu ile geçen yılın aralık ayında, Ankara da CHP Genel merkezinde bir söyleşi yapmıştım.
Yine bu sayfalarda okuduğunuz söyleşide Mersin kapısında yaşanan sorunlar ve kuzey Kıbrıs spor kulüplerinin Türkiye’deki spor organizasyonlarına alınmaması konusunda girişim yapmayı düşünüp düşünmediklerini sormuştum.
Aldığım cevap “Bu konularla ilgili pek bilgim yok. Daha detaylı anlatırsanız elimizden geleni yaparız” şeklinde olmuştu.
Ve devam etmişti Sayın Loğoğlu; “Kıbrıs konusunda kamuoyu oluşturmalıyız, sıkıntıları TBMM’de daha fazla gündeme getirmeliyiz. Sıkıntıların özünde gümrük birliği anlaşması, uluslar arası spor örgütlerinin ambargosu var. Bu ambargolar Gazze’den daha acımasız. Bu konudan şuan ki Türkiye iktidarı yani AK parti sorumludur. Bu konularda yapılması gerekenleri yapmıyorlar. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Neden söyleyebilirim? Çünkü diğer konulara gelince herkese akıl veriyorlar. Ama Kıbrıs konusunda güney Kıbrıs’ın doğu Akdeniz de araştırmalarına gelince gürlüyorlar ama arkasından bir şey çıkmıyor. Eğer söylendiği gibi güçlüysek Kıbrıs Türk Halkının sorunlarını çözelim. AB referandum sürecinde sözler verdi. Doğrudan ticaret konusu mesela. Bunların yerine getirilmesi için baskı uygulanmalı. Özellikle Türkiye-AB ilişkilerinde artık beklenti yok. Hiç olmazsa Kıbrıs konusunda baskı yapılabilir”.
Kıbrıs konusu Türkiye kamuoyunda iç siyasette malzeme olmaya devam ediyor.
Kıbrıslı Türklerin sıkıntı ve beklentilerinden bir haber olan Türk siyasetçiler ve siyasi partiler birbirlerine karşı adeta Kıbrıs aslanı kesiliyorlar.
Ama görüldüğü gibi sözden hamasetten öte giden bir şey yok.
Esas sıkıntılardan haberleri bile yok.
Sonuç olarak değişen bir şey olmuyor.
Milli dava da yılların yaratması gereken bir birini tanıma ilişkisi bile yarım yamalak.
Herkes işine gelen tarafıyla kabullenmiş bir birini.
Oysa ilk yapılması gereken kimin ne istediğini iyi anlamak ve saygı duymak.


Bu haber 568 defa okunmuştur

:

:

:

: