Cengiz Topel’in adına yakışmadı

Bayram bir anlamda da tatil bitti.
Bayram bir anlamda da tatil bitti.
Dün itibarı ile kuzey Kıbrıs normale dönmeye başladı.
Bayramın üçüncü ve dördüncü günü ADA TV de öğleden sonra program yaptım.
Sevgili Derviş Doğan ve Armağan Candan ile ülkeyi, hayatı konuştuk.
Bir başka sohbet ortamında ilginç bir konuya müdahil buldum kendimi.
“Önümüzdeki yıllara ve nesillere bırakacak yapı anlamında eser yarattık mı?”
Soru bu.
Bu soru sadece bizim için geçerli değil.
Bugün sadece övünmekle değer verdiğimiz eski yapıların yerine veya onların üzerine ne yapıldı ki bunca yılda.
Hiçbir şey, hatta var olanları da, var olduğuna pişman ettik.
Daha öncede yazmış ve söylemiştim.
Biz bu ülkeyi sahiplenmedik.
Sahiplenemiyoruz.
Belki de bunun birçok sebebi vardır.
Ama olmuyor gerçek bu.
Günün sonunda çözümsüzlüğün en kötü tarafı ile yüzleşiyoruz.
Neyin bizim, neyin başkasının olduğunu bile bilmiyoruz.
İşte bu bilinmezlik ve belirsizliktir vurdumduymazlığımızı besleyen.
Bayram sonrasında ki hafta sonu, Lefke ve Yeşilırmak’a kadar kuzey Kıbrıs’ın batısını dolaştım.
Güzelyurt, Güneşköy, Aydınköy, Gaziveren, Doğancı, Yeşilyurt, Gemikonağı, Lefke, Bağlıköy, Yedidalga, Bademliköy ve en nihayetinde Yeşilırmak.
Hepsinin de kendine özgü güzelliği ve özelliği var.
Bir anda çıktım gittim.
Yol boyunca durdum, denizin o güzel kokusunun ve temiz havanın tadını aldım.
Bademliköy de bir mekân.
Büfe tarzı bir yer.
Dışarıda oturan insanlar, bir şeyler atıştırıp, bir şeyler içiyor.
İçeriden güzel müzik sesleri ve yemek kokuları geliyor.
Darbuka ve keman eşliğinde şarkı söyleyen bir gurup insan.
Çok güzel bir ortam, insan gerçek anlamda bir anda birçok şeyi unutup rahatlıyor, iyi ki gelmişim diyor.
Anne, baba ve kızları çalıştırıyor büfeyi.
Genç kız sipariş alıp hazırlıyor ve servisi de yapıyor.
“Buralarda bakkal bile yok. Bir tek bu büfe var. Buradaki insanların tek eğlencesi bizim bu yerimiz. Düşünün buralarda internet bile yok” diyor.
Yol üstünde burası, yoldan geçen Türk ve Rum plakalı araçlar duruyor sık sık ve alışveriş yapılıyor.
Geri dönüş yolunda Gemikonağı çıkışında durdum.
Yüzbaşı Cengiz Topel’in anıtının önünde.
Uzun zamandır gitmemiştim.
Açıkçası üzüldüm.
Üzüntüm, buranın olması gerektiği şekilde olmamasından.
Yerlere döşenmiş taşlar temiz ve güzel fakat maalesef bakımsız.
Oturma yerleri harap olmuş, dökülmüş, aydınlatma direkleri yıpranmış, boyasız kalmış, lambalar kırık dökük.
Ve etraf tam anlamıyla pislik içinde.
Çöp bidonlarından taşan çöpler her yerde.
Kimseyi suçlamak, hedef göstermek için yazmıyorum bunları.
Öyle bir niyet veya alışkanlığım yok.
Ama yakışmıyor.
En başta Şehit Yüzbaşı rahmetli Cengiz Topel’e ve elbette bize yakışmıyor.
Kimdir, Cengiz Topel?
Kıbrıs Barış Harekâtında şehit olan ilk havacıdır.
Nasıl şehit olduğu ise hala daha konuşuluyor.
Barış harekâtının kilometre taşlarından ve önemli değerlerinden biridir.
Adı Gemikonağı ile Yeşilyurt arasındaki hastaneye verildi, yine bu bölgede paraşütle indiği noktaya anıtı yapıldı.
Zaten anlatmaya çalıştığım yer de burası.
Burası ve benzeri yerlerin çiçekten geçilmemesi, yemyeşil, tertemiz ve insanı duygulandıran, tüylerini diken diken eden bir durumda olması gerek.
Yetkililer, görevliler elbette görevini yapacak.
İlk sorumluluk onların.
Peki, bizlere de düşen görevler yok mu?
Buraları kirleten, kırıp döken, umursamayan, sahiplenmeyen bizler değil miyiz?
Bu haber 596 defa okunmuştur

:

:

:

: