Bize yakışanı yapmak

Kıbrıs değişti.
Kıbrıs değişti.
Tabi ki insanımızda değişti.
Belki de değiştirilmek istendi.
Özellikle de kuzey de kalan bölümü.
Değişim zamana ve ihtiyaçlara göre tabi ki kaçınılmaz bir gelişme.
Ama temel değer ve dengeler korunmalı, üzerlerine titrenmeliydi.
Kurulan ve yıkılan ya da yarım bırakılan bir Cumhuriyet.
Bağımsız ve bağlantısız olduğumuz sadece birkaç sene.
Ondan önce İngiliz idaresi.
Ondan sonrası tamamen adaletsiz ve benden olanlar olmayanlar diye yaratılan hoyrat bir düzen.
Tarihin hiçbir döneminde kendi kendini yönetmemiş bir toplum.
Tam da oldu yönetende, belirleyen de biziz derken, yüzümüze vuran acı gerçek;
Politikacıların çekişmesi, siyasi parti tartışmaları, iktidar paylaşımı kavgası, ipleri ve iradeyi kaybederken bunların gölgesinde yaşanan gerçek hayatlar.
“Ne Libya’yız, ne Suriye ne de Irak. Durumumuzdan şikâyetçi olmamalıyız. Bizden beterleri var. Türkiye’de istediğimiz her yere gidebiliyoruz. Güneyin pasaportu ile başka ülkelere girebiliyoruz. Halimizden memnun olmalıyız. Güneyin durumu ortada. Yunanistan’la beraber battılar. Birçok AB ülkesi bugün krizle boğuşuyor.”
Böyle söylemişti bir politikacı.
Bende sormuştum;
Peki, neden daha iyisi olmadı?
Cevap; “Ambargolar”.
Üretmek lazım, kendi kendimizi yiyip bitirerek gelinen nokta ortada.
Üretmek derken genel anlamda bahsediyorum.
Mazeret aramadan, kolaya kaçmadan, zorluklara sırt dönmeden, korkmadan üretmek, çare aramak iyisi ve kötüsüyle bir şeylerin ucundan tutmak, budur bize yakışan.
Meclisten, tarlaya, siyasal yönetimden, fikir ve düşünceye kadar her noktada üretmek, paylaşmak.
Kendi kendimizi yererek, kasaba politikasını hayatın her alanında yaparak sadece zamanımızdan çalıyoruz.
Kim kazanıyor? Kimse, sadece hamaset.
Üretmeyen bir sistemin kimseye faydası olmaz.
Aynen üretmeyen bir insanın kendine bile faydası olmadığı gibi.
Üretmek derken, laf kalabalığından, dedikodudan bahsetmiyorum elbette.
Konuşmayı ve uzlaşmayı unuttuğumuz bu memlekette aslında en zor olanı yapıyoruz.
Gerçekten zordur;
Sıkıcılığı, ayrılıkçılığı, uzlaşmazlığı, değişmemeyi bir kader haline getirip ülkenin başına musallat etmek.
Toplum olarak da en başta bunu anlamalı ve talep etmeliyiz.
Bir yerde bulunmak, bulunulan yerde gerçek anlamda var olunduğu anlamına gelmez.
Sırf zaman harcamak için de bir yerde olunabilir.
Bulunulan noktaya tüm enerjisiyle hayat vermektir önemli olan.
Boşa ve gün geçsin mantığıyla harcanan enerji ortak kazanım noktalarında birleşse hiç olmazsa kendimiz için en iyisini yapmış oluruz.
Bu gerçek en baştan başlamalı.
Siyasal iktidarın da, muhalif siyasetinde bir amacı olmalı.
İkisi de birbirinden ayrılmaz.
Devlette esas olan devamlılıktır.
Bir önceki yönetimi suçlamak, yapılan hataların tekrarlanması açısından bir avantaj sağlamaz.
Yeni yönetimi yerden yere vurmak, geçmişte yapılan hataları unutturmaz.
Bunlar gerçek anlamda üretmenin yerini tutmaz.
Mutlaka dersler alınmıştır.
Hem geçmişten, hem de hatalardan.
Şimdi beklentilere cevap vermenin zamanıdır.
İçinde bulunulan ortam ve zaman ortak noktaları artırmak için uygundur.
Toplumun da beklentisi bu yöndedir.
Geriye kalan, üretme yetkisini alanların bu yetkiye sahip çıkmasıdır.

Bu haber 595 defa okunmuştur

:

:

:

: