Reform hükümeti sözde kalmasın

Pazartesi günü Meclis’te tartışma konusu oldu.
Pazartesi günü Meclis’te tartışma konusu oldu.
Cep telefonlarına ödenen ücretlerin pahalılığı.
TDP Genel Başkanı Sayın Çakıcı konuyla ilgili olarak “En pahalı faturaları ödüyoruz” dedi.
Bu cümle aslında bize yabancı değil.
Sık sık kullanılıyor pek çok şey için.
Mesela elektrik faturaları, resmen can yakıyor, her zaman söylediğim gibi adete ev kirası kadar.
Mesela akaryakıt, yapılan zamları artık takip edemiyoruz.
Otomatiğe bağlanmış.
Uçuş ücretleri örneğin, birkaç şirketin insafına bırakılmış bir sektör.
Özelleştiridiği söylenen tek havalimanı, değişen, gelişen, eli yüzü düzgün birşey yok ama sözde hizmete, özde ücretlendirme.
Yazının bu noktasında iken bir arkadaş aradı.
“Markette alıveriş yapmaya çalışıyorum” dedi önce.
“Duydun mu? Bu ay maaşlarda yokmuş. Türkiye kaynak aktarmamış. Şu domatesin fiyatına bak, hele allahın hıyarı 5 TL”.
Bir liman uzaklıkta kuruş değeri olan malzemeler, sebzeler bize gelene kadar altın değerinden hesaplanıyor neredeyse.
Yıllarca üzerimizden sağlanan rant düzeni, sadece birilerinin zengin olma hayallerini gerçekleştirdi.
Eğitimin, sağlığın paraya bağlandığı gibi herşey parası olan için yaratılmış bu ülkede.
Herşeyin en pahalısını, üstelik tartışılan kaliteden kullanamak.
Bunun sonucunda da;
Kuzey Kıbrıs’ın her anlamda yaşadığı olumsuzlukları kazanca çeviren düzen fırsatçılarının yol bulması.
İşin kolayına kaçmayı bir sistem olarak büyütmek ve en sonunda altında kalmak.
Yaşadığımız bu.
Yükleyin bu halka tüm beceriksizliklerin, tüm sorumsuzlukların günahını, bedelini.
Yükleyin kapalı bırakılmanın, saçma sapan gündemlerle yaşadığını zannettiği fakat harcadığı hayatının bedelini.
Mücadele verdik, yılmadık, yıkılmadık, direndik ama denizi geçmişken derede boğulduk.
Sorumlu mu, sorumlu çok.
En başta düzeni yaratanlar, fırsatçılar, hesap sormayanlar ki en başta hiç sesini çıkarmadan maddi, manevi her türlü bedel ödemeye alışmış bu toplum.
Öder öder, elektriği de öder, telefonu da öder, hıyarı da öder, benzini de öder, okulu da öder, hastaneyi de, batırılan kurumların zararını da, hepsini öder üstelik hiç itiraz etmeden.
Sayın Başbakanın da bir hatırlatması oldu.
Elektrik ücretlerine 2011 yılından buyana zam yapılmamış.
Şimdi, bu bir mazeret mi, hazırlık mı, yoksa kılıf mı?
Kimse de söylemiyor;
Çalışanların maaşlarına da yıllardır doğru dürüst zam yapılmadı.
Alım gücünün ne kadar düştüğünü, hayat pahalılığının önünde toplumun diz çöktüğünü kimse farkında değil mi?
Olumlu adımlar beklerken, hükümete zaman konusunda acımasızlık yapmayalım diyenlerdenim ama acımasızlığı hükümet yapacaksa, buna zaman gereksinimi de duymuyorsa kimse kusura bakmasın ama eleştiriler dozu da artarak çoğalacak.
Elektrik konusunda toplumun hiçbir sorumluluğu yok.
Kurumun alacağı olan miktarın %70’i devlet kurumlarına aitse sorunun kaynağı açıkca ortadadır.
Zam sadece zamana oynama, sorunun esasını görmezden gelmedir.
Bu durumu yaratanları aklama, yapılanlara ortak olmadır.
Mevcut durumun her anlamda, her alanda gidecek yeri kalmadı.
Değişmek, değiştirmek kaçınılmaz.
Ciddi, radikal, farklı, alışılmışın dışında adımlar olmazsa olmazdır.
Elbette bu düşüncenin anlamı yapılmaması gerekenlerin illaki ve zorla, ben yaparım olur mantığıyla bağdaştırılması değil.
Ama “Reform hükümeti olacağız” denmişse bu sözde kalmamalı.
Evet, yeni ve yenilenmesi gereken yasalara gerek vardır.
Tabi ki bu amaç için çalışılmalıdır.
Ama herşey yasalardan ibaret değil.
Herşey yasa değişiklikleri ile çözülmez.
Sorun her yerde ve zaman geçtikçe büyüyor.
Büyüdükten sonra ise neşter vurmak çok da kolay değil.
Zaten bu gerçeği yaşayarak görüyoruz.










Bu haber 514 defa okunmuştur

:

:

:

: