YAŞARKEN…

Yaşamak çok enteresan bir zaman dilimi ve olgu bana göre… Olaylar sizi olup bittikten sonra daha çok etkiliyor sanki… Kimi derin izler bırakırken kimi de inadına unutuluyor… Olsun varsın, yaşamak her şekliyle güzel bana göre… GÖNÜL SOFRANIZ NE KADAR ZENGİN?

Yaşamak çok enteresan bir zaman dilimi ve olgu bana göre… Olaylar sizi olup bittikten sonra daha çok etkiliyor sanki… Kimi derin izler bırakırken kimi de inadına unutuluyor… Olsun varsın, yaşamak her şekliyle güzel bana göre…
GÖNÜL SOFRANIZ NE KADAR ZENGİN?

Bu sabah her zamanki güne erken başladım. Bahçede çok oyalanmadım, çünkü çekim hazırlıklarım vardı. Geceden seçtiğim kıyafetimi sırtıma geçirip soluğu kuaförüm TURAY'da aldım. O saçımı yaparken ben de makyajımı tamamladım. Her zamanki gibi marifetli elleriyle çabucak işini bitirdi.

Tam gitmeye hazırlanırken MELEK Hanım (işyeri ortağı) başını mutfak kapısından /sıcacık gülümsemesi ve pırıl pırıl gözleriyle/ uzatarak:
- Hocam kahvaltı soframıza katılır mısınız? dedi.
- Ama ben kahvaltı yapmıştım, dedim ama bir parça alabilirim'i de ekledim.

Her ne olursa olsun, ikram edilene hayır dememeye çalışırım. Gönül koymasın karşımdaki diye... Bu niyetle mutfağa yürüdüm...

Çarçabuk ama özenle hazırlanmış bir sofraydı... Yumurta, peynir, salatalık, domates, salam, zeytin vs. Aslında sofrada nelerin olduğu hiç mi hiç önemli değildi...

Çok duygulandım. Ben Melek Hanımı belki de bir- iki kez gördüm. Merhabamız bile sayılıdır. Ne var ki o, beni düşünerek, ben oradan ayrılmadan birkaç lokma yiyeyim diye bir sofra kurmuştu.

GÖNÜL SOFRASI böyle bir şeydir işte... Sunduklarınıza bir de sevginizi eklerseniz; konuğunuz tıka basa doyar, mutlulukla kalkar sofranızdan... Eteğindeki sevgiyi de bereket olarak bırakır, başkalarına da sunmanız için...

Adınız size çok yakışmış Melek Hanım... Tanrım size bereketli sofralar versin... Gönül sofranız hep zengin kalsın...

DİYE
tüm olumsuzlukları
toplayıp
bir çuvala doldurdum
yaşamıma el uzatmasınlar diye...
tüm kinleri, nefretleri
geçmişe postaladım
RUHUMA
dil uzatmasınlar diye...

(Ayşe Tural, Girne)

SAMİMİYET İLE SENLİ- BENLİLİK'İ (LAUBALİLİK) BİR SAÇ TELİ AYIRIR...

Yıllar önceydi, Edirne Öğretmen Okulu birinci sınıf öğrencisi olmalıyım.Edebiyat öğretmenimiz SEVİN ÖZBAYRAM...

Mükemmel bir edebiyat öğretmeni... Konuşma, davranış, genel kültür... Her konuda olduğu gibi, sıcağı sıcağına davranışlarımızı düzeltiyordu. Ne oldu, nasıl oldu hatırlamıyorum... Bize samimi olmakla laubali olmanın ...çok ince bir çizgiyle ayrıldığını anlattı. Adeta saç teli kadar ince bir çizgi... Bu konu her aklıma geldiğinde kendisini ve emeklerini saygı ile hatırlarım... Ne mutlu bana...

Dönüp kendi hayatınıza bakın, mutlaka bu tür olaylar yaşamışsınızdır:
Saygı gösterdiğiniz bir insana yanlış bir dokunma, sıcacık olabilecekken aşırıya kaçan bir söz, hatta bir bakış, bazen bir gülümseme... Alaycı bir jest ya da mimik; sizden sen'e dönüşen bir ifade... Başlayan en güzel ve özel dostlukları bile ta başında yıkıverir...

Tam,' Ne de güzel başladı' derken ikinci adımda gelen yapmacık, birden samimi olma gayreti size çok İTİCİ gelmiştir... Arkanıza bile bakmadan kaçarsınız... Bir daha da görüşmezsiniz...

Özellikle bazı gençlerde bunu gözlemliyorum ve çok üzülüyorum. Üç bine yakın izleyenim, yazanım var. Doğal olarak içlerinden birileri çıkıyor. Uyarıyorsunuz, anlamıyorlar bile... O zaman da bir tık'la atıyorsunuz...

' Hadi gelin bir kahve içelim...' diyenler bile çıkıyor... Haddini bilmemek, sınırı aşmak böyle bir şey... Özellikle saygı beklediğiniz, çocuğunuz yaşınızdakiler yapıyor bunu... SEN ile SİZ arasındaki farkı bile çıkaramayanlar var hala... İşte o zaman hiç mi eğitim görmediler, etraflarına bakıp da nasıl ders çıkaramıyorlar diye düşünmeden edemiyorsunuz... Nasıl bir toplum olduk, iletişimin en yaygın olduğu dönemde böyle durumlara rastlamak çok acı...

Bizler yetiştirilirken GÖRGÜ KURALLARI dersleri ve kitapları vardı. Pekçok öğrencim, hala onlara telefonda nasıl konuşulur/ iki kişi nasıl tanıştırılır/ esnemek ve hapşurmak sırasında nasıl davranılır'ı anlattığım derslerimi hatırlıyorlar...

Bence görgü kuralları ailede başlar... Elbette okulda da devam eder... Samimiyet adı konan bazı davranışların SENLİ- BENLİLİK olduğu biline...
Saygılarımla...

AŞKTI

anıların gel-giti
acımasız saatlerde
yaşamın kapısında nöbette...

sevinçle bekledik sıramızı
gençtik...
delice sevdalıydık...
yıldızları yakalamak gerekti......

bak şimdi
yaz bahçelerine
hiç yaşlanmayacak sevgililer
doluşuyor...

sevgi değildi bizimki
inan...
sevgi olsaydı çoktan bitecekti!
AŞKTI...


AYRILIK

' Pişmanlıkların, duygularımı geri veremezse eğer, üzgünüm... Ateşleri tekrar yakamam...'

sevgim ateşböcekleri gibi
bir yanıp bir sönüyor...

yüreğim ikircikli
vuruşlar dengesiz...
...
vakitsiz bırakışlar
tehlikesinde zamanın...

çırpınışlar engininde
AYRILIK kanat çırpıyor...

ÜÇLÜKLER

ruhum gölgesinde HUZURun
sevdanın güneşinden
kaçıyor durmadan...

YAĞMURum ol
yağ evrenime çisi çisi
ayçiçeklerim açsın...
...
yüreğimin baharına
kelepçeler takma
MÜEBBET olmasın aşkın...

sen gün batımısın
bense yeni doğuşlara TUTKUN
boşuna çağrılama, gelemem...

yaşamın KEŞKElerine
bir son vermeli
yaşam bitmeden...

sen ayna gibisin güzelim
yüzüne bakınca
SEVDAmı görüyorum...

hepimiz
UMUT ağacının bir dalına
asılıyız...

(Ayşe TURAL, Girne)
YILLAR

Yıllara inanmıyorum. Doğrusu çoook hainler... Yıllar, nasıl geçer bana haber bile vermeden. Her şey daha dün gibi...

Çocukluğum ne zaman geçti? Daha dün şu köşede top oynayan küçük kız, ben değil miydim? Sobelerim hala dudaklarımda sıcacık...

Halit Amcanın bakkal dükkanından aldığım balıklı şekerlerin tadı damağımda... Bir de çubuklara sarılarak satılan gökkuşağı renginde macunlar alırdık.

Erimiş şekerlerdi onlar. Renklerine bayılırdım. Her çocuğun elindeki macun farklı renk harmonisi oluştururdu. Renkleri seyretmekten yalamayı unuturdum...


Bu haber 232 defa okunmuştur

:

:

:

: