Siyasi Partilerin Tek Sorunu Yarattıkları Transfer Frankeştayını mı?

Ülkemizde sorunlara çözüm yerine briçok konuda sorunların daha depreştiğini görmek pek de bizi şaşırtmamaktadır

Ülkemizde sorunlara çözüm yerine briçok konuda sorunların daha depreştiğini görmek pek de bizi şaşırtmamaktadır. Çünkü sorunların çözümüne yaklaşırken sorunun kimyasına inmeği tercih etmiyoruz. Aslında sorunun kimyasına inersek köklü çözüm getirebileceğimizi bilmediğimizden değil başta siyasiler olarak işimize gelmediğinden bu moda girmekteyiz. Dolayısıyla, sorunlara çözüm diye yaptığımız yasal veya idari değişiklikler ya belli kesimlerin (statükocuların) sesisini yükselttiğinden populist ve palyatif yada siyasiyetin gebe kaldığı çıkar gruplarını yatıştırma operasyonudur.


Bataklıkla değil sivrisinekle uğraşma anlayışının hakim olduğu devlet ve hükümet etme yaklaşımının bir tezahürü de maalesef 10 /1975 Sayılı Siyasi Partiler yasasını değiştirme girişimidir. Bu yasaya ilişkin Siyasi Partileri yeniden yapılandırma amacı çerçevesinde aşağıdaki soruların öncelikli olarak yanıtlanması gerekmez mi?


• Siyasi parti kavramı ortaya konuyor mu?

• Siyasi partilerin evrensel misyon ve işlevleri ne olmalıdır?


• KKTC’de siyasi partilerin toplum yararına görev yapmasında yaşadığı sorunlar nelerdir?


• Bu sorunlar nelerden kaynaklanmaktadır?

• Bu sorunların hangileri yasal, hangileri idari, hangileri ise kurumsal yapı değişikliği ile çözülebilir?


Siyasi Parti, iktidarı seçimle veya başka yollarla kazanmak için örgütlenen insan topluluğudur. Siyasi Partilerin, siyasi sistem üzerindeki etkilerine (görevler-sorumluluklar şeklinde görülebilir) işlevleri denir. Bunlar: a) Temsil, b) Seçkinler sınıfı oluşturma ve yerleştirme, c) Hedef belirleme, d) Menfaatleri (Çıkarları) ortaya koyma ve açıklama, e) Sosyalleştirme (Toplumsallaştırma) ve sosyal hareketlilik (Toplumsal hareket) ve f) Hükümetin Organizasyonu olarak “Ana işlevler” şeklinde sıralanırlar

(http://www.mhhp.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=80&Itemid=79&limitstart=4).

 Siyasal partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Kamuoyunun siyasal sistemle bağlantısını kurmada önemli bir rol oynayan siyasal partiler, bu önemli işlevlerinden dolayı da siyasal sistemin işleyişindeki problemlerden, ekonomik ve sosyal sorunlara kadar pekçok konuda sorumlu tutulmaktadır. Toplumu sıkıntıya sokan tüm sorunların çözümü siyasal partilerden beklenmekte, onlara çok büyük sorumluluk yüklenmektedir (Süheyl Batum, Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri Ve AB Kopenhag Siyasal Kriterleri / Siyasal Partiler, TÜSİAD Yayınları, İstanbul,2001, s. 7.)
Yukarıdan da anlaşılacağı gibi, siyasi partiler ülkeyi demokratik hukuk devleti çerçevesinde toplumun yararına yönetme, toplumu bilinçlendirme ve liderlik etme yetisine sahip olmalıdır. Peki böylesi bir işlev için siyasi partilerin nasıl bir kurumsal, idari ve mali yapıları olmalıdır? Aksi takdirde ne problemler ortaya çıkar? Yani milletvekillerinin bir partiden başka bir partiye kaçması sonuç mudur? Yoksa sorun mudur? Eğer sonuç ise ki öyledir yasal olarak bunu engellemek sorunu çözer mi? Tabi ki çözmez. Çünkü yasaya rağmen milletvekili istifası sonrası gizli pazarlık ve açık ittifaklar olacaktır. Bu bağlamda, Siyasi Partiler Yasasında açıkça belirtilmesine rağmen uygulanmayan ve işlerine gelmediği için tüm partilerin sessiz kaldığı aşağıdaki yasa maddesini hatırlatmak istiyorum.


51. Partilerin genel merkezleri, genel kongrelerine sundukları kesin hesap örneğini, genel kongrenin bu konuda aldığı kararın bir örneği ile birlikte ve genel kongrelerinin bitiminden itibaren en geç iki ay içinde, Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme Başkanlığına vermek zorundadırlar.


52. Anayasa Mahkemesi olarak,Yüksek Mahkeme, kesin hesapların alınmasından başlayarak bir yıl içinde, kendisine verilen bilgilerin belgelenmesini ilgili partilerden her zaman isteyebilir ve gerekli görürse evrak üzerinde inceleme yapar; partilerin genel merkezinde ve örgütünde doğrudan doğruya veya kendi üyeleri arasından seçeceği bir vekil eliyle yahut Başsavcılık vasıtasıyla inceleme ve araştırmalar yapabilir. Bu maksatla tarafsız, resmi görevi bulunmayan bilirkişi görevlendirebilir. Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme, ilgili partinin temsilcisinden yazılı mütalaa isteyebilir. Gerekli görürse onları sözlü olarak da dinleyebilir. Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme, incelemeleri ve araştırmaları sonucunda, o partinin gelir ve giderlerinin doğruluğu ve yasaya uygunluğu hakkında ve yasaya uygun olmayan gelirler ile giderler dolayısıyla de bunların Hazineye gelir kaydedilmesine karar verir.


Özetle, ülkemizde siyasete ve siyasetçiye güvenin dibe vurduğu günümüzde siyasi partileri yapılandırmayı sadece yasal düzenlemeden ibaret görmek daha önce de belirttiğim gibi açıkça miyopluktur. Siyasi partilerin salt hukuki bakış açısı ile çözülmesi imkanı olmayan önemli sorunlarının olduğunu öncelikle kabul edilmesi gerekmektedir. Dolayısı ile, bu sorunların öncelikle bilim adamlarının da yer alacağı kapsamlı bir paydaş çalıştayında derinlemesine tartışıldıktan sonra Siyasi Parti Yasası da dahil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, KKTC’ye özgü siyasi partilerin temel işlevlerini yerine getirmekten men eden temel problemler aşağıdaki gibidir:


• Öncelikle siyasi partileri fikirsel olarak ayıran net bir yapı bulunmamaktadır. Buna ilişkin ilerleme kaydeden partilerde dahi birleşik güç gibi konseptlerle ideolojik ikilemlere düşülmekte ve parti içi ikilemler yaşanmaktadır. Siyasi partilere katılan başta milletvekili adayları olmak üzere ideolojik bir formasyon şart koşulmamaktadır. Yani o partide bulunma sebebi ilkesel ve ideolojik değil makyevalist ve oportunist bir karakter taşımaktadır. Bu ise yasa ile engellemenin çözüm olamayacağı transferleri fevkalade mümkün ve mantıklı kılmaktadır.


• Parti içi demokrasi sözde kalmakta ve liderlik suntası hakim olmaktadır. Buna ilavaten parti içi denetim, şeffaflık ve hesap verebilirliğin olmadığı bazı partilerin şuan yaşadığı sorunlardan net olarak anlaşılmaktadır.


• Siyasi partilerin kurumsallaşması, kadrolaşması ve profesyonelleşmesini sağlayacak mali özerklikleri bulunmamaktadır. Özellikle, memleket meselelerine ilişkin yasal, ekonomik ve sosyal bakış açıları gibi detaylı değerlendirme yapacak ve rapor sunacak profesyonel kadro siyasi partilerimizde yer almamaktadır. Hatta bazı siyasi partiler sekreterya ödemesi için dahi mali sıkıntı yaşamaktadır.


• Mali özerkliği olmayan siyasi partiler özellikle seçim zamanı belli çıkar gruplarının tuzağına düşmekte ve iktidarda toplumdan ziyade bu kesimlere hizmet etmeyi misyon eder duruma gelmektedirler.

• Ülkemizde ölçek yapısı milletvekili seçimini kişilerin liyakat ve başarılarını en önemli kriter yapma yerine öncelikle hekimleri avantajlı yapan beşeri ilişkileri ön plana çıkarmaktadır. Bu ise beşeri olarak fazla faal olma imkanı olmayan çok değerli kişilerin siyasetten uzaklaşmasına neden olurken Cumhuriyet Meclisi de dahil olmak üzere siyasi düzey ve kaliteyi olumsuz etkilemektedir. Buna paralel, ülkemizdeki bürokrat ve teknokrat atamalarında da liyakatın pek önemsenmemesinin başlıca nedenleri parti içi oy potansiyeli ile çıkar/baskı gruplarının tercihlerinin belirleyici olmasıdır.

• Özellikle 1974 sonrası üretmeden tüketen ve şu veya bu şekilde devletden haksız olarak nemalanan statükocu bir toplum olmamız, siyaset kurumundan da beklentilerimizi aynı doğrultuda yönlendirmektir. Dolayısıyla, siyasi partiler oy kaybetme endişesi ve iktidar olma hırsı ile populizm yapma ve mevcut düzeni savunma durumunda kalmaktadırlar. Ancak, iktidara geldikleri zaman ise bu siyasetin aksine kerhen de olsa icraatda bulunma riyakarlığı içine girebiliyorlar.

 
SON SÖZ OLARAK; SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜ İSTİYORSAK SONUÇLAR ÜZERİNDEN DEĞİL SORUNUN KİMYASI ÜZERİNDEN ÇIKIŞ YOLU BULMAMIZ GEREKMEKTEDİR.


Bu haber 595 defa okunmuştur

:

:

:

: