Yine Noel, koşullar farklı

Bugün konuştuğumuz haliyle Kıbrıs sorunu tarihe “Kanlı Noel” diye geçen 21 Aralık 1963’de başlayan adadan Kıbrıs Türkünü yok etmeyi hedefleyen “Komutan Diegenis”in “Akritas Planı” ürünüdür

Bugün konuştuğumuz haliyle Kıbrıs sorunu tarihe “Kanlı Noel” diye geçen 21 Aralık 1963’de başlayan adadan Kıbrıs Türkünü yok etmeyi hedefleyen “Komutan Diegenis”in “Akritas Planı” ürünüdür. Bir gecede Kıbrıs Türkü yok edilecek diye yola çıkmıştı Atina destekli Rum çeteler. Üstelik çete reisleri de daha birkaç ay önce anlaşmalara imza atanlar, ortak gelecek lafları edenlerdi…

Kanlı Noel ve 1974’e kadar aralıklarla süren Rum saldırıları, aralıksız devam eden Türklere yaşamı zehir etme amaçlı aşağılama kampanyaları fayda etmedi, Kıbrıs Türkü adanın iki sahibinden birisi olarak “insanca yaşama” ve “eşit haklar” taleplerinden asla vazgeçmedi. Rumlarsa adanın ve egemenliğin tek sahibi oldukları iddiasında ısrar ettiler, çözüm bir türlü sağlanamadı. Nitekim Kıbrıs Türklerinin yerel otonomi haklarını kabul ettiği 1973, kantonal yönetim talep ettiği 1975 ve sair gayretler ve son zamanların Gali Fikirler Dizisinden tutun da 2004 Annan Planına kadar tüm barış gayretleri hep Rumların bu “adanın ve egemenliğin tek sahibi biziz” takıntısına yenik düştü. Bugün federasyon isteriz diye avazı çıktığı kadar bağıran Rum yönetimi 1977’ye gelinceye kadar bu taleplere hep sağır kalmıştı. O tarihten bu yana da esasında değişen bir şey yok, federasyon isteriz derken esasında hala daha tümüyle kendilerinin kayıtsız şartsız tam egemenliğinde, Kıbrıs Türküne bazı ileri azınlık hakları veren bir yönetimi hayal ediyorlar.

Rum tarafının “tek egemenlik” takıntısını işte bu çerçevede incelemek, anlamak gerekir.

1963 Kanlı Noeli ile başlayan Kıbrıs sorunu bu günlerde, bir başka Noel zamanında adeta sona ermeye çok yakınlaşmış gibi görünüyor. Gerçekten öyle mi? Üç aydan fazla bir zamandır eğer liderler görüşür ise o görüşmeden sonra yayınlanacak ortak metinde ne yer almalı çalışması yapılmakta. Liderler ne görüşecek önemli değil, mesele yayınlanacak ortak açıklama.

Rum tarafı çeşitli isteklerin yanı sıra o belgede mutlaka yer almasını talep ettiği unsurlardan bir tanesi bizim 2. Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile Demetris Hristofyas döneminde talihsiz bir şekilde tanımsız yapılan görüşmelerdeki amacın “Tek devlet, tek egemenlik” tesisi olduğu açıklaması. Allah sağlıklı uzun ömür versin 2. Cumhurbaşkanımız Talat çözüme o kadar kendini adamıştı ki, hani bazı maceracılar ısrarla doğabilecek sonuçları düşünmeden diyorlar ya “En kötü çözüm çözümsüzlükten iyidir”, sonuçlarını fazla düşünmeden öyle bazı ödünler vermişti Hristofyas’a. Tabii Talat karşısındakinin adam gibi adam olduğunu, her tarafı oynayan bir dansöz olmadığını, “çözüm istiyorum” derken gerçekten çözüm istediğini düşünme saflığında davranmıştı. Çözüm taraftarı olmasına her zaman saygı duyduğum Talat’ın ve hala daha devam ettiği gözlemlenen bu gibi ödünler, görüşmeyi yürüten kim olursa olsun, maalesef görüşme sürecinde de büyük sıkıntı yaratacaktır.

Esasında Rum tarafının tek egemenlik talebi de bizimkilerin çoklu egemenlik yaklaşımı da ada gerçekleriyle tam da örtüşmemekte, karşı tarafa reddetme imkânları sağlamaktaydı. AB içinde, BM’de, uluslar arası arenada birden fazla egemenliğe sahip bir devlet nasıl olacaktı? Bu tutumumuz uluslar arası alanda da destek bulmamızı zorlaştırmakta, anlaşılmamızı imkânsızlaştırmaktaydı. Nitekim gerek ABD gerekse İngiliz dışişleri bakanlarının Ankara ile temaslarında vurguladıkları nokta da bu olmuş ve Ankara’dan Kıbrıs Türkleri üzerindeki “kolaylaştırıcı” rolünü egemenlik tanımını netleştirmekten, katmanlı egemenliğe ikna etmekten yana kullanması rica edilmiş.

Bu önerileri de harmanlayıp uluslar arası alanda tek egemenliği ancak içte iki halkın egemenliğini vurgulayacak bir formül üzerinde duran Türk tarafı nihayette “Tek egemenliğin Kıbrıs Türklerinden ve Kıbrıs Rumlarından eşit olarak ortak kaynaklandığı” ifadesiyle sorunu aşabileceğini düşünmüş.

Adaya yaptığı günübirlik ziyarette bu yaklaşımı Cumhurbaşkanı Dr Derviş Eroğlu ile resmi görüşmelerde paylaşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu tatlı bir sürpriz bekliyordu. Eroğlu’nun dediğim dedik, öttürdüğüm düdük anlayışındaki bir iktidarın dışişleri bakanına Eroğlu böyle bir kararı tek başına veremeyeceğini, iktidarın paylaşmasının da parlamento çoğunluğuna rağmen kifayetli olmayacağını muhalefetin de iştiraki gerektiğini vurgulaması herhalde tam bir demokrasi dersi oldu. Yapılan toplantıda muhalefet ve iktidar parti liderleri, görüşmeci velhasıl tüm ilgililerin ilgisi olabileceklerin oydaşlığıyla yeni pozisyon kararlaştırılmış. Bu kutlanacak demokrat tavrı nitekim Davutoğlu da takdirle, beğeniyle vurgulamaktan geri kalmadı, KKTC’nin demokrasi ergenliğini vurguladı.

Bir Noel’de kanla başlayan Kıbrıs sorunu bir başka Noel’de barışa doğru evrilmeye başlayacak mı?

Mesele Rum tarafının ne diyeceğinde. Sahi Rumlar egemenlik paylaşmaya hazır mı? İstiyorlar mı?

Hala daha 1963-1974 dönemindeki vahşi katliamları, sorumluluğunu kabul etmeyen, inkar ve reddetme siyasetinde aymazlıkla utanmadan devam eden Rum tarafının barış istemesi Kıbrıs için bir milat olacaktır… Ancak, bu kez bu gayretin sonunda çözüm olmaz ise ne olacağının da o aylardır müzakere edilen ilk liderler görüşmesi sonrası yapılacak açıklama metnine dâhil edilmesi gerekmez miydi? Bu eksikliği vurgulamakla yetinelim, daha fazla bu yaratılan olumlu havayı kasvetleştirmeyelim şimdi.

Mevcut durum her halükarda kabul edilemeyeceğine göre, biz yine de barış istiyoruz, istemeye de devam etmeliyiz.

HAYAL KIRIKLIĞI MI? HAYIR BEKLENİLEN GELİŞME

Yukarıdaki yazımı daha yeni yazı işlerine göndermiştim ki Rum Hükümet Sözcüsü Hristo Stilianidis duymayı hiç istemediğim ama maalesef beklediğim açıklamasını yaptı. Efendim neymiş? Zaten bir süre sonra başarısız olacak görüşmelere başlamanın anlamı yokmuş…

Ne dedik, mesele ne şu, ne de bu, adamlar egemenliği paylaşmak isteniyor, gerisi hikâye!


Bu haber 273 defa okunmuştur

:

:

:

: