Masal Şehir Prague

Prague, Old Town, Franz Kafka Müzesi, Yahudi Mahallesi, Opera ile turistleri büyülüyor

Prague, Old Town, Franz Kafka Müzesi, Yahudi Mahallesi, Opera ile turistleri büyülüyor...
Kente gelecekler sakın sokaklarda para bozdurmayın.. Taksilere binerken dikkatli olun.. Sarı taksi veya otelinizden taksi alın.. Hırsız ve yankesiciler her yerde..

 

Kentin hediyelikleri arasında bir numara olan kristalcilerde Türk sahipler ve satıcılar bizi hiç şaşırtmıyor.. Londra’daki binlerce dönerciden sonra Prague’da dönerci görmek ise bizi sevindiriyor.. Sayıları bine yaklaşan Türkün, Avrupa’nın göbeğindeki bu kentte yaşadığını öğreniyoruz.

 

 

Prague, Avrupa’nın tam ortasında dedik.. Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri… Çoğu kez “masallar şehri” olarak tanımlanıyor.. Birbirine bitişik, dantel gibi işlenmiş yapıları, müze, saray, bahçeleri (gerçi kış nedeniyle pek bahçe kalmamıştı), eşsiz mimarisi ile bu ünvanı hak ediyor.
Ancak...

Ancak derken, hayal kırıklığına da uğramadık değil.. Her turistin, her yerde başına gelebilecek aksilikler burada da ne yazık ki var.. Önce taksicilerden başlayalım.. Resmi taksiler sarı renkli ve metre ile çalışıyorlar… Sokaktaki gelişigüzel taksilere binilmemesi isteniyor.. Biz de Devlet Operasında Tosca’yı izlemeye, otelden aldığımız taksi ile gittik ve dönüşte opera binasının önünde bekleyen taksilerden biriyle geri döndük.. Şöför bizi sadece otelin sokağı başında bırakmakla kalmadı.. Bir de giderken verdiğimiz paranın üç misli para istedi.. Tabi ki bizden aldığı yanıtı burada yaz(a)mayacağım ve bir kuruş fazla para vermeyeceğimizi söyleyip, anlayıp anlamadığından emin olamadığımız İngilizcesi ile sıkı bir münakaşadan sonra giderken verdiğimiz miktarı ödeyip, taksiden öfkeyle ayrıldık… Bu ilk ders…

“DOLANDIRILDIĞIMIZI ÇOK SONRA ANLADIK”

İkincisi ise arkadaşım para bozdurmak için “exchange” ofisine girerken, yanına yaklaşan birinde parasını bozdurdu.. Parayı sayarak teslim etti.. İlk harcadığı para tamamdı.. Ancak sıra 500’lük banknota gelince, paranın Macar parası olduğunu öğrendik.. Ve de bozdurduğumuz miktarın onda birini bile alamadığımızı dolandırıldıktan sonra öğrendik… Bu da bize ikinci ders oldu.. Prague gidip de boynundaki çantası çalınan arkadaşım da oldu.. Parası, pasaportunu kaptırıp, Londra’ya binbir güçlükle kabus gibi dönüşünü, arkadaşım hala acıyla hatırlıyor…

Tabii insanın tedbiri elden bırakmaması, çantasına, parasına, kıymetli eşyasına sahip çıkması dünyanın her yerinde geçerli…

Prague’daki sayılı günümüz bunlarla gölgelenmedi… Bu güzel şehre gelirseniz, mutlaka Devlet Operasında bir oyun izleyin.. Bizim şansımıza Puccini’nin Tosca’sı düştü.. Tarihi binada, İngilizce ve Çek dilinde alt , daha doğrusu sahnenin üstündeki üst yazısıyla üç perdelik Tosca’yı izledik..Opera binası tıklım tıklım doluydu..

Nehir turu alıp, kenti bir de su üzerinden izledik.. Eski Yahudi Merkezini gezdik.. Kiliselerde çok sayıda konser vardı, ancak saatleri bize uymadığı için gidemedik.. Kentte aklınıza gelebilecek tüm ünlü modacıların butik ve merkezleri mevcut.. Eski ve yeni birarada.. Modern alışveriş merkezleri..


KAFKA’NIN MÜZESİ
Charles Bridge’in bir tarafında meşhur yazar Franz Kafka’nın müzesi bulunuyor .. Müzenin kapısına kadar gidip de içine girmeden döndüm.. Nedense beni çekmedi.. Bahçesinde devamlı önlerindeki havuza çişlerini yapan iki erkek heykelinden başka bir şey görmedim..

Ama okuduğum kadarıyla geleneksel müzeye pek benzemiyormuş bu müze.. Kafka’nın romanları da geleneksel romanlara benzemiyor zaten..Ancak bu gizemli yazarın yaşadığı şehirde olmak bile ayrı bir heyecan kaynağı..

Gezilecek yerler arasında Old Town, Mala Strana, Wenceslas Meydanı, Prag Kalesi, St. Vitus Katedrali ilk aklıma gelenler.. Bir de alışveriş kısmı var.. Zaten sağa baksanız kristal, sola baksanız kristal.. Tahta oyuncak, biblo, kukla, el yapımı ahşap hediyelikler.. En bol olanı kristaller.. Meşhur Bohemia kristallerini her türü, rengi, çeşidi mevcut.. Bu arada girdiğimiz her kristalcide rastlantı mı , yoksa çok olduklarından mı bilemedik, mutlaka bir Türk satıcıya rastladık.. Zaten daha önce duymuştum.. Avrupa’ya yayılan bizlerin, Prague’da bulunması bizi fazla şaşırtmadı.. Hele bir tanesi dükkanın dışına iki tarafına “ Türkün Yeri” yazısı asmıştı.. Zaten Çek satıcıların çoğu “merhaba, teşekkür ederiz, indirim” gibi kelimeleri ezberlemişti..

PRAG’DA “BODRUM DÖNER”

Turistik yerde gezerken birden mis gibi bir döner kokusu burnumuza geldi.. Ve ardından da “ Bodrum Döner” yazılı dükkan.. Hemen içeri girdik.. Duvarda Türkçe yemek isimleri yazıyordu. Sahipleri 10 küsur yıldır Prague ‘a yerleşmişti.. İşlerinden memnundular. Burada binden fazla Türkün yaşadığını söylediler.. Başka bir yerde de İstanbul Döner’i görmüştük.. Avrupa’daki binlerlerce dönercimiz, Prague’a da el atmıştı.. Prague’un ortasında dönercimizi görmek bize hoş bir sürpriz oldu..

Çek yemekleri bol bol Goulash çorbası, sosis, domuz dizi, domuz çevirme gibi ete dayalıydı.. Domuz eti yemediğimizden doğrusu bize hiç cazip gelmedi.. Ancak Çek Cumhuriyeti’nin tek Mitchelin Yıldızlı İtalyan Restoranı “ Aromi”ye gitmenizi tavsiye ederim..Daha önceden yaptığım rezervasyonla yerimizi ayırtmıştım.. Kaldığımız yere bir hayli uzak, Opera House’a yakın, mahalle içinde çok şık bir restoran.. Elemanları akıcı İngilizce konuşuyor.. Ve menüsünde çeşit çeşit balık, İtalyan spesialiteleri ile geniş bir zevke hitap ediyor..

DİKKATLİ OLUN!

Kısa Prague yolculuğumuz göz açıp kapayana kadar bitmişti… Aralık ortası da olsa güzel bir geziydi.. Yaşadığımız tatsızlıkları ise kısa zamanda unutacaktık..

Dünyanın her yerinden milyonlarca turisti ağırlayan bu küçük, ancak masal kentini ziyaret ederseniz, siz bizden daha dikkatli olun…

Bu haber 357 defa okunmuştur

:

:

:

: