Dolarda Beklenen Olurken Kendi Düşen Ağlamamalı

Bugünlerde gerçekleşen doların yükselişi bana “Gezi Olayları” sırasında yaşananları hatırlattı. Bu nedenle, yine Starkıbrıs sayfalarında 26 haziran 2013 tarihi yazıma tekrar bir göz attım ve farkettim ki; şartlar pek değişmemiştir. Senaryo ayni sadece aktörler kısmen değişmiştir.

Bugünlerde gerçekleşen doların yükselişi bana “Gezi Olayları” sırasında yaşananları hatırlattı. Bu nedenle, yine Starkıbrıs sayfalarında 26 haziran 2013 tarihi yazıma tekrar bir göz attım ve farkettim ki; şartlar pek değişmemiştir. Senaryo ayni sadece aktörler kısmen değişmiştir.

O günkü yazımda döviz hareketlerini etkileyen faktörleri bilimsel olarak belirterek yazıma başlamıştım. Bunları tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum.

Dövizin hangi yönde hareket edeceğini öngörmek için öncelikle döviz hareketlerinin neye bağlı olarak değiştiğini bilmemiz gerekmektedir. Bir paranın başka bir para cinsinden değeri şeklinde ifade edilen döviz kuru serbest piyasada yabancı paraya olan arz ve taleb ile belirlenir. Arz ve talebi yaratan güdüler ise ihracat-ithalat, yatırım (portföy veya doğrudan yatırım) ve spekülatif hareketlerdir. Dövize olan arz ve talebi yaratan temel güdülere yön veren ekonomik olgular ise cari açık, fiyat hareketleriyle açıklanan satın alma gücü paritesi, yatırımın getirisi ve ilgili ülkedeki yatırım iklimidir. Dolayısıyla, Türkiye açısından döviz hareketlerini aşağıdaki gibi başlıklandırarak açıklamaya çalışmak isabetli olacaktır.

DOLAR ARZININ AZALACAĞI BEYANI TL’NİN DEĞER KAYBINI TETİKLEDİ

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) “varlık alımını kısma” anlamına gelen 'tapering'e başlamasının ardından küresel piyasalara paralel olarak yurtiçinde de yükselişi ivme kazanan dolar, TL karşısında tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Fed'in halen aylık 85 milyar dolar olan tahvil alım programını ocak ayından itibaren 10 milyar dolar azaltacağını açıklamasının ardından ABD 10 yıllık tahvil faizleri yükselişe geçmiş ve dolar diğer para birimleri ve emtialar karşında değer kazanmaya başlamışır. FED’in 'tapering' kararı ardından gelişmekte olan ülkelere fon girişinin azalacağı yönünde endişeler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine bakıldığında da doların benzer şekilde yerel para birimleri karşısında önemli oranlarda yükseliş kaydettiği görülüyor. Dolar karşısında yılbaşından bu yana yaklaşık olarak Brezilya Reali yüzde 15, Güney Afrika Randı yüzde 23, Endonezya Rupiahı yüzde 27, Hindistan Rupisi de yüzde 13 oranında değer kaybetti.

CARİ AÇIK VE DIŞ BORÇ MİKTARINDAN DOĞAN YÜKSEK DOLAR TALEBİ

Doların seyrine ilişkin Cari açık ve dış borcun önemini açıklamak için Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi İsmet Demirkol’un açıklamasını paylaşmak istiyorum. Demirkol, yurtdışı konjönktürün de TL'nin aleyhine işlediğine dikkat çekmektedir. Fed'in tahvil azaltımı kararıyla birlikte özellikle gelişen piyasa ekonomilerinde, sermaye çıkışlarının artması sonucu doların yükselişini sürdürmeye devam edeceğini belirten Demirkol 'Türkiye'de ise, özel sektörün kısa vadeli borcunun 140 milyar dolar, cari açığın ise kısa vadede 60 milyar olması nedeni ile, 200 milyar dolar semaye girişine ihtiyaç olduğuna işaret ediyor. Dolar talebinin önümüzdeki aylarda arttıracağını söyleyen Demirkol, “2014 de Türkiye’de doların 2,15 -2,20 TL bandına yükselmesine neden olabilir' iddiasında da bulundu.

GEZİ OLAYLARININ YERİNİ YOLSUZLUK SORUŞTURMALARI ALDI

Türkiye’de gerek portföy gerekse doğrudan yatırım yapan sermaye grupları için ülkedeki kârlılık ve büyüme yanında yatırım getirisine mukabil ülke için algıladığı risk önemli rol oynamaktadır. Bu risk ise Türkiye’deki siyasi istikrarla birebir ilişkilidir. Daha önce Gezi Olayları ile bozulan istikrarsızlığın yerini bu kez yolsuzluk operasyonları almıştır. Politik tansiyondaki bu ani değişiklik yatırımcıları kuşkusuz tedirgin etmekte ve sermayenin ülke dışına çıkmasına neden olmaktadır. Gezi olaylarının aksine yolsuzluk soruşturmalarının ise farklı bir boyutu bulunmaktadır. Şöyle ki, iktidar partisi ile cemaat arasındaki güç kavgası uzun süre sertleşerek devam edeceği görüntüsü karşısında yatırımcılar olumsuz beklenti (risk algısı) içerisine girerse bu TL’nin değer kaybını hızlandırabilecek önemli bir tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da bize Belediye seçimlerine kadar ekonomiden çok siyasetin konuşulacağı ve siyasi istikrarsızlığın ekonomiyi daha da olumsuz etkileyebileceği gerçeğini doğurmaktadır.

Birçok ekonomist gibi, benim de geçmiş yazımda yaptığım uyarıyı tekrarlamak istiyorum. Şöyle ki, gerek bireysel gerekse kurumsal olarak ihtiyatlı olmakta yarar vardır. Yani, döviz kuru riskini yönetmede aktif ve pasif uyumlaştırması gerekmektedir.

Bilhassa, kişinin kazancı hangi para biriminde ise o para biriminden borçlanması gerekiyor. Yapılan bu uyarılara rağmen kazanç güdüsüyle sorumsuzca davrananların başta hükümet olmak üzere kimseyi suçlamaya hakları yoktur. Bu durumda olanlar için söylenecek tek söz: “KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ”dır.

Bu haber 604 defa okunmuştur

:

:

:

: