Tarihe karşı özür borcumuz var

Kıbrıs adasının çok büyük acıları var.



Kıbrıs adasının çok büyük acıları var.

Tarihe kazınmış, belleklerde yer etmiş, sonu belli olmayan kayıpları var, hala daha kazılarla aranan.

Dile kolay elli yıl önce bugünlerde yaşandı acıların tarifsizi.

“Kanlı Noel” diye tarihin utanç odasında yerini almış olaylar.

Sonrasında bugünlere kadar uzanan, Kıbrıs adasının huzursuzluğu daha da dinamitlendi.

Kıbrıslı Türkler 1963 ile 1974 arası tam on bir yıl gettolarda yaşadı.

Çadırlarda, çamur, toprak, her türlü imkândan uzak sürdürüldü yaşamlar.

En kötüsü neydi?

En kötüsü kendi topraklarında korkarak yaşamaktı.

En kötüsü hayat ve yaşam korkusuydu.

Daha öncede yazmıştım;

“Atlılar köyü, 57 kişi.

Muratağa ve Sandallar köyü 89 kişi.

Ayvasıl, 22 kişi.

Topluca kurşuna dizildiler.

Kazılan toplu mezarlara gömüldüler.

Yaşlı, genç, çocuk, kadın, erkek hepsinden vardı.

14 Ağustos günü bu defa yer Taşkent’ti.

Kaçırılan 90 Türk erkeği.

Yaşanan utanç dolu soykırım.

Hele Erenköy destanı unutulabilir mi?

Denizlerde can verenler, binlerce kişiye kafa tutan gerçek “Kahramanlar”.

Dahası yok mu?

Tabi ki var.

Yaşanılan korkular, çekilen acılar, ruhsal bunalımlar, parçalanan aileler, hasret kalınan özgür ve korkusuz günler.

Ve en acısı; Akıbeti bilinmez olanlar.”

Kıbrıslı Türkler için zor yıllardı bu olayların yaşandığı dönemler.

Toplum olarak 1974 yılına gelene kadar hatırlanmak dahi istenmeyen günler yaşadık.

1974 Temmuzunda benzer acıları Kıbrıs’ın Rumca konuşanları yaşadı ağırlıklı olarak.

Herkes kendi acısıyla bugünlere geldi.

Yaşanan acılar üzerine hayatlar, düzenler kuruldu.

Bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dünyaca sahibi kabul edilen güneydeki Rumca konuşan Kıbrıslılar.

Bir diğer tarafta “her şey bitti artık kendi devletimizi kurup, kendi kendimizi yöneteceğiz” iddiasında olan Kıbrıs’ın Türkçe konuşanları.

Yani bizler, ne yaptık bunca yılda?

Adanın her yerinde izleri bulunan acılar üzerine sırça köşkler inşa ettik.

Adaletten, hukuktan, bölücülükten meydana gelen bir canavar yarattık.

Elli yıl önce bu topraklar üzerinde hayatını ve toprağını korumaya çalışan insanların kemiklerini sızlatacak her türlü yanlışlığı yaptık.

İşin kötü tarafı, bu yanlışları yapmaya devam ediyoruz.

Bugün için gettolarda yaşanan dönemleri arayan insanlar var.

Bunun açıklaması, izahı, tarifi olamaz.

Bu halk yoruldu ve de bıktı.

Bunca yılın mücadelesi, bu kadar merhametsiz bir düzen için verilmiş olamaz.

Bugünlerde anılan ve adeta bir kalkan gibi bunca yıldır kullanılan bu ülkenin acısını gerçek anlamda yaşamış, hayatını kaybetmiş insanların bugün kemikleri sızlıyor.

Boşuna mı yaşandı, bunca acı, bunca eziyet, kaybedilen canların amacı neydi?

Birbiriyle yarışmak, kavga etmek, hükümetçilik oynamak ama hiç iktidar olamamak, elli yılda onca maddi kaynağı tüketip de taş taş üstüne koyamamak, dönüp dolaşıp hep ayni noktaya gelmek, bir adım yol almamak.

Bunlar mıydı beklentileri, umutları körükleyen, acıları bal eyleyen?

Yani sıfıra sıfır, elde var sıfır.

Yazık olmuş bunca mücadeleye, hayatını kaybedenlere, aslında hepimizin tarihimize karşı en azından birer özür borcu var.

Bu haber 649 defa okunmuştur

:

:

:

: