Bu ülkede sağlıkçı olmak

Her alanda olduğu gibi sağlıkta da çok ciddi sıkıntılar var



Her alanda olduğu gibi sağlıkta da çok ciddi sıkıntılar var.

Bu kesime pek de yabancı değilim.

Rahmetli babam ekmek parasını bu sektörde çalışarak kazandı yıllarca.


Bu yaşımıza, bu durumumuza gelene kadar boğazımızdan geçen her lokma hasta bakıcı maaşıyla bizi büyüten rahmetli babamın emeğinin karşılığıydı.

Hatırlıyorum, bir hafta gece bir hafta da gündüz vardiyası vardı.

Belki de halen sistem bu şekildedir.

Gerçekten çok özveri isteyen bir meslek sağlık sektörü.

Her acil durumda ayni endişe olurmuş burada çalışanların içinde.

“İnşallah çok ağır bir durum yoktur”.

Sonuçta söz konusu olan insan hayatıdır.

Bir gece ağır bir hasta gelmiş acil servise.

Rahmetli babam her daim anlatırdı.

Telaş başlamış belli ki durum ciddi.

Hastaya yanaştıkça üzüntü kat kat artmış.

Getirilen ve durumu ciddi olan hasta yan komşumuzmuş.

Hele bir gün hiç unutmam;

Üç kardeşiz, evde bir koşuşturma ve adı elbette oyun.

Küçük kardeşim bir anda yere yığıldı.

Düşmüştü ve başı inanılmaz derecede şişmişti.

Hemen hastaneye, Nalbantoğluna koştuk.

Acil serviste ilk müdahele yapıldı.

Müdaheleyi yapan babamdı.

Bizi ilk gördüğü zaman yüzünün aldığı rengi bugün için bile unutamadım.

Böyle bir meslek sağlıkçı olmak.

Ruh haliniz ne olursa olsun, maddi durumunuz kötü mü, evinizde sorunlar mı var, mutsuz musunuz?

Bunları işinize yansıtmamanız ilk şart.

İçiniz kan ağlasa insanları sağlığına kavuşturacaksınız.

Elbette bu ne kadar mümkün, sonuçta insansınız.

Bir ülkenin veya devletin insana verdiği değeri iki icraatına bakarak anlayabilirsiniz.
En başta sağlık ve tabi ki eğitim.

Kıbrıs’ın kuzeyinde her iki icraatta da aslında icraatsızlık var.

İlk olarak bir devlet politikası yok.

Bu ülkede yıllardır, gözler kapalı, kulaklar duymaktan aciz ve diller hep ayni noktayı konuşuyor.

Mecliste vekil olarak en çok tercih edilen ve bir yerde en çok güven duyulan insanlar olan doktorlar olmasına rağmen, sağlık yıllardır ayni noktada, yerinde sayıyor.

Aslında yıllarca içinde yaşadığım, bir sorunun bıraktığım gibi olduğunu gördüm televizyon programımda.

Sağlığı konuşmaya çalıştık.

Eski vekil ve doktor Mehmet Tancer ve Ebeler ve Hemşireler Sendikası Başkanı Oğuz Köse ile.

Bir çok izleyici mesajı geldi.

Bir tanesi beni daha bir etkiledi;

“Tek başıma nöbetteyim ve sırada elli hastam var” diyor du sağlık çalışanı bir izleyici.

Ve yine devlete ve hükümetlere geliyor işin ucu.

Bütçede kaynak yok ne kadar inandırıcı bir mazarettir.

Devlet kaynakları politik çıkar, siyasi kazanç ve popülizm uğruna heba edilirken insan hayatına yatırım yapılmaması izah edilemez.

Bu kendi insanını sevmemek ve kötülük yapmaktır ve bunun başka adı da yoktur.

Altyapı yapacak kaynak yok, o işi başkalarına havale ettik, savunma bizim işimiz değil.
Ne kaldı geriye? Sağlık ve eğitim.

Özellikle sağlık ciddi anlamda ilgi, kaynak, yatırım ve en başta insan enerjisi istiyor yani personel istihdamı bekliyor.

Yıllar içinde nüfus arttı, hastalıklar çeşitlendi, arttı, binalar hemen hemen ayni, çalışan sayısı düştü.

Bu şartlarda verim beklemek ve tasarrufa gitmek insan hayatını hiçe saymaktır.

Herkesin özel hastaneler gidecek parası olmayabilir ama sosyal devlet olduğunu iddia eden bu devletin ve yöneticilerinin insanını düşünmek birincil görevidir.

Bu haber 602 defa okunmuştur

:

:

:

: