Çözüm olabilir, peki barış?

Esas mesele gerçekten istemek ve radikal adım atmak.

 

Esas mesele gerçekten istemek ve radikal adım atmak.

Aslında çözmekten çok, barışmaktır yapılması gereken.

Barış olduktan sonra zaten çözüm kendiliğinden gelir.

Geçmişten ders çıkarmak, af dilemek ve affetmek.

Bu sorunun zararı, bugüne kadar kazandırdıklarından çok.

Güney kazandı, kullandı ama artık sonuna geldi.

Bizde azınlık da olsa kazanan ve devamını isteyen bir kesim elbette var.

Söylediğim gibi barışmak çözmenin ilk adımıdır.

Kıbrıs sorunu en başta akıllarda, fikir ve düşüncelerde çözülmeli.

Bu çözüm dışarıdan değil, en başta bu ülkenin kahrını çekenler tarafından istenmeli ve uğrunda uğraş verilmeli.

Yoksa sonu yok, elli yıl daha aktör olarak değil, figüran olarak harcanır.

Ömürler nesiller kaybedilir.

Sınır kapıları açıldıktan sonra toplumlar arasında, en azından beklenen düzeyde yakınlaşma olmadı.

Sebebi çok basit.

Birbirini tanımayan nesiller, bugün Kıbrıs sorunuyla büyüyen insanlar.

Suçlu hep bir taraf mı, veya haklı.

Elbette öyle değil.

Günün birinde her iki tarafta “evet, suçluyuz” derse belki bir şeyler değişir.

Bugün gelinen noktada Türk tarafı süreci sürükleyecek adımları atmak, Rum tarafı ise iki taraf da eşit şartlarda demek zorundadır.

Bu sorun bir şekilde çözülmeye mecbur.

Çünkü sorun çözülmedikçe, biz kendi içimizde çözülmeye başladık.

Aslında yıllardır arkasına sığındığımız ve adeta bir halı gibi altına pislikleri ittiğimiz bir kalkan oldu Kıbrıs sorunu.

Güney de Kıbrıs’ın zor günlerini görmüş yaşlı bir kadın;

Yolun kenarında sağa, sola bakıyor.

Kendisine seslenen Kıbrıslı Türk aileye soruyor;

“Türksünüz ama acaba zararsız mısınız?”

1974’ün üzerinden kırk yıl geçmiş.

Ama hala o eski düşünceler belleklerde.

Bizde de durum çok farklı değil.

Eski günlerden kalan korkular ve güvensizlik hala birçok insanın düşüncesinde.

İki taraftan siyasi partilerin yaptığı ortak toplantılara katılan bir vekil anlatıyor;

Genç bir Rum siyasetçi ikili sohbette şu sözleri seslendirmiş;

“Cumhuriyet’ten çıkmadan önce siz Türkler de hâkim ve savcı olabiliyordunuz. Hatta vekil ve bakan bile”.

Yani zaman geçmesine rağmen akıllarda oluşan ve yer eden, bilinçaltında önemli bir yer edinen bazı düşünceleri yıkmak pek kolay değil.

İşte Kıbrıs meselesinde esas sorun budur.

Bilinçaltını, önyargıları, akıllardaki engelleri yıkmaktır konunun özü.

İstek, niyet ve irade varsa gerisi teferruattır.


Bu haber 612 defa okunmuştur

:

:

:

: