Kıymetli yalnızlık

KUWEYT – Türkiye’deki çıldırtıcı depresif kavgadan birkaç günlüğüne de olsa kaçma imkânı verdi Kuveyt’te 15 Ocak tarihinde toplanacak İkinci Suriye Bağış Yapanlar toplantısı.


KUWEYT – Türkiye’deki çıldırtıcı depresif kavgadan birkaç günlüğüne de olsa kaçma imkânı verdi Kuveyt’te 15 Ocak tarihinde toplanacak İkinci Suriye Bağış Yapanlar toplantısı.

Türkiye yakın tarihinin belki de en büyük yolsuzluk skandalını ve ona bağlı olarak da eşi görülmemiş ölçüde muazzam – hatta hadsiz bir şekilde – sürgünler, yer değiştirmeler, görevden almalar şeklinde yaşanan “seçilmiş” ile “seçilmemiş” İslam arasındaki kavgayı yaşıyor. Kim kazanır, kim kaybeder ayrı hikâye, bu işten sıdkımız sıyrıldı, bıktık ülkece.

Hükümetin bu müthiş skandalı örtbas etme, halka “Müslüman’ım diyenler de çalarmış” dedirtmemek için elinden geleni yaptığı malum. Ama daha dün iktidara gelirken “beraber yürüdük biz bu yolları” diye şarkı söyleyenlerin şimdi az biraz ayrı düştükleri ve eğer uzlaştırıcıların çabaları fayda etmez ise yakında bu işin resmen boşanmaya varabileceğini, daha büyük ve acı verici bir kavganın gelmekte olduğunu söylemek herhalde pek de falcılık olmayacaktır.

Körfeze bakan Jumeirah otelinin lobisinde gecenin bir yarısında bazı gazeteci arkadaşlarla konuşuyoruz. Kimisi Suudi Arabistan’dan, Katar veya Birleşik Arap Emirliklerinden, kimisi daha uzak diyarlardan Endonezya, Malezya veya Pakistan’dan gelmişler. Hedef aynı; Kuveyt şeyhinin himayesinde toplanacak ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un da ev sahipleri arasında göründüğü İkinci Suriye Bağış Yapanlar Konferansını izlemek.

Doğal olarak söz Türkiye’ye, Hükümet ile Cemaat kavgasına, demokrasinin katledilmesine geliyor. Daha önceki uluslar arası toplantılardan da tanıdık bir Arap gazeteci arkadaşın sözü dikkatimi çekti. “Türkiye bizim için bir ilham kaynağıydı…”

Yani artık değil mi? Öyle dedi meslektaşım. “Biz Türkiye’yi gıpta ile izliyor, demokrasi ve İslam’ın birlikte var olabileceği örneğini alkışlıyor idik. Bilhassa son on yılda İslam’ın ülkenizde daha görünür olmasıyla, Türkiye’ye hayranlığımız artmaya, bizden çok ileride olduğunuzu düşünmeye başlamıştık.”

Doğrusu tonun gidişatından hoşlanmamakla birlikte Türkiye’den övgü ile bahsedilmesinden gururlanmaya da başlamıştım.

“Sonra,” dedi Arap meslektaşım, “Arap Baharı başladı ve gelişmeleri gördükçe şüpheye düşmeye başladım. Acaba Türkiye düşündüğüm kadar farklı değimli bizden demeye başladım. Sonra, baktım ki sıradan bir Ortadoğu ülkesi olmaya başladınız.

Demokrasinin, hukuk devletinin yerini otokrat, güce tapan bir Ortadoğu devleti oluverdiniz. Evet bizden ileridesiniz ama aynı tramvayda, sadece bir sıra önde oturuyorsunuz, hepsi o kadar.”

Üzüldüm… Ama maalesef doğruydu denilen. Üstelik neredeyse daha birkaç gün önce Ankara’da öğle yemeğinde Arap diplomat arkadaşların dedikleriyle neredeyse birebir örtüşüyordu denilenler.

Aynı tramvayda, sadece bir koltuk önde…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “değerli yalnızlık” lafıyla ünlenen baş danışmanı geldi aklıma… Ne kadar değerli bir tanım bölge lideri olmaya kalkan, İslam ve demokrasiyi bir arada yaşatabilen model ülke olmaya kalkan ama bırakın o hedeflerini gerçekleştirmeyi, mevcut demokrasisini, olduğu kadarıyla çoğulculuğunu bile koruyamayan kendi içinde “seçilmiş” ve “seçilmemiş” siyasi İslamcılarının kavga ettiği bir ülke olmak olacak iş değil.

Halbuki Türkiye ne kadar değerli bir örnek idi İslam ve demokrasinin “laiklik” şemsiyesi altında birlikte var olabilmeleri açısından? O Türkiye, ılımlı Müslüman kimliği ve kültürü ile hem İslami radikallere hem de İslamophobia’ya panzehir değil miydi? Ne uğruna neyin feda edildiğini görüyoruz değil mi?

Bu haber 248 defa okunmuştur

:

:

:

: