“Bu sıçanlar daha buradadır”

Ülke gündeminde, esas yer tutması gereken konular, maalesef çok uzakta.

Ülke gündeminde, esas yer tutması gereken konular, maalesef çok uzakta.

Zaman kaybetme lüksümüz yok.

Ama bir arpa boyu yol almamakta ısrar etmeye devam ediyoruz.

Bir devletin her konu, her alan için politikaları olması şart.

Zaten bizim esas sıkıntımız politikasızlık, fikir ve düşünce üretmeden, akşamdan sabaha, hesap, kitap yapmadan “oldu-bitti” anlayışıyla hareket etmemizdir.

Bir strateji belirlersiniz, bir vizyon ortaya koyarsınız, gerekli altyapıyı yapar, öncelikleri, adımları belirler ve ortak desteği bulduktan sonra hayata geçirmek için gerekli uyumu sağlarsınız.

Artık hiçbir şeyin ayni olmaması şart.

Zaman kaybetme lüksümüz olmadığı gibi “böyle gelmiş, böyle gitsin” mantığın da kalma lüksümüz de yok.

Pazartesi günü program konuğum, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Hüseyin Özgürgün’dü.

Programlarımda izleyici ile birebir iletişimde olmak her zaman tercihimdir.

Herkesin fikrini, düşüncesini söyleme ve kendini belli kalıplar içerisinde ifade etmesine sonsuz saygım var.

Programa katkı koyan telefon bağlantıların da esas ağırlık, geçici personel tartışması ile ilgili konu da oldu.

Bu konuyla ilgili fikrimi, daha önce yine bu köşede yazdım.

Bu konunun kesin bir şekilde çözülmesi gerek.

Şu veya bu şekilde bu konu, ülke gündeminde yer tutmaya devam etmemeli.

Üstelik bunca sorun içerisinde, başka konulara odaklanmak gerekirken.

Bu olay artık kontrolden çıktı.

Gidişat hiçte iyi değil.

Bu ayırımcılık ve partizanlıktan bu ülkede canı yanmayan insan kalmadı.

Yine programa, İngiltere’den katılan bir insanımız 2004 yılında dönemin iktidarı tarafından işten durdurulduğunu ve İngiltere’ye göç ettiğini anlattı.

Bir başka izleyici, 2009 yılında iktidar değişikliğinden sonra işini kaybettiğini paylaştı.

Ve tartışma ile program konusu tamamen kişisel ve “onlar da yaptı, bizde yaptık” noktasına kilitlendi.

Son zamanların tartışması olan, UBP kurultayı döneminde devlete istihdam edilen geçici personel olayı, öyle bir noktaya geldi ki esas tehlikeyi gözler önüne serdi.

Nedir bu tehlike?

Bölünme ve intikam duygusu tavan yapmış durumda.

Yine programımdan devam edeyim;

Bir izleyici Mormenekşe’den aradı ve icarında olan tarlaların, kendisinden alınıp, bir başkasına verildiğinden şikâyet etti.

Sonrasında söyledikleri daha da ilginçti;

“Bundan sonra dişe, diş, kana, kan”.

Yani sanki karşıda düşman var.

Hatta tartışmalı olan geçici personellerden birisi, yayına bağlanarak öyle şeyler söyledi ki;

“Artık ne yapacaklarsa yapsınlar. Aylardır uyku uyuyamıyoruz. İşteki verimliliğimiz sıfır.

İşyerimizde bizim için “bu sıçanlar daha gitmedi mi bunun içinden” diyorlar.

Olayın geldiği noktayı düşünebiliyor musunuz?

Program sonrası tanımadığım birisi aradı.

O da mağduriyetini anlattı.

Oğlu ambulans şoförüymüş ve önceki iktidar tarafından işten durdurulmuş.

Bir başkası, özel bir bankadan iki gün önce durdurulmuş.

“Bizim ne günahımız var, neden bizde konuşulmuyor ve çare arananlar içinde olmuyoruz” diye sitem etti.

Açıkça ortada ki, aslında herkes bu anlayışlardan dolayı acı çekmiş.

Herkes, her kesim insanı, her siyasi görüş destekçisi, herkes bu konulardan mağdur.

Hepsini sabırla ve ilgiye dinledim.

Hepsine de ayni yorumu yaptım “Haklısınız.”

Peki, haksız olan kim?

Olay gerçekten vahim bir noktaya doğru hızla gidiyor.

Resmen, kin ve nefret tüm şiddetiyle toplumun içine yerleşiyor.

Dinamit döşeniyor, temellerimize, o çok da sağlam olmayan kaygan zeminimize.

Mutlaka görev düşen merkezler vardır bu noktada.

En başta yönetici konumunda olanlar.

Bir an önce en doğru karar uygulansın, uzatmanın bir anlamı yok.

Söylenen her söz, her cümle özenle seçilsin.

İnsanları kutuplaştırmadan vazgeçilsin.

En başta örnek olsunlar, kırmadan, dökmeden bunun için çok sebebimiz var.

En önemli sebep ise;


Bir birimize ihtiyacımız var.

Bu haber 632 defa okunmuştur

:

:

:

: