Yetkiler Bir Bakanlıkta Toplansa Ne Yazar?..........

Geçtiğimiz gün trafik canavarı yine pırıl pırıl üç insanı aramızdan aldı. Hem de en acımasız yöntemlerini kullanarak adeta canice katletti mağdurlarını... Lefke Avrupa Üniversitesi’nde kariyerlerinin başında olan üç insan maalesef artık aramızda yok...
Geçtiğimiz gün trafik canavarı yine pırıl pırıl üç insanı aramızdan aldı. Hem de en acımasız yöntemlerini kullanarak adeta canice katletti mağdurlarını...
Lefke Avrupa Üniversitesi’nde kariyerlerinin başında olan üç insan maalesef artık aramızda yok...

Bazıları gayet samimi bazıları ise tribünlere oynayarak yine toplumda yükselen feryatlarına tanık oluyoruz. Ama maalesef gündem değişir değişmez ateş yine düştüğü yerde alevlenmeye devam edecek. Öyle ya, üzerimizden suçu atmak için bir de canavar yarattık ve bu canavara veryansın ediyoruz.
Trafik ile ilgili derneklerimiz de varmış.. Adeta ilk akşamdan ötmeye başlayan ancak sabah olmaya yakın sus pus olan horozlar gibi...
Polisimiz ve devlet anlayışımız var kazalarda, “aşırı hız ve dikkatsiz sürüş” diye suçu tamamen sürücünün ensesine yıkıp adeta sorumluluktan kurtulan...
Bir de hükümetlerimiz vardı ve halen var, trafikteki sorunu yetki karmaşasına bağlayan ve şimdi yetkiyi bir bakanlığa verip sorunun çözüleceği avutmasını yapan...
Bu avutmayla karşı karşıya kalan vatandaş yetkinin tek bakanlıkta olduğu eğitim, sağlık, maliye ve turizmde sorunların çözüldüğünü gördümü ki bu masala kansın...
Bu yetkiler farklı daire ve farklı bakanlıkların uhdesinde olsa bile neticede bunların hepsinin üzerinde kontrol ve talimat yetkisi olan başbakanlık yok muydu? Yoksa yapılması gerekenler çıkar çatışması ve baskı grupları yüzünden engelleniyor muydu? Bu olgular değişti mi ki, yetki tek bakanlığa verilince ortalık güllük gülistanlık olacak....
Yukarıdan da anlaşılacağı gibi hepimiz bir olmuşuz CANAVARI ellerimizle besliyoruz. Bu canavardan kurtulmanın yetkileri bir yerde toplamakla pek de alakası yok. Önemli olan sorunu çözme kararlılığını ve iradesini ortaya koymak ve toplumsal çıkarları her şeyin üzerinde tutabilmektir. Tabi ki, sorunu çözme niyetinde olana yetkileri tek yerde toplamak kolaylık sağlayacaktır.
Aslında trafik canavarının bizi, bizlerin ise trafik canavarını beslediğimizi daha iyi idrak etmek için aşağıdaki başlıca soruları birlikte yanıtlamamız gerekmektedir:
• Yukarıda da bahsettiğim gibi polisin kazalarda yalnızca sürücüyü sorumlu tuttuğu ve devletin sorumluluk almayıp tazminat cezasına çarptırılmadığı sürece trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Bir “Trafik Master Planı”nın olmadığı bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Trafik levha ve işaretlerinin hiçbir zaman mamur olmadığı bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Ölümlü kazaların büyük ölçüde belirli kavşaklarda olmasını kale almayan bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi? Bu sorunun çözülmesi için 2013-15 TC-KKTC Ekonomik Protokolünde var olan 13 adet alt ve üst geçit yapımını ilgili derneklerin dahi dillendirmediği ve takibini yapmadığı bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Sabit kameraların sadece sağladığı gelir açısından dillere pelesenk edildiği ve günümüz gerçekleri ile bu kameraların gerçek faydasının analiz edilmediği bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Her açıdan gelişmiş ülkelere atıf yapan başta bizim güzide trafik dernekleri yanı başımızdaki Güney Kıbrıs’ta sabit hız kameraları da dahil tamamen farklı bir trafik düzeninin farkındalar mıdır acaba?
• Motorway düzeninin olmadığı, duble yoların ise kurallı kuralsız tali yollarla delik deşik edildiği bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi? Her tali yolu nerede ise duble yola bağlamanın nedeni yetkilerin tek yerde toplanmaması mıdır?
• Duble yoların delik deşik olduğu gibi her köşe başında sabit hız kamerası olgusunun sürücüyü aceleci olmaya sevk eden bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi? Şöyle ki, son zamanlarda birçok kazayı sürücünün tek başına yaptığı bunun bir kanıtı değil midir? Polis Genel Müdürlüğünün geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada 2012’ye göre 2013’te iki kat insanın trafik kazalarında canını kaybettiğine işaret etmesi ve 2013’de kazaların yaklaşık yarısının aşırı süratten meydana geldiğine dikkat çekmesi biraz manidar değil midir?. 2012 yılında sabit hız kameralarını bahane göstererek ölümlü trafik kazalarının azalmasını açıklamaya çalışırken 2013 yılında meydana gelen artışın temel nedeninin hız olmasını savunmak tezat değil midir? Bu kameraların amacı hızı azaltmak değil miydi? Yoksa bazı kesimlerin iddia ettiği gibi kameralar rant kapısı mıdır? Yoksa sürati ve aceleciliği yaratan nedenlerden biri de esas fonksiyonlarının aksine bu kameralar mıdır?
• Yeni yapılan yolların dahi (Arslanköy kavşağı) her yağmur sonrası göl içinde kaldığı bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• 40 sene önceki yöntemlerle araç muayenesi yapılan bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Bazı trafik ceza ve usulsüzlüklerin torpille bağışlandığı ve/veya göz yumulduğu bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Kazaları meydana getiren yoğunluk, zaman kayıpları ve aceleciliği ortadan kaldırmak için metrobüs, hızlı tren, tramvay veya benzeri hiçbir planın olmadığı bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Defalarca deneyip geri geri park edemeyen kişilerin ehliyet alabildiği bir ülkede trafik canavarı mağlup edilebilir mi?
• Bir taraftan feryat edip suçu başkalarında ararken ehliyet almak için torpil arayan, alkol alarak araç sürmeyi marifet sayan, hızlı sürüp kısa sürede vardığı için övünen veya araç kullanırken dahi mesaj atmaya çalışan bizler de trafik canavarının bizzat-i kendisi değil miyiz?
SON SÖZ: ÖNEMLİ OLAN YETKİLERİ TOPLAMAK DEĞİL MEVCUT YETKİLERİ TOPLUMUN YARARINA KULLANMA CESARETİNİ GÖSTEREBİLMEKTİR.
Bu haber 581 defa okunmuştur

:

:

:

: