Sabır acıdır meyvesi tatlı

Kur’an-ı Kerimde bir sure vardır.En kısa surelerden biri.Asrsuresi.Kısaca mealini hatırlayacak olursak:”Asra yemin olsun ki İnsan hüsrandadır.
Kur’an-ı Kerimde bir sure vardır.En kısa surelerden biri.Asrsuresi.Kısaca mealini hatırlayacak olursak:”Asra yemin olsun ki İnsan hüsrandadır.Ancak iman eden,salih amel işleyen,birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna” buyuruluyor.İmam Şafii hazretleri derki “insanların çoğu bu surenin manasını düşünmekten habersizdirler.Düşünmüş olsalar bu sure onlar için yeterli olurdu.”
Rabbimiz,bu surede bize kurtuluşumuz için gerekli yolu gösteriyor.Hüsrandan kurtulmanın çaresini birkaç maddede özetliyor.İman,salihamel,hakkı ve sabrı tavsiye.
Dünyada bulunuşumuzun hikmeti gereği her an imtihan içerisindeyiz.Büluğ çağımızdan ömrümüzün sonuna kadar bütün hayatımızdan yarın sorulacağımızı biliyoruz.Sadece belli emirleri yapıp yapmama noktasında değil,karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiler le de imtihan edildiğimizi hatırda tutmak lazım.Bu cümleden olarak Kur’an-ı Kerim’de sabırla ilgili hatırlatmalarda bulunulur,imtihanı kazanmanın püf noktası olarak sabır karşımıza çıkar.Bazı ayetleri hatırlayacak olursak “Ey iman edenler Allah’dan sabır ve namazla yardım isteyin. Muhakkak ki
Allah sabredenlerle beraberdir.”Muhakkak biz sizi açlıkla korkuyla,mallardan canlardan eksiltmelerle imtihan ederiz sabredenleri müjdele”.Bu ayet-i kerimeye dikkat edecek olursak, karşımıza çıkan her şeyin bir imtihan vesilesi olduğunu görürüz.En ağırşartlarda bile metaneti korumamızın önemine dikkat çekilerek devamında gelen ayet-i celilede bizden beklenen bir davranış örneğine yer verilir.”Onlara musibet(ölüm)geldiği zaman derler ki; ”Biz Allah’dan geldik yine O’na dönücüleriz.” Sahip olduğumuzu sandığımız her şey aslında emanettir .Vakti geldiğinde her şeyden ayrılacağımızı bildiğimiz zaman kazanınca şımarmayız kaybettiğimiz zaman da o kadar üzülmeyiz.Verenin de alanın da O, olduğunu bildiğimiz zaman bize metanet düşer sabır düşer, anlayış düşer.İşteozaman imtihanı kazanmamız kolay olur.En zor imtihan,belkisevdikerimizi kaybettiğimiz an olsa gerektir.Ama geniş düşündüğümüzde her birimizin sayılı nefesleri olduğunu, ömrümüzün sonsuz olmadığını,her başlangıcın bir sonu olduğunu ve hiçbir zaman bu kaidenin dışında olmadığımızı görürüz.Beş bilinmeyenlerden birinin de ölümün vakti olduğunu hatırladığımızda ecel dediğimiz o saatin her an gelebileceğinin idraki içerisinde ruhen buna hep hazırlıklı oluruz ve o vakit geldiğinde o kadar irkilmeyiz.YineRabbimiz’in kelamından hatırlıyoruz ki “ Onların ecelleri geldiğinde ne bir saat geciktirilir ne de bir saat öne alınır.”Bize düşen şey sabır ve metanet sahibi olabilmektir.
Sabır sadece musibet ya da ölüm karşısında mı gerekli diye sorabiliriz.Sabır her halde ve her işte lazımdır.Alimler sabrı üç maddede özetlerler 1- Belaya, musibete sabır, 2- Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetlerini yaparken sabır, 3- Günah işlememek için sabır. Asıl zor olanı ise musibetler anında olan sabırdır.Sabrın faziletiyle ilgili olarak Yüce Allah”Sabredenlerin mükafatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz”.”Allah sabredenleri sever”“Sabredenlere, mükafatlarıhesapsız verilir.” Ve benzeri ayetlerde müjdeliyor.Musibetlere sabretme noktasında Eyyubaleyhisselamı bize misal gösteriyor ve(Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allah’a yönelir, Ona sığınırdı.) buyuruyor.
Sabır konusunda söylenecek çok şey vardır.Önemli olan sözden çok eylem sahibi olabilmektir.Öfke anında kendimize hakim olabilmemiz sabır imtihanının en çetin kısmıdır.
Bu konuda bir hikaye ile bitirelim

(DELİ HÜSEYİN)Molla Hüseyin’in hikâyesi çok meşhurdur. Hüseyin isminde bir delikanlı evlenir. Düğününde Kur’an, ilâhi ve mevlidler okuyan, vaaz ve nasihatlerde bulunan hoca efendilerin hâli pek hoşuna gider. Ve Hüseyin de o hocalar gibi olmaya karar verir. İki üç aylık evli iken düşer gurbetin yollarına…ilim öğrenmeye… Biraz da deli dolu birisidir Hüseyin. Hatta köyünde lakabı da Deli Hüseyin’dir. Tam 21 sene köyüne hiç dönmeden ilim okur, hoca olur. Sonunda köyüne gitmek üzere yola çıkar. Yolunun üzerindeki köylere şehirlere uğraya uğraya köyüne doğru yol alır. Bir köyde misafir kaldığında yaşlı güngörmüş bir ihtiyar, köy odasında ona bir sual sorar.“Sana bir soru soracağım evladım, bakalım bilebilecek misin? Söyle bakalım bana ilmin başı nedir?” der. Deli Hüseyin:“Besmeledir.”“Bilemedin.”“Fatiha’dır.”“Bilemedin.” “NasaraYensuru’dur.”“Bilemedin.”“Öyleyse sen söyle, nedir?”“Yok öyle! o kadar ucuz olmaz. Söyleyemem. Eğer altı ay benim hizmetimde çalışırsan, sana o zaman söylerim.” “Kabul, çalışırım. Yeter ki, sen bana bunu öğret.” Köyün güngörmüş ihtiyarı ile Deli Hüseyin arasında bu konuşma geçmiş. Ve Deli Hüseyin, adamın hizmetinde altı ay kalmış. Müddet dolunca Deli Hüseyin:“Eee, amca! De bakalım bana artık, İlmin başı nedir?” Köylü:“Oğlum, ilmin başı SABIRDIR.”DeliHüseyin:“Be adam! Sen beni bu bir kelime için mi bu kadar çalıştırdın. Ben de bilmediğim bir şeyi öğreneceğim diye bekliyordum. Ben sabrı bilmiyor muyum? İstersen sana sabır hakkında saatlerce vaaz edebilirim. Bana bu yapılır mı, senin hiç insafın yok mu?” Köylü:“Kızma evladım. Sen sabrın ilmini bilebilirsin, saatlerce vaaz da edebilirsin. Fakat sen sabretmesini bilmiyorsun. Sana bakar bakmaz anladım. Sabrı bilmek ayrı, sabretmek ayrı şey. Sana burada ben sabretmesini öğrettim. Altı ay bekleterek sabretmeyi öğrenmiş oldun. Var git şimdi, yolun açık olsun. Acele karar verme. Sabret sonra karar ver.” demiş ve Deli Hüseyin’i yolcu etmiş.Deli Hüseyin yoluna devam eder. Köyüne akşamın alaca karanlığında varır. Evine yaklaşınca bakar ki, bir delikanlı evine giriyor. İçine bir kurt düşer. Acaba hanım bir başkası ile mi evlendi?… Acaba?… Acaba?…der durur. “Vururum, billahi vururum, eğer hanımım beni aldattı ise.” diye söylenirken ihtiyarın sözleri aklına gelir…Ne demişti ihtiyar:“Sen sabretmesini bilmiyorsun.” Acele etme Hüseyin. Acele etme, sabret. Hem ResûlullahEfendimiz:“Siz seferden döndüğünüz zaman ehlinizin yanına gece girmeyiniz, sabahı bekleyiniz.” dememiş miydi? Hele sabah ola hayrola… der. Geceyi köy odasında misafir olarak geçirir. Sabah namazını camide cemaatle kılar. Odaya gelir. Köyün ihtiyarlarına:“Bu köyde Deli Hüseyin diye birini tanıyor musunuz?” diye sorar. Köylüler:“Tanımaz mıyız, elbette tanırız. Sabah namazında bize namazı kıldıran genç, onun oğlu idi. O doğmadan babası ilim tahsiline gitti ve bir daha dönmedi.” derler. Deli Hüseyin sabrın ve Peygamberimizin tavsiyesine uymanın güzelliğini bir defa daha anlar ve ALLAH’aşükreder.“Ya bir delilik yapsaydım da akşam evime giren adamı ve hanımımı öldürseydim, hâlim ne olurdu?” diye düşünür. Ve sonra da köylülere kendini tanıtarak evine gider

Bu haber 302 defa okunmuştur

:

:

:

: