Yaşanmışlıklarımızdan…

Yaşımız kaç olursa olsun, çocukluk sözcüğü yüzümüzde aydınlık bir anlam yaratır… tasasız, sorunsuz, dünyadan bihaber yaşanan yıllar… O zaman dilimi en uzun ömürde bile en büyük yeri kaplar…
Yaşımız kaç olursa olsun, çocukluk sözcüğü yüzümüzde aydınlık bir anlam yaratır… tasasız, sorunsuz, dünyadan bihaber yaşanan yıllar… O zaman dilimi en uzun ömürde bile en büyük yeri kaplar…
Hapiniz neler neler hatırlarsınız kimbilir? Eviniz, sokağınız, oyun arkadaşlarınız, çocukluk kavgalarınız, patlayan topunuz, sarı saçlı bebeğiniz, kırmızı bisikletiniz, çuf çuflu treniniz…
Koltuğunuzda geriye yaslanın, gözlerinizi kapatın veee o yıllara küçük bir yolculuk yapın… Güzel anılarınızı çağırın yanınıza… sevdiklerinizi…unuttuklarınızı…
BİZİM EŞEK YOLU BİLİR...

Başlığı koyarken kendi kendime gülüyorum. Nasıl gülmem... Tükenmeyen hazineleriyle beni çocukluğuma götürüyor bu söz de ondan...
Bugün çok sevdiğim bir gönül dostumla derin sohbetlere daldık. Çocukluğumuza kısa da olsa bir yolculuk yaptık...

Yaz tatillerimizi deniz kenarında bir kasabada yaşayan babaannemlerin yanında geçirirdik. Masal gibi günlerdi gerçekten, masal gibi...

Kasabanın iki- üç kilometre uzağında, küçük tepelerin arasında bir üzüm bağımız vardı. Dedemin yıl boyu üşenmeden, usanmadan verdiği emeklerle yetiştirdiği üzüm kütüklerinin arasına serpiştirilmiş armut, elma, incir ağaçları...

Bağa gitmeye geceden karar verilir, gitmek isteyen çocuklar ertesi sabah güneş doğarken uyandırılırdı. Dedem eşeğe, babaannemin hazırladığı, karpuz, domates, peynir, zeytin, ekmek... ne varsa yüklerdi. Eşek önde biz arkada yola koyulurduk. ( Hala nasıl olduğunu çözemediğim bir olaydır.) Gerçekten eşek yolu bilirdi... Başka yollara hiç sapmadan dosdoğru bağa giderdi...

Dedem elindeki bastonu çalılara vura vura (yılan varsa kaçsın diye) önden gider; biz de arkasından BREMEN MIZIKACILARI gibi dizili olarak 14 torun marş marş yürürdük...

Allahım ne eğlenceliydi... Yorulan ufaklıklar abi ve ablalar tarafından sırtta taşınırdı. Yolun tam yarısında açık bir alanda tatlı su kuyusu vardı. Buz gibi bir su hem de... Uzun bir sırığa bağlı, tahtadan bir de kovası vardı... Dışı yemyeşil yosun bağlamış olurdu... İçinden avuç avuç su alır; içer, elimizi yüzümüzü yıkardık...

Yemyeşil çimenlere oturur, sabah kahvaltımızı yapardık... Ot kokusu, çiçek kokusu, bereketli toprağın kokusuna karışır, beni mest ederdi... Karnı doyan her çocuk ya rengarenk kelebeklerin peşine düşer ya da bir kaplumbağayla dostluk kurardı...

MUTLULUĞA DOĞRU

ben sana bakarım
bir güneş sıyrılır
bulutlardan
utanır, gülümser
kırık kırık...
yalp yalp eder
sanki deniz, toprak...
birden canlanır doğa ...
kır çiçekleri açar
mutluluğa doğru...
(Ayşe TURAL)
NE ÇABUK BÜYÜDÜM...

Ne çabuk büyüdüm... Otlarla, kuşlarla beraber... Liseyi Edirne Öğretmen Okulunda yatılı okumuştum. Okulun bahçesinde, ağaçların altındaki çimenlere bayılıyordum. Güneş, sabah güneşi onlara vurunca, çiy damlalarıyla pırıl pırıl olurlardı. Bir de ballıbabalar...
Eflatun- mor çiçekleri olmasaydı; arılar da keyifle onlara konmasalardı; okulu sevmeyebilirdim...
Sahi bir de dümdüz ovada Meriç Nehrine kadar uzanan, yalp yalp eden akşam güneşi... Okulun üst kat pencerelerinden birine kolarımı dayar, gün batıncaya kadar seyrederdim. Ahmet Haşim'in şiirlerine olan tutkum da o zaman başladı sanırım...Kış sabahları ' Her yerde kar var...' şarkısıyla uyandırılırdık çoğu kez... Ayaza kesmiş bahçelerde cam gibi buzların üzerinde kaymadan yürümek için birkaç arkadaş birbirimize tutunurduk...
Güzel büyüdük yine de... Mutlu, hayatı seven, en önemlisi de paylaşmayı bilen... Güzel insanlar olduk, idealist, Atatürkçü öğretmenler...
BİR OKURUMUN SATIRLARI (Kazım Onur Çağsın)
Ne çabuk büyüdük...
Hatırlarım yıkık yanmış bir kilise avlusunda , tüm mahalle çocukları ile gün batımına kadar çığlık kıyamet oynadığımız oyunları… Çok haylazdım… İlkokulda yaramazlıklarımdan dolayı öğretmenlerimden yediğim dayakları… Ortaokuldaki ilk aşkımı, lisede daha sakallarım bitmeden mücahit oluşumu…
Sevgilimi ilk öpüşümü, Ankara’daki okul yıllarımı , arkadaşımın aşkını, Kıbrıs’ta işe girişimi, evlenmemi… kızımın doğuşunu… torunumun yüzünü görür görmez sigarayı bırakışımı… Çok uzun gibi görünen çalışma hayatımdan 31 yıl sonra emekliliğimi…
Hey daha dün gibi… Onun da üstünden koskoca 7 yıl geçti… Rüzgar gibi geçti… KEŞKE BU KADAR ÇABUK BÜYÜMESEYDİK…

DESENİZ
güzel bir günün başlangıcında
mesela
'günaydın...' deseniz bana...
içimi aydınlatsa gülüşünüz
güne aydınlık başlasam...

ardından şöyle bir
' nasılsınız?' deyiverseniz
pek hoş olur inanın......
sonrasında
hoşbeşe geçiversek
eş zamanlı gülüşlerle...

daldan dala konarak
sohbeti koyulaştırıversek
' bir kahve içer miyiz?' deyiverseniz
yanaklarım kızarıverse utangaçlığımdan...

Ayşe Tural
NEDEN SAKLANIRIZ ?

Belki yaralı aslanlar gibi yaralarımızı görmesinler diye, zaman zaman bir köşeye çekilebiliriz... Moralimiz bozuk olduğunda, mutsuz görünmek istemediğimizden bir süreliğine insanlardan kaçabiliriz... Hepsi kabulüm...

Aklımın almadığı esas nokta şu: Bu sayfalarda adını, yaptığı işi, kendisiyle ilgili bilgileri yalan yanlış dolduranları ANLAMIYORUM...

AMAÇları ne? Birilerini k...andırmaksa bence en çok kendilerini kandırıyorlar.. (bu çok önemli bir psikolojik bozukluk aslında...)

Bir süreliğine de olsa karşılarındakini kandırıyorlar, duygu istismarı yapıyorlar. İnsanların temiz duygularıyla oynuyorlar. (çok adice bir oyun...)

Bence DÜRÜST davranmak, insanın anlaşılmasını sağlar. Sıkıntılarınızı paylaşırsınız, derdinizi anlatırsınız, size yakın bir YÜREK bulursunuz... Bu sayede hayatınıza birini davet edersiniz, bir ömür MUTLU olma şansını yakalayabilirsiniz...

YALANLARLA NEREYE KADAR GİDEBİLİRSİNİZ Kİ ?

(Sizlerden aldığım duyumlar bunlar.)

SEVEBİLİRİM

bugün
gökyüzü sakin
dağ şarkı söylüyor inadıma...

şiirimin ortasında
durmadan
parmak kaldırıyorsun YARAMAZ ÇOCUK...

gözlerimin içinde
bahara duruyor dallarım
dikkat et
seni sevebilirim...

(Ayşe TURAL)

SAZANLAR VE KEDİ BALIKLARI...

Dünyada ticaret denilen mal alışverişi (özellikle yiyecek) sanırım insanın var oluşundan beri yapılagelen bir değiş tokuş... Başlangıçta para yerine üretilenler değiştirilirdi.

Benim çocukluğumda, yaz tatillerinde köye giderdik. Şeker almak istediğimde, kümesten sıcacık bir yumurtayı elime tutuştururlardı, doğru bakkal amcaya... O da bana kocaman bir KÜLAH ŞEKER verirdi.

Gelelim SAZANLARA...
Asyadan Kuzey Amerika'ya ihraç edilen canlı sazanlar, içine kondukları tanklarda günler süren deniz yolculuğu sonrası, bir kısmının öldüğü görülmüş. Araştırmalar yapılmış, yöntemler denenmiş. Sonunda sazanların arasına KEDİ BALIKLARI yerleştirilmiş. Kedi balıkları onların daha hareketli hale gelmelerini sağlamış...

Sonuç: Başarılı olunmuş ve SAZANLAR daha diri olarak yerlerine ulaştırılmış.

Bu öyküyü oğlum Barçın'dan dinledim... Hani şu kendini face'te farklı tanıtan insanlar için yazdığım yazıyı 'NEDEN SAKLANIRIZ?' okuyunca... Aslında böylesi durumların bizi daha UYANIK hale getireceğini anlattı... Daha dikkatli oluruz o zaman... Elbette farklı bir bakış açısı... Aklıma da yattı yani...
Bizler ne kadar deneyimli, bilgili de olsak; çocuklarımızdan, gençlerimizden de öğreneceğimiz çok şey var, diye düşünüyorum...
YAŞAMIN FARKINA VARMAK...
Bugün varım... Yaşama sorumluluğumu en güzel şekliyle, yüreğimde hissetmeliyim. Ona sahip çıkmalıyım.

NERDESİN
suya düşen
benim gölgem...

soru soran
benim gözüm...

seni arayan
benim elim...
...
peki SEN
nerdesin?

Ayşe TURAL

BU YAŞAM BENİM... Öyleyse en iyisi olmalısın, deyip onu güzelleştirmeliyim. Çaba harcayıp emek vermeliyim. Kendim için, çevrem için, İNSANLIK adına...

Kendinizi yaşamayı öğrenin... Kendiniz/ duygularınız/ gündelik yaşamınız ve yaşama verdiğiniz değerler neler?

Düşünün, bir daha düşünün... İŞ OLA YAŞAMAYIN... Yaşıyormuş gibi yapmayın. Gerçekten onu hissederek, duyarak, özümseyerek yaşayın...


“ SEN GÖZLERİNLE GÜLERSİN BİLİRİM...”

Gerçekten kaç kişi gözleriyle gülebilir ki!
BİRİ BİZİ...

biri bizi DÜŞÜNDÜĞÜ için hayata bağlanabiliriz...
biri bize DEĞER VERDİĞİ için başarıdan başarıya koşarız...
biri bize GÜLÜMSEDİĞİ için o anı daha çok severiz...
biri bize GÜVENDİĞİ için dürüst oluruz...
biri bizi SEVDİĞİ için ona AŞIK olabiliriz...

Birini sevdiğimiz zaman EKSİK YANIMIZ TAMAMLANIR... BÜTÜN OLURUZ...

( Ayşe TURAL)

ALAMASA

Ellerimi uzatıp
Dokunabilsem ellerine…
Sıcaklığını
Parmak uçlarım duyumsasa…
Bakışların
Bakışlarıma çakılsa
Hiçbir şey
seni benden alamasa…
Ayşe TURAL

Biz varsak eğer, ben sözcüğünün çoğulu yani, işte orada çocuklarımız, ailemiz, yakınlarımız ve dostlarımız var. Kısacası bir dünya var…
ARTIK

Artık büyüsem diyorum
Nasıl olur
Ellerim büyüdü
Ayaklarım büyüdü
Yüreğimse
Hala o yaramaz çocuk…
Ayşe TURAL
ANILARLA YAŞAMAK
Bir yerde okumuştum, insan yaşlandıkça anılarına daha sıkı sarılır diye... Belki de daha az yaşamaya başlarız olayları... Hareket kabiliyetimiz, yaşlandıkça daha kısıtlıdır. Hayatımızdaki olaylar azalır, etkinlikler de öyle...

Simone De Beauvoir’ın gençlik ve orta yaşlılıkla ilgili kitaplarını okuduğumda çok etkilenmiştim. Aslında her kitap bizi az ya da çok mutlaka etkiler. Belk...i de etkilediği için öğreniriz. O kitapların birinde, “ Güzel anılarınızın olduğu yerlere yıllar sonra sakın gitmeyin...” der.

Nedeni de oradaki SİZ eski siz değilsinizdir artık ve sizde o yılların gözü de yoktur. Yani bakış açınız değişmiştir ve hayallerinizdeki güzellikler şimdinin yanında yavan kalır.

BİZ
İnsanı deli eder bakışların
Baştan çıkarır kokun
Ellerinin sıcaklığına
Çözülür düğmeleri duygularımın…

Ben, ben olurum
Bir de sen…
Sonra
BİZ oluruz ansızın…
(Ayşe TURAL)

PENGUENLER GİBİ...
2014 yılı ağır ekonomik sıkıntılarla geçeceğe benzer. Böyle dönemlerde herkes kendine düşeni yaparsa ayakta kalabilir, diye düşünüyorum. Akıl yürütmeye çalışıyorum, çözüm arıyorum...

Bir belgeselde izlemiştim PENGUENLERİ... Son derece akıllılar... Yaşamlarını sürdürebilmek için, nesillerini devam ettirebilmek için, planları, programları var... Hayatta kalabilmek için birbirle...rine sokuluyorlar, sıra ile iç halkaya geçip ısınıyorlar... Belli davranışlar içine giriyorlar...

Aile BÜTÇEmiz, ailedeki tüm bireyleri ilgilendirir. Bir akşam evinizde çocuklarınızı da katacağınız bir toplantı yapın. Onların da anlayacağı dilde (tıpkı şirket gibi) gelen FIRTINAYI atlatma önerileri alın. Herkes kendi giderinde ne kadar kısıtlama yapabileceğine baksın...

Gereksiz harcamalar kalem kalem saptansın. Boşa harcanan su, elektrik, küçük gibi görünen gereksiz harcamalar (olmasa da olur tarzındaki belki giyim harcamaları- sık sık dışardan yemek siparişleri...) görünür yapılsın...

Kredi kartları ikiden üçten bire indirilsin. Elinizdeki NAKİTinizi sıkı tutun... Çocuklarımız ve onların geleceği var... Belki eskiye dönüp annelerimizin evinde ortak hazırlanan yemekler yenebilir. Bütçeler birleştirilebilir...

İnanın anlattıklarım hiç de yapılamayacak şeyler değil... Biliyorum sizler yaratıcı gücünüzle daha güzel öneriler getirebilirsiniz... Uzağa gitmeye gerek yok 20 yıl öncesinde bu dediklerimi yapıyorduk, böyle yaşıyorduk... Çocuklarımıza ev alabilirdik, cebimizde paramız vardı...

Bu förmülün en güzel yanı da çoktandır unuttuğunuz AİLE SICAKLIĞI geri gelecek, çok MUTLU olacaksınız... İNANIN BANA...

(Bu yazı da nerden çıktı demeyin, ben 20 yıllık gazeteciyim.)

Bu haber 158 defa okunmuştur

:

:

:

: