“Uzun zamandır hayal bile kurmuyorum”

Geçtiğimiz Salı günü ADA TV’deki programımda, Kıbrıs Türk Ortopedikler Derneği Başkanı Sedat Hacımehmet ile beraberdik.
Geçtiğimiz Salı günü ADA TV’deki programımda, Kıbrıs Türk Ortopedikler Derneği Başkanı Sedat Hacımehmet ile beraberdik.
Konu, elbette ülkenin genel durumu ve özellikle sosyal kesimin bu durumdan etkileşimiydi.
Bir buçuk saate önemli sorunları sıkıştırdık.
Ülkede olması gerekenlerden çok olanları konuştuk.
Zaten bizim en önemli sorunlarımızdandır, olması gerekenleri değil de, olanları konuşup zaman ve enerji israfı yapmamız.
Ama bizi bu noktaya getiren, olup bitenleri büyütmekten, olması gerekenlere gelemememiz.
Gerçekten önemli sorunlar var.
Ve en büyük hata, görmezden gelmek, önemsememek, unutmak.
İş öyle bir noktaya geldi ki, insanın değeri, insana, insan hayatına verilen önem her türlü düşüncenin gerisinde.
Nereden gelirse gelsin, en önemli nokta kazanç sağlamak, adı ne olursa olsun, tek düşünce çıkar elde etmek.
Elde edilen çıkar her anlamda olabilir, önemli olan bir başka nokta da, paylaşmamak.
Duyarsız, tepkisiz bir toplum olduk çıktık.
Bir toplumu bir araya getiren en önemli iki etken;
Duyarlılık ve tepki.
İğneden ipliğe her ne varsa zamdan nasibini almış.
Can güvenliği, nerede olunursa olunsun yok.
İster yolda, ister iş yerinde, ister evde.
Yediğimiz, içtiğimiz, hatta soluduğumuz havanın bile şüphesi kemiriyor içimizi.
Bakıyorum sağa, sola tepki adına kıpırdama dahi yok.
Aklıma gelense şu;
Demek ki toplum yaşadıklarından memnun.
Sedat Hacımehmet’le programımıza telefonla katılan izleyicilerde oldu.
“Memleket yangın yeri. Her türlü mağduriyet yaşanıyor. Artık hepimiz sosyal kesimdeniz” diyordu bir izleyici.
Yıllarca devlette çalışmış bir başka izleyici şunları anlatıyor;
“Gümrük dairesinde çalışıyordum. Bir trafik kazası yaşadım. Bir bacağımı kaybettim. Devletin bana verdiği maaş 180 TL. Türkiye’den gazilik maaşı olarak da 700 TL alıyorum. Devlette çalıştığım on yıl sayılmadı. Emekli olamadım. Hakkım yendi. Ben şuan bir engelliyim. Bu imkanlarla nasıl yaşarım?”.
Ayni izleyici telefonunu kapattıktan sonra program akışı içerisinde yeniden bize bağlandı ve devam etti;
“2011 yılından buyana elektriğim yok. Kurum, elektrik sayacını alıp gitti. 2011 yılında bin TL elektrik borcum vardı. Elektriği kesmeye geldiler. Eşim bu sırada fenalaştı. Kalp krizi geçirdi ve vefat etti. Bin TL olan borcum, elektriğin, hatta sayacın olmamasına rağmen bugün on dört bin kusur TL oldu. Bu nasıl adalet? Evladım üniversite son sınıfta, okulunun bitmesine aylar kaldı. Mezun olacak. 800 EURO yatıramadım diye okula almadılar. Mezun olamayacak. Ne yapayım şimdi, canıma mı kıyayım?”.
Bu ülkede bu kadar kötü durumda olan insan var mı?
Bu soruyu kendi kendinize soruyorsunuzdur her halde?
Bende sordum?
Sevgili Sedat Hacımehmet “Sevgili Erçin buradan çıkalım. Güzelyurt'a kadar yol alalım. Bu durumdan beterini yaşayan insanlar var. Bu kış gününde, sobasını bırak battaniyesi olmayanlar var. İşte bizim sosyal devletimiz” diyerek bu soruya kendi penceresinden cevap verdi.
Bir başka vatandaş.
Ülkeye umut bağlamış bir genç.
Ev, yurt kurmaya çalışıyor.
“Geldiğim nokta artık sıfır. Bu ülkede yaşamak çok zor. Eskiden hayallerim vardı. Uzun zamandır hayal bir kurmuyorum.”
Bu umudun, beklentinin, yaşama sevincinin katledildiği andır.
Bunun izahı yok.
Yirmi üç yaşında bir insan hayallerini erteliyorsa daha başka ne söylenebilir ki.
Devlet banane diyemez, sadece vergi almakla devlet olunmaz, devlet hükümetlerin esiri ve hükümetlerden daha güçsüz sayılamaz.
Devlet kendi insanına sahip çıkamayacak kadar zayıf mı?
Evet, bu devlet bu kadar zayıf ve güçsüz.
Siyasi iradelerin elinde bir oyuncak sadece.
Sadece onların çıkarları için var.
Son olarak soruyor Sedat Hacımehmet;
“Sosyal kesim ve engellilere bin bir vaat vererek Meclise giren vekiller nerede? Yoksa köprü geçildi mi?”
Bu haber 565 defa okunmuştur

:

:

:

: