Yağmurdan kaçarken…

Son günlerde sürekli olarak “çözüm” diyoruz.
Son günlerde sürekli olarak “çözüm” diyoruz.

Yazıyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz.
Bir bıkmışlık, umutsuzluk ve hayal kırıklığıdır Kıbrıs sorunu.
Gün geçtikçe kendi yarattığımız canavarın dişleri arasında eziliyoruz.
Her türlü adaletsizlik ve başıboşluk, hepimizi bir yandan tüketiyor, bir yandan da daha bir itaatkâr yapıyor kendine.
Ve esasen, tüm bunlaradır itirazım ve karşı duruşum.
Son yazılarımda, sürekli Kıbrıs sorununun çözümüne dair düşünceler paylaşıyorum.
Çünkü başka çıkar yolu yok.
Endişem var mı? Tabi ki var.
Olmaz olur mu?
En büyük korkum, bu toplumun tam “kurtuldum” derken bir kez daha yağmur korkusundan doluya tutulması.
Yılların mücadelesi ile taçlandırılamayacak bir çözüm modeline sürüklenmesi.
Ama bir yandan da bunca yılda yaratılan düzene bakıyorum.
Hani hep söylenir ya;
“Aç değiliz, açıkta değiliz”.
Daha önce bu köşeden yine ayni düşünceyi paylaşmıştım.
Bu ülkenin en büyük sorunu adalettir.
Bir başka deyişle “adaletsizlik”.
Yaşamak, okumak, hasta olmak, insan gibi bir işte çalışmak, hatta ölmek bile adaletsiz bu ülkede.

Apartmanlar, villalar, yollar, Mercedes’ler, BMW’lar, cipler, her şeyin en lüksünü yarattık da, insana önem veren bir yapı yaratamadık.
“İngiltere'nin 43 yaşındaki Göçmenlik Bakanı Mark Harper, 2007 yılından bu yana evinde çalışan Kolombiyalı kadın temizlikçinin ülkede yasadışı kaldığını fark ettikten sonra Başbakan David Cameron'a istifasını sundu.”
Bu tür olayların ve haberlerin yaşandığı bir ülke olur muyuz?
“Çok beklen sen” dediğinizi duyar gibiyim.

İşte böyle tükeniyoruz.
Her türlü değer yozlaşmış, kapanın, kaptığı, yapanın, yanına kar kaldığı bir “hukuk devleti” bizimkisi.
Bunları düşününce bile çözüm beklentisi heyecanlandırıyor.
Hemen bu kadar kolay mı? Değil elbette.
Mutlaka yıllar alacak bir düzenin yeniden oluşması.
Ama hiç olmazsa çocuklarımız bunlardan şikâyet etmesin.
Açık seçik görüldü ki yeni başlayan süreci sürükleyen Türkiye oldu.
Üçüncü ülkelerin etkisini de baskın sayarak, bu gerçeğin altını çizmek lazım.
Türkiye yönetimi ve Türk halkı Kıbrıs konusunda eskisi gibi katı değil.
Bizimkiler her ne kadar “Anavatanımızla, gönül gönüle ayni noktadayız” deseler de işin aslı öyle değil artık.

Türkiye, Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini bizden daha önce benimsedi.
En azından şuan için görünen o.
İktidardaki Türkiye hükümeti, bu sorunu çözmezse, Türkiye’de başa gelecek hiçbir iktidar çözemez.

Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan’ın siyasi çizgisi ve kullandığı yöntemlerin hiçbirini benimsemesem bile çıktığı yolda her bedeli göze alması ayrı bir yeri hak ediyor.
Kıbrıs’ta çözüm için hız kazandırdıkları ve yeniden bir başlangıcı sağladıkları ortada.
Bu noktada, daha önce de söylediğim gibi kendi iç siyasetlerine Kıbrıs kurban edilirse çok yazık olur.

Süreç uzun ve zorlu.
Ve bu süreçte kişisel, partisel, ideolojik, günlük düşünülecek hiçbir şeyin önemi yok.
Birçok etken belirleyici olacaksa da, esas mesele Kıbrıs Türk toplumunun tercihidir.



Bu haber 582 defa okunmuştur

:

:

:

: