Adil bir düzen için...

“Kıbrıslı Türklerin çözümden beklentisi, Euro’ların hava da uçuşması değil.
“Kıbrıslı Türklerin çözümden beklentisi, Euro’ların hava da uçuşması değil.
Hatası olanın bedel ödemesi ve gerçek anlamda adaletin bu ülkeye gelmesi içindir.”
Bir yazımda bu cümleleri paylaşmıştım.

Olası bir çözümün, Kıbrıslı Türkler için anlamını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.
Adalet ve eşitlik üzerine inşa edilecek yeni bir düzenle zaten bir çok sorun aşılacak.
Kıbrıs adasının iki ev sahibi;
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar.
Bu adanın iki sahibi olduğu gerçeğini artık kabul etmeli.
“İki halktan biri bu adadan günün birinde gidecek ve Kıbrıs diğer halka kalacak” böyle bir ütopya artık mümkün değil.
Bu çok geçmişte ve hayallerde kaldı.
Önce bu gerçek kabul edilecek.
Peki ortak olan başka sorunlar yok mu?
Elbette var.
Bunları farketmek bile önemli bir aşama olur.
İki taraftan gösterilecek iyi niyetli adımlar ortaya samimiyeti koyacak.
İki taraftan da bazı yakınmalar var.
“Baskın bir plan ve çözüm stratejisi dayatılıyor”
Bir gün bunun olacağı belli değil miydi?
Kırk yıldır bazı gerçekleri anlayıp, bir birine saygı duymadan, paylaşmadan nereye kadar gidilecekti?
Veya bu saatten sonra bu adanın ev sahipleri yine bu ada için nasıl bir gelecek düşünüyorlar?
Bir defa, bizim çözüm anlayışımızla Rum halkının çözüm anlayışı ayni değil.
Bizim beklentilerimiz farklı, onların beklentileri farklı.
Ya da bu durum bugüne kadar böyleydi.
Ekonomik sıkıntı ve çıkmazlarımız bugün için benzeşiyor.

Ve ayni korkuyu hissediyoruz, baskı ve üçüncü ülkelerin çözümden beklentileri.
Yıllarca sürdürülen ve çoğunlukla güney de tanık olduğumuz aşırı milliyetçi tutum birçok şeyi hem engelledi hem de büyüttü.
Ortak çözümü bulmalıyız, bu ülkenin her nimeti ve derdi bizim.
Henüz sürecin çok başındayız.
Durum buyken önyargılı olmak art niyettir.
Bu art niyet adanın her iki tarafında da geçerli.
Bir Bakanımız “Kıbrıs Türk Halkının toplumsal hakları vardır” diyor.
Doğrudur, ama bu haklar nasıl kazanıldı?
Bu haklar Erenköy’de, Muratağa’da, Sandallar’da, Ayvasıl’da, Kumsal’da kazanıldı.
Mevziler de, sınırlar da, ölüm korkusun da atıldı toplumsal hakların temelleri.
Ve asla bugünler için can vermedi hiçbir insanımız.
Toplumsal haklarımız var, evet ama bunları şimdi hatırlamak hiçte samimi değil.
Toplumu, toplumsal hakları kullanma anlamında bu kadar ayırarak, bu kadar bencilleştirerek, bu kadar bölerek, bu hakları sadece işinize geldiğinde kullanılacak, sözlerden öteye götürmediniz.
İşte bunun için çözüm diyoruz ve bu konuyu gündemde tutuyoruz.
Yazının en başına dönersem;
Kimse, Euro, havuzlu villa için çözüm istemiyor.
Adalet, eşitlik, haklının ve haksızın adilce ayrıldığı, kötünün, iyinin ayırt edildiği, herkesin yasalar, haklar ve ödevler anlamında sorumluluk sahibi olduğu bir düzen istiyor.
Batırılan kurumları, batıranların yargılandığı, sahtecilik yapanların el öperek kurtulamadığı, devletin, yani halkın malını babasının, malı gibi dağıtanların hesap verdiği bir düzendir özlenen.
Beklentiler bunlarken, mevcut bu düzeni haklarımız elden gidiyor diyerek savunmak tek kelimeyle günahtır.
Bu ülkede devletten daha güçlü 'DEVLETLEŞENLER' var.
Devlet bu güçler karşısında aciz durumda.
Hem devletin, hem toplumun güçlü olacağı bir düzenin arayışındayız.
Bu arayışın sonunda, olması gereken ortamı yarattığımızda, sorunların çözümü kendiliğinden olacak.
En başta birbirimize güvenmeye ve bir gün mutlaka kendi kendimize yeteceğimize inanan bir ortak düşünceyi yaratmalıyız.
Bu haber 576 defa okunmuştur

:

:

:

: