BM’nin müthiş tatil gücü elli yaşında

Hatırlar mıydım? Zannetmiyorum. Eğer Dışişleri Bakanlığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 186 numaralı kararıyla adaya barış gücü göndermesinin ellinci yılı nedeniyle toplantı düzenleyip davet etmeseydi, hatırlamazdım.
Hatırlar mıydım? Zannetmiyorum. Eğer Dışişleri Bakanlığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 186 numaralı kararıyla adaya barış gücü göndermesinin ellinci yılı nedeniyle toplantı düzenleyip davet etmeseydi, hatırlamazdım.

Gerçi bir hafta öncesinden BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un “nihayet Kıbrıs adasında çözüm olacak galiba” umudu taşıyan ellinci yıl mesajı yayınlanmıştı ama, hatırlayacağımı zannetmiyorum.

Niye hatırlayayım ki?
Var mı hatırlayan böyle tırıvırı yıl dönümünü?
4 Mart 1964’de ne diye gönderilmişti adaya BM Barış gücü veya kısa adıyla UNFICYP? Toplumlararası çatışmaları sona erdirecek; sulhun, kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunacak ve üç ay sonra da tası tarağı toplayıp gidecekti.
Ne oldu? 50 yıldır dünyanın en iyi ödenekli turist gücü oldu çıktı barış gücü denilen çok uluslu BM gücü.
1963-1974 döneminde Rumların Türkleri katletmelerine “devlet kontrolü pekiştiriliyor” diyerek seyirci kalmadı mı bu güç? Barış Gücü sayesinde hayatı kurtarılan bir tek Kıbrıs Türkü var mı? Ama 1963-1974 döneminde Rum araçlarının Lefkoşa’dan Girne’ye gitmelerinde eskortluk yapıyordu beyzadeler.
Dahası, o 4 Mart kararıyla değil mi ki Türklerin ortak yönetimden silah zoruyla kovulmasından sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasına aykırı olarak sadece Rumlardan oluşan hükümeti “şartların zorlaması, meşru hükümettir” diye tanıyan, meşruiyet kazandıran ve bir anlamda çözümsüzlüğe perçin atan?
Efendim 50 yılı kutlanacakmış UNFICYP’ın. Yapılacak tel şey UNFICYP’a “defol git” diyebilmek.
UNFICYP bizim arzumuzla, devletimizin, hükümetimizin oluruyla mı burada? Yook, Rum hükümeti ile “host country” yani “ev sahibi” ilişkisi var, biz sadece sorun bölgesi. Hani AB katılımında demişlerdi ya “AB müktesebatının geçici olarak yürürlükte olmadığı hükümet kontrolü altında olmayan arazi.”
Bir kere eğer 4 Mart kararı olmasaydı Rum yönetimi Kıbrıs’ın tümünün “tek meşru hükümeti” unvanına sahip olamayacaktı. Peki o unvan değil mi ki Rumları hep görüşmelerde ayak sürüten? O nedenle değil mi ki 1964’den bu yana tüm Rum yönetimlerinin kendilerini Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıs Türklerini de bir şekilde tatmin edilmesi gereken etnik, dinsel bir azınlık olarak görmeleri?
50 yıl kutlanacak bir olay değil UNFICYP için. Kutlanması gereken gün olur da giderse UNFICYP, sararsak bu filmi başa, Rumlar anlarlarsa bu gidişin sonunda fiili ayrılığın nihai ayrılık olabileceğine, işte o zaman belki Kıbrıs’ta gerçek anlamda barışı konuşmak da mümkün olur.
Kabul edebilecek mi Rumlar Kıbrıs Türküyle eşitliği, güç paylaşımını, yan yana yaşamayı? Başpiskopos Hrisostomos federasyonu kabul eder gibi görünse de bugün, inanıyor muyuz gün gelir referanduma gidersek Rum halkının bu sefer “evet” deyip Kıbrıs Türküyle siyasi eşitlik temelinde egemenliği paylaşabileceğini?
Rumlar ölümü görmeden sıtmaya razı olmayacaklardır. İstediği kadar dünya doğal gazın veya stratejik çıkarların peşinde adada çözüm türküsü söylesin, Rumlara çözüm olmaması durumunda neyi kaybedecekleri gösterilmeden bu iş çok zor olacaktır. Adada çözüm ya 1959-1960 döneminde olduğu gibi ancak dış faktörlerin dayatması ve ada liderlerinin de kerhen kabulüyle mümkün olur, ya da Rumlara net bir şekilde iki seçenek sunulur: Ya federasyon, ya iki devlet.
UNFICYP 50 yıldır Kıbrıs’ta imiş… Adamlar iyi tatil yapmış değil mi?
Peki mevcut süreç iyi gitmiyor mu?
Türk tarafı gayretli. Dokuz ayda Rumları yedi maddelik –içeriği önemli—görüşme çerçevesine razı edebildik. Amerikalılar, İngilizler sağ olsun. Üstelik ne pahasına? “Gidin Rumları ikna edin, biz kabul ederiz” gibi abes bir diplomasi teslimiyetiyle…
Çapraz ziyaretler de o9ldu. İyi de oldu. Ankara Rumları, Atina da Kıbrıs Türkünü dinleyebildi…
Bu çapraz ziyaretler siyasi düzeye de çıkabilir denildi. Londra’ya da gidilebilir denildi. Rumlar hemen “Oxi” deyiverdiler.
Niye? KKTC’ye meşruiyet kazandırma çabalarıymış bunlar.
Kafa buysa boşuna sevinmiş Yusuf “Bu iş bu sefer olacak galiba” diye…
Bu haber 266 defa okunmuştur

:

:

:

: