Bal eylediğimiz acılar

Önemli bir haber düştü gündeme.
Önemli bir haber düştü gündeme.

Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kıbrıslı Türk üyesi Gülden Plümer Küçük, çalışmalarla ilgili bilgi verdi.

Haberden, hatırlatma anlamın da, bazı bölümleri paylaşmak istiyorum;
“Nisan 1981’de, Birleşmiş Milletler himayesinde, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumlarının mutabakatıyla kurulan komite, Kıbrıs’taki kurumsal tek iki toplumlu komite niteliğini taşıyor.
Kayıp Şahıslar Komitesi, bir Kıbrıslı Türk, bir Kıbrıslı Rum ve bir de BM üyesinden oluşuyor. Komite kararlarını konsensüsle alıyor. Kıbrıslı Türk ve Rum üyeler, kendi Cumhurbaşkanları tarafından, BM üyesi ise Genel Sekreter tarafından atanıyor.
Komite, faaliyete geçmesinin ardından kayıplarla ilgili kişisel dosyaları hazırladı. 1995 yılın da kayıplar listesi oluşturuldu. Annan Planı döneminde ise bilimsel imkânların da artmasıyla, kayıpların bulunması için kazılara başlanması kararlaştırıldı ve 2006’da “Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi” başlatıldı.
Kıbrıs’taki kayıp kişilerin bulunması için çalışan iki toplumlu Kayıp Şahıslar Komitesi, “Gömü Yerinden Çıkarma, Kimlik Tespiti ve Kayıp Şahısların Kalıntılarının İadesi Projesi”nde 8 yılı geride bırakırken, bugüne dek 1040 kişinin kalıntılarına ulaştı.
Şimdiye kadar 835 kazı yapan komite, 1508’i Kıbrıslı Rum, 493’ü Kıbrıslı Türk toplam 2001 kaybı arıyor.

1963-64 ve 1974 yıllarında yaşanan olaylarda, kayıp olan 2001 kişinin kemiklerinin bulunup kimliklendirilerek ailelerine teslim edilmesi için çalışmalar yürüten Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi, bulunan 1040 kişiye ait kalıntıdan 840’ının analizini yaptı. Kimliklendirilip ailelerine teslim edilenlerin sayısı ise 358’si Kıbrıslı Rum, 124’ü Kıbrıslı Türk olmak üzere toplam 482.”
Sayın Küçük özetlediğim bu bilgileri verdikten sonra bazı izlenimlerini de paylaştı;
“Bu sürecin en etkileyici kısmı, bir kişinin kimliklendirildikten sonra ailesine bildirilmesi, o ailenin gelip ara bölgedeki laboratuvarda aile görüş merkezinde kalıntıları görmesidir. Buraya geldiğinizde, bir genç kızın bebekken kaybettiği babasını kemik olarak görmesine, ona sarılmasına tanık olursunuz. Bununla yüzleşmesi, acısına başka bir boyut getirmesi en acı kısımlardır.
Beni tümü çok etkiledi ama biri şöyle: Küçük bir erkek, çocukken, babasını alıp götürenlere kapıyı açtığı için yıllardır babasının kaybından kendini sorumlu görüyordu. Senelerce bu acıyı çekmiş. Babasını bulduğumuz için o kadar mutlu olmuştu ki, anlatılır gibi değildi. Mutluluğunu gözlerinden hissedebiliyordum.
Kız kardeşini kaybeden bir başka kadın var. Kız kardeşi, kendisinin kaçışına yardım ederken onun arkada kalıp kaybolmasından dolayı yıllardır kendini affedemiyor. Henüz kız kardeşini bulamadık, inşallah buluruz. Böyle hikâyeler çok var. Bizde de, Rumlarda da… Her hikâye çok acı maalesef.”
İşte bu ülkenin gerçekleri bunlar.
Kapılar çalındı ve babalar götürüldü.
Yıllar sonra size babanız diye kemikler verildi.
Anneler, dedeler, kardeşler, eşler, arkadaşlar, dayılar, amcalar kimler gitti çalınan kapılar sonrasında.
Nasıl bir travmadır ki bu?
Bu haberi, yapılan çalışmaları ve yaşananları okudukça bir o kadar daha üzülüyorum.
Bunların hiçbiri masal veya hikâye değil.
Hüzün ve acı dolu yaşanmışlar, bu topraklara gömülmüş gerçekler.
Travmalar, ruhumuzun derinliklerine işlemiş tarifsiz ve bal eylediğimiz acılarımız.
Altını çizerek ve üstüne basa basa söylüyorum;
Bunlar birkaç cümle veya hamasetle ve yılda birkaç defa hatırlatılacak olaylar değil.
Bu yaşanmışların bir karşılığı olmalıydı.
Hayatını kaybeden, giden ve bir daha gelmeyen, yıllar sonra bir yaşayan olarak çıktıkları eve, kemikleriyle dönen insanlar, bugün gelinen nokta için mi yaşadı bunları?
Bu insanlar belki hiç görmedikleri, belki hiç sevemedikleri, saçlarını doya doya okşayamadıkları evlatlarının, CTP’li, DP’li, UBP veya TDP’li diye ayrımcılığa uğraması için mi çektiler bunca acıyı?
Hayallerin de çocuklarının İngiltere’ye, Kanada’ya, Avusturalya’ya göç ettirilmesi var mıydı acaba?
Geri de bıraktıklarının, benden olanlar ve olmayanlar diye ayrılması mıydı düşünceleri, ya da insanca bir düzen için ona buna minnet etmek miydi evlerinden götüren?
“Nankör, tembel, şükrancı, Rumcu” olarak yaftalanmaktaydı onlara reva görülen.
Daha binlerce soru geliyor aklıma.
Her gün daha da inanıyorum bu görüşüme;
Bu ülke de acılar üzerinden imparatorluk yaratıldı.
Bir solukta okuduğumuz, bir kalem de yazdığımız Kıbrıs adasının acıları, yaşanmışları birilerine fırsat oldu.
Tek kelimeyle günah.
Bunu defalarca ve defalarca söylemek istiyorum.
Ve bir nokta daha, bunca yıl da tecrübe ettiğimiz, bu acılardan hem Kıbrıslı Türk, hem de Rumlar bir şey kazanmadı.
Ortak noktayı bulmak, acılar üzerine imparatorluklar, statükolar değil, çözüm ve barışı inşa etmek öğrenilmesi gereken en önemli tecrübemizdir.
Bu haber 559 defa okunmuştur

:

:

:

: