Çocuklara kıymayın efendiler

Türkiye de yaşananları üzülerek izliyorum.
Türkiye de yaşananları üzülerek izliyorum.
Olumlu olduğu söylenen her ne varsa terse dönmüş.
Basın özgürlüğü, demokratik teamüller, ekonomik gelişme, istikrar ve huzur, artık yerini korkuya bırakmış.
İnsanlar ölüyor sokaklarda.
Şehirler, köyler, mahalleler amansız bir iktidar kavgasına kurban ediliyor.
Türkiye de yaşanan herşey bizi etkiliyor.
Duygusal anlamda, ekonomik ve elbette siyasi anlamda.
Kıbrıs konusunda yol haritamızı, her daim Türkiye ile beraber çiziyoruz.
Etkilenmemiz gayet doğal ve sıradan.
Bizim siyaset yapımız, yönetici kadrolarımız, içe ve dışa dönük her adımda Türkiye hükümetlerine göre hareket ediyor.
Oradaki hassasiyetler, buranın icraat güzergahı oluyor.
Kıbrıs, Türkiye için stratejik öneme sahip bir “Güvenlik kapısı.”
Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümde, tabi ki Türkiye’nin de değer verilecek hassasiyetleri var.
Ve herşey bir yana, Kıbrıs sorunu çözülürken garantörlük farklı bir anlam taşır, hem bizler, hem Türkiye için.
Türkiye’yi bugün için yöneten iktidar, Kıbrıs konusunda en radikal adımları atan iktidardır.
Bunu daha önce de söyledim ve yazdım.
AKP iktidarı bu sorunu çözmezse, Türkiye de iktidara gelecek bir başka yönetim çok zor çözer.
Bu anlamda irade ve cesareti bir başka yönetim, bu denli gösterir mi, ben şüpheliyim.
Türkiye normal bir dönem yaşamıyor.
İşin içinde başka güç odakları ve etkileri de olduğu muhakkak.
Fakat yıllardır süren iktidar erkinde, başka odaklar şimdi mi ortaya çıktı?
Bugün Türkiye de yaşananlar için, kendi iç sorunlarıdır diyebilir miyiz?
İş, o noktaya geldi ki, bunu söylemek zor.
Dünyanın neresin de olursa olsun, sokaklar savaş alanı, huzursuzluk had safhada, telefon kayıtlarında şaşırdıklarımız, siyasetin bölmesi, kutuplaştırması, devletin kullandığı orantısız güç ve kendi vatandaşına kıyması, bunlara kayıtsız kalmak imkansız.
Yargı, şeffaflık, engellenen hukuk, üstü örtülen olaylar, sokaklarda vatandaşı değil, hükümeti korumayı görev edinmiş kuvvetlerin estirdiği acımasızlık ve bir özrü çok gören ülke yönetimi.
Başka ülkeler de yaşanan olayları kendine görev edinen, hak arayan, savunan bir yönetim kendi halkından nasıl olurda bu kadar uzaklaşır?
Demokrasi sadece sandıktan çıkmak mıdır?
Bu korku dünyasın da tüm seçmenin oyunu almak ne yarar?
Nerede olursanız olun, çocuk olmak başkadır.
Çocuklar dünyanın her yerin de masumdur.
Çocuklara dünyanın hiç bir yerinde ölüm yakışmaz.
Hele ki devletin korumasında olması gerekirken, bizzat devletin acımasızlığına uğramasını bir çocuğa kimse yakıştıramaz.
Çocuk dendi mi, aklımdan, yüreğime akan Nazım’ın o satırları geçiyor içimden;
“Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Bulutlar adam öldürmesin.”
Empati yapmak, çocukların, annelerin, babaların yerine kendini koymak, anlamaya çalışmak, vicdanlara kulak vermek, gidişatın vahametini, hoş görüye çevirmek, toplumu kucaklamak, bütünleştirmek, devlet yönetmenin en önemli faziletidir.
Mevcut iktidar, ilk seçimde oy rekorları kırsa, 15 yaşında ki Berkin’i veya diğerlerini geri getirebilir mi?
Sağduyu ve anlayış Türkiye’nin ihtiyacı ve de şu soruya cevap aramak;
Bunca acıyı yaşamaya ve yaşatmaya değer mi?

Bu haber 483 defa okunmuştur

:

:

:

: