Tüketici hakları demek halka hizmet demektir

Bilindiği gibi 15 Mart dünya tüketiciler günüdür. Bu günden hareketle, KKTC Tüketiciler Derneği de 15 Mart 2014 günü düzenlediği bir törenle birçok kişi ve kurum arasında beni de ödüle layık gördü.
Bilindiği gibi 15 Mart dünya tüketiciler günüdür. Bu günden hareketle, KKTC Tüketiciler Derneği de 15 Mart 2014 günü düzenlediği bir törenle birçok kişi ve kurum arasında beni de ödüle layık gördü. Ödül günü lütfederek Ekonomist Mehmet Saydam ile benden bir de konuşma yapmam istendi. Kendilerine bu vesile ile tekrar teşekkür etmek istiyorum.
O gün yaptığım konuşmayı bir cümle ile özetleyecek olsam yukarıdaki başlıkla ifade ederdim. Yani tüketici hakları demek vatandaşa hizmet demektir. Vatandaşa layık olduğu hizmeti sunamadığınız zaman tüketiciyi de yeterince koruyamadığınız anlamına gelmektedir.
Tüketici haklarından bahsetmeden önce tüketici kimdir tanımını yapmamız gerekmektedir. Tüketici tanımı toplumun tüm kesimlerini kapsamaktadır. Tüketici; gereksinimlerini karşılamak için gıda, giyim, beyaz eşya, konut vb. gibi mallar ile eğitim, kültür, elektrik, su, telefon, doğalgaz gibi hizmetleri edinen, kullanan, yararlanan her kişi, aile, kurum ve kuruluştur. 1985 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda oy birliğiyle kabul edilen Evrensel Tüketici Hakları aşağıdaki gibidir:

• Temel Gereksinimlerin Karşılanması Hakkı
• Sağlık ve Güvenlik Hakkı
• Bilgi Edinme Hakkı (Şeffaflık)
• Örgütlenme, Sesini Duyurma ve Temsil Edilme Hakkı
• Seçme Hakkı
• Eğitilme Hakkı
• Tazmin Edilme Hakkı
• Ekonomik Çıkarların Korunması Hakkı
• Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı

Yukarıdaki evrensel haklar aşağıdaki gibi 40/2003 Sayılı KKTC Tüketicileri Koruma Yasası’nın 3. maddesi olarak neredeyse aynen girmiştir.
“Bu Yasanın amacı, ekonominin gereklerine uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararları tazmin edici önlemler almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında örgütlenmelerini teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.”
Tüketici tanımı ve evrensel tüketici hakları dikkate alındığında tüketici hakları ile vatandaşa yapılması gereken hizmetler arasında fark olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Yani vatandaş hergün gıda, ulaşım, eğitim, sağlık ve bankacılık gibi hizmet ve mal tüketimi yapmaktadır. Hükümet edenler ise bu tüketimler için kaynaklar ölçüsünde vatandaşa hizmet vermek durumunda değil midir? Dolaysıyla, “

”TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMAK HALKA HİZMETDEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR”

KKTC ölçeğinde düşünüldüğünde tüketici ve vatandaşa hizmet için alınması gereken en acil önlemleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz diye düşünüyorum:
• Vatandaş Sağlığının Korunması için Çağdaş Önlemler (Gıda Güvenliği, Çevrenin Kirletilmesi ve Santralların Toplumu Zehirlemesi Önlenmeli)
• Sağlık Hizmetlerinin İyileştirilmesi
• Ulaşım ve Dolaşımın Daha Kaliteli Hale Getirilmesi
• Devlet Dairelerinde Vatandaşa Kaliteli Hizmet Verilmesinin Sağlanması (kamu reformunun gerçekleştirilmesi ve ombudsmanın etkinleştirilmesi)
• Devlet Kaynaklarının En Verimli Bir Şekilde Kullanımının Sağlanması (Sayıştay Müessesesinin Güçlendirilmesi, Kamuda Etkinliğin Sağlanması, Performans Bütçeleme ve Denetimi, Çağdaş Bir Kamu İhale Yasasının Yürürlüğe Girmesi)
• Tüketici Kredilerinin Disipline Edilmesi (Faiz Yasası, İcra-İflas gibi düzenlemeler)
• Yargı Reformu
KKTC’de bir yılı aşkın bir süredir banka müşterilerinin vahşi liberal ekonomide uğradıkları mağduriyete kesin çözüm bulmaktan aciz bir yapıyı maalesef gözlemliyoruz. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Banka Müşterisini Koruyacak şekilde 4077 Sayılı Tüketicilerin Korunması Hakkındaki Kanuna gerekli hükümler koymuş, Türk Borçlar Kanunu ile de ticari olmayan kredilerde azami faiz ile temerrüt (ceza) faizini sınırlamış ve bu kredilerde mürekkep (bileşik) faizi banka müşterisi lehine yasaklamıştır.
Türkiye’de durum böyle iken maalesef bizde acil sorunlara çözüm arama yerine şov nitelikli fastfood yasaları yapıyoruz...

Vatandaşın devleti şikayet etmesini gerektirmeyecek kamu reformu ve halkın hizmetkarı bir yapı yaratmak yerine, vatandaşın devleti nasıl şikayet edeceğini formüle eden “İyi İdare Yasası” çıkarıyoruz. Sanki ülkede işi olmayan vatandaşın cebinde Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurabilecek parası ve yıllarca adalet bekleyecek dermanı varmış gibi halkla bir nevi alay ediliyor.
Toplumun yıllarca beklediği Faiz Yasası, İcra-İflas yasası ve denetim kurumlarının etkinleştirilmesi için kıllarını halen daha kıpırdatmazken halkın öncelikleri arasında kesinlikle bulunmayan (aksi iddia ediliyorsa güvendikleri bir araştırma şirketine başvurabilirler) “Ceza Yasası” ve “Özel Hayatın Ve Hayatın Gizliliğinin Korunması” gibi artistik yasalarla toplum meşgul ediliyor. Kısaca, bu konularda toplumu meşgul eden büyük sorunlar mı vardı ki bu yasalar diğer yasaların önünde öncelik kazandı?

GELELİM İŞİN ÖZÜNE VE SORALIM: “TOPLUMUN GERÇEK SORUNLARI İLE
İLGİLENMİYECEK KADAR SİYASETÇİNİN BASİRETİ NEDEN BAĞLANMIŞTIR?

Yukarıdaki sorunun yanıtını bazı kesimlerin kırılacağını bile bile aşağıdaki maddeler halinde sıralamak istiyorum:
• Statükoya sırtını dayayarak seçilen ve tekrar seçilmek isteyen popülizm yapmaya devam etmek durumunda kalan siyasetçi, maalesef statükoyu rahatsız edebilecek yasalar(reformlar) için sadece samimiyetten yoksun cek/caklı söylemlerde bulunmakla yetinmektedir.
• Gerek münferiden gerekse kurumsal olarak seçilmek ve iktidara gelebilmek için siyaseti finansmanı yetersiz kalmaktadır. Dolaysısıyla, iktidara talip hem iktidar hem de muhalefet partileri çaresizce çıkar gruplarına gebe kalmakta ve diyet ödemek için iktidar olanlar fincancı katırlarını ürkütücü konulara dokunamamakta, muhalefette olanlar ise yüksek perdeden konuşma cesaretini bulamamaktadır. Şöyle ki, çıkar gruplarına yaslanmayan ve belli odaklardan icazet alamayanlar meclise girse dahi hükümet olamamaktadırlar. Hepimizin de tecrübe ettiği gibi iktidar olma yolunda bazı siyasi partiler dönüşümlerini ispat etmek için renklerini dahi değiştirmişler ve daha önceki sloganlarını mikroskopla okunabilecek şekilde yazmışlardır.
• Mecliste idealist rolü oynayan çalışkan vekiller ise bilinçsiz bir şekilde toplumun gerçek ihtiyaçlarından uzak gaza getirilerek çıkar gruplarına taşeronluk yapar duruma gelmişlerdir.
• Dördüncü kuvvet durumunda hükümeti toplumun yararına yönlendirmesi beklenen medya ise ticari ilişkiler ve mali özerklikten yoksun olmasından dolayı siyasi iktidardan farklı davranamamaktadır.

SON SÖZ: ORMANIN KRALI OLMASI GEREKEN ASLAN, KRALLARIN ASLANI HALİNE GELMİŞTİR.

Bu haber 455 defa okunmuştur

:

:

:

: