Deep Purple’lı engellemek

Yakın Doğu Üniversitesi, bahar şenlikleri kapsamında, 24 Mayıs'ta, dünyaca ünlü rock grubu DeepPurple ile kuzey Kıbrıs’ı buluşturacak.
Yakın Doğu Üniversitesi, bahar şenlikleri kapsamında, 24 Mayıs'ta, dünyaca ünlü rock grubu DeepPurple ile kuzey Kıbrıs’ı buluşturacak.
Önemli bir organizasyon.
Kıbrıs’ın, özellikle kuzey tarafının bu tür etkinlik ve olaylara ihtiyacı var.
Kendini dünyalı hissetmek, izole duygusundan arınmak ve “istenildikten sonra yapılmayacak hiçbir şey yoktur” duygusunu yaşamak adına, bu aktiviteler son derece önemli.
Bu siyaset değil, bu uluslararası platformda Kıbrıs’ın iki tarafının yarıştığı ve meşruluk anlamında bir birine üstünlük sağlamak zorunda olduğu bir olayda değil.
Tamamen insani, tamamen sosyal, tamamen kültürel bir aktivite.
Şu veya bu şekilde Kıbrıs’ın her iki tarafında da süren bir hayat var.
Yıllar yılıdır devam eden Kıbrıs sorununun kaba gölgesinde, hayatın getirdiği şartlarla, her anlamda ihtiyaçlarımız var.
Bunlar söylediğim gibi insani ve yaşamsal zorunluluğu olan ihtiyaçlar.
Oksijen gibi, su gibi, ekmek-aş gibi.
Siyasi bir sorun veya yıllara dayanan bir rekabet olabilir.
Ama bunun da bir kuralı, durduğu bir nokta vardır.
Kimse, kimsenin veya hiçbir halk, hiçbir halkın müzikle, sporla, sanatla, kültürle yani tamamen sosyal insan ihtiyacıyla bir diğerini sınayamaz, cezalandıramaz.
Bunun en ağırını yaşıyoruz kuzey Kıbrıslılar olarak.
Kıbrıs’ta söylendiği ve iddia edildiği gibi eskiyi andıran bir ortam yoksa iyi niyet ve çözüm için uygun zemin varsa, her iki tarafın yaşayanları bu sorunu çözmekte kararlıysa, bir birini her yönde engellemeye çalışmak samimi olmamaktır.
Çözümü ve beraberinde gelecek kazanımları her daim destekledim, destekliyorum.
İçinde bulunduğumuz yapının suiistimal edildiğini, belli çevrelerin hayatını kolaylaştırmak için kurulduğunu ve hala bunda ısrar edildiğini gördükçe de çözümden başka çare olmadığına olan inancım artıyor.
Peki, bu sadece bizim isteklerimize mi bağlıdır?
Mutlaka ki değildir.
İyi niyet diyoruz ya, işte bu noktadan başlamak gerek
“Güven artırıcı önlemler” ısrarını anlıyorum.
Güveni artırmak için sadece Maraş ve ona bağlı açılımların anlamlandırılmasını ise anlamakta zorlanıyorum.
“Güven artırmak” yani esasında akıllarda, belleklerde, psikoloji de yer alan şüphelerin, korkuların, temel de güvensizliğin giderilmesine, tek başına bunlar fayda sağlar mı?
Hayır, bilinçaltındaki güvensizlikten çok, iki toplumun bir birine üstünlük sağlayacağı adımlarla manevralar yapılıyor süreç içinde.
İşte Yakın Doğu’nun DeepPurple organizasyonu da bu süreç içinde engellenmeye çalışılıyor.
Üzüldüm.
Bir taraftan güven artırıcı önlemler derken, bir taraftan eski alışkanlık ve düşüncelerden vazgeçmemek samimiyetsizliktir.
Her iki taraf da, işin en başından, bir birinin yaşam hakkına saygı duyacak.
Bu adada tek bir halk yaşamıyor, öncelik bunun kabullenilmesinde.
Zaten bunu başarabilsek, yolun yarısını aşmış oluruz.


Bu haber 548 defa okunmuştur

:

:

:

: