Kıbrıs için anlatmaya çalıştığım

“Bir anlaşma olsun da, nasıl olursa olsun”
“Bir anlaşma olsun da, nasıl olursa olsun”
Kendi adıma bu noktada değilim.
Ama maalesef, toplumun getirildiği nokta bu.
Toplumun geneli, içinde bulunulan yapının sürdürülebilir olmadığını, her geçen gün biraz daha iyi anlıyor.
Kırk yılda “evet çözüm olsun ama istediğimiz gibi olsun, olmazsa da yaşadığımız sistem sürdürülebilirdir” noktasına gelemedik.
Hiçbir şey yapmayacaksınız, sadece kendi önceliklerinize göre toplum ve düzen inşa edeceksiniz, daha sonra da çözümsüzlüğün devamı için toplumun genleriyle oynayacaksınız.
Bu düşünce, Kıbrıs adasının her iki tarafı içinde geçerlidir.
Tek bir fark var;
Güneyde ciddi bir devlet otoritesi vardır.
Kuzeyde ise popülizme kurban edilmiş bir otorite ve sadece gelecek seçimleri düşünen, otorite sahipleri var.
Söylediğimi gibi kuzey Kıbrıs’ta, 1974 sonrasını taçlandıracak, yaşananları mutlu sona ulaştıracak ve de olası bir çözüme her anlamıyla toplumunu hazır tutacak bir düzendi olması gereken.
Ama olmadı, öncelikler başka oldu her daim.
Şimdi ise görünen, başka alternatif yok, yarım asırdır önümüze konan bir başka seçenek olmadı, biz de bir başka seçenek arayışında ve ısrarında olmadık.
Yaratılan düzenin devamlılığı artık bir seçenek değildir.
Bu noktada biz üzerimize düşeni önyargısız yerine getirelim.
Başka seçeneklerde yaratılacak ve savunulacaksa zamanı geldiğinde hepimiz elimizi taşın altına koyalım.
Ama bu süreçte, bu toplumun çıkarları için samimiyetle her yolu deneyelim.
Tabi ki amaç toplumsal çıkarlarsa.
“Esas olan, toplumların önyargısız, eskiye bağlı kalmadan, sorunu çözme iradesini ortaya koymasıdır.
Önemli olan çözümdür, çözmektir, paylaşmaktır.
İki halkın, bir şeyleri paylaşması, bir şeyler için üzülmesi, bir şeyleri ortak olarak sahiplenmesi, mesele budur.
Çok küçük fakat çok önemli bir girişim;
İki toplumun yöneticileri ki bu konuda Rum yönetimine daha önemli işler düşüyor.
Geçmişe dair bir özür dilenmesi veya en azından “yaşanan her şey için üzgünüz” denmesi.
Ve bunu her iki tarafında, iyi niyeti ortaya koymak adına yapması.
Bu girişim Maraş’ın iadesinden, Ercan Havaalanının, Mağusa Limanın uluslar arası trafiğe açılmasından, daha etkili olabilecek “Güven Artırıcı Önlemler” niteliğinde ki açılımdır.
Psikolojik duvarların yıkılmasında, adanın bugünkü durumu için birbirini suçlamak değil, sorumluluğu paylaşmak ve gerçekten iyi niyetini göstermek için radikal adımlar gerek.
Kıbrıs’ı bu hale elbirliği ile getirdik.”
Daha önce ki bir yazımda bu düşünceleri paylaşmıştım.
Kıbrıs adasının acı dolu geçmişine yönelik, adanın iki sahibi halk adına hiç olmazsa yaşananlar için “üzgünüz” kelimesinin seslendirilmesinin çözümün önünü açacağını anlatmıştım.
Bunun için de özellikle “manevi liderlere” yani din adamlarına önemli bir görev düştüğünü söylemiştim.
Bu konuda ki düşüncem hala aynidir.
Türkiye’de bir ilk yaşandı.

Başbakanlık'ın resmi sitesinden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzalı, 1915 yılında yaşanan, Ermeni olaylarına ilişkin taziye mesajı yayımlandı.

'Kadim ve eşsiz bir coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarının, geçmişlerini olgunlukla konuşabileceklerine, kayıplarını kendilerine yakışır yöntemlerle ve birlikte anacaklarına dair umut ve inançla, 20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz'.
Yıllardır Türkiye’nin önünde olan “Ermeni olaylarına” yönelik önemli bir adım bu.
Olaylar başka yönleriyle konuşulabilinir, her iki halk konuyu başka şekilde tartışabilir.
Bu tarihin ve tarihçilerin işi.
Ama bu adım çok şeyi değiştirebilir, ezber bozucu, radikal bir hamle.
İşte Kıbrıs için de anlatmaya çalıştığım budur.

Bu haber 549 defa okunmuştur

:

:

:

: