Hükümet ve yerel yönetimlerin temel başarı göstergesi: “Yaşam kalitesi”

Günümüzde siyasi partiler geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nde gözlemlediğimizin aksine rakibi kötüleme üzerine değil seçmenin yaşam kalitesini artırmaya yönelik projeler ortaya koyarak kampanyalarını yürütürler.
Günümüzde siyasi partiler geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nde gözlemlediğimizin aksine rakibi kötüleme üzerine değil seçmenin yaşam kalitesini artırmaya yönelik projeler ortaya koyarak kampanyalarını yürütürler. Yani, daha kaliteli bir yaşamanın formülünü geliştirmeye ve seçmeni ikna etmeye çalışırlar. Tabi ki, seçmen de bu projeleri değerlendirerek siyasi partiler arasından seçim yapar. Bunun yanında elbette siyasi partinin inandırıcılığı da önem taşır. Bu çerçevede, daha kaliteli bir yaşam konusunda seçmeni ikna eden partiler yerel yönetimlerin ve hükümetin başına getirilir.

Bilimsel açıdan bakıldığında ise yerel yönetim ve hükümetlerin başarısı attıkları palavralar ile değil seçmenin yaşam kalitesini ne ölçüde artırdığı ile ölçülür. Bu maksat için ise güvenilir kuruluşların yayınladığı ülke bazında raporlar mevcuttur.
(Social Progress Index) göre dünyada yaşam kalitesi en yüksek ülke Yeni Zelanda. 132 ülkenin değerlendirildiği endekste Türkiye 64′üncü sırada yer aldı.Endekste ülkeler üç başlık bakımından değerlendirildi: Temel insani ihtiyaçlar (beslenme, tıbbi bakım, barınma, kişisel güvenlik), refah (sürdürülebilir ekosistem, bilgiye ve internete ulaşım, sağlık, iletişim özgürlüğü) ile hoşgörü ve fırsatlar (bireysel hak ve özgürlükler, eğitime katılım, dini, etnik, cinsel hoşgörü). Bu başlıklara göre yaşam kalitesi bakımından en iyi ülkeler şöyle sıralandı: Yeni Zelanda, İsviçre, İzlanda, Hollanda, Norveç, İsveç, Kanada, Finlandiya, Danimarka ve Avustralya. Listenin ortalarında, 64′üncü sırada yer alan Türkiye, refah ile hoşgörü ve fırsatlar başlıklarında daha kötü bir performansa sahip. Türkiye refah konusunda 82′inci, hoşgörü ve fırsatlar konusunda 77′inci sırada yer aldı. Temel ihtiyaçlar bakımından ise 43′üncü sıraya yerleşti. Dünyanın en büyük ekonomileri ise ilk 10′a giremedi. Almanya 12′inci, İngiltere 13′üncü, Japonya 14′üncü, ABD 16′ıncı ve Fransa da 20′inci sırada yer aldı. Endeksi hazırlayan ekonomistlere göre bu, ekonomik gelişmişliğin toplumsal ilerlemeyle her zaman doğru orantılı olmadığını gösteriyor (http://www.diken.com.tr/vitrin/en-yasanabilir-ulke-yeni-zelanda-turkiye-ise-64uncu-sirada/).

Bizde de yakın zamanda yerel yönetimler için seçim maratonu başlıyor. Ancak bu seçimlerde enteresan olan gerek sağda gerekse solda başarısızlıkları tescilli olan belediye başkanlarının tekrar aday olmasıdır. Şöyle ki, KKTC’de devletten alınan katkı paylarına kendi yerel gelirleri de ilave edilince mali yapısı sürdürülebilir olmaktan çıkan birçok belediye bulunmaktadır. Bunun sonucunda çalışanların maaşlarını düzenli ödeyemeyen, sosyal güvenlik katkılarını ve elektrik faturalarını dahi ödeyemez durumda olan belediyelerimiz çoğunluk durumundadır. Dolayısıyla, bu yapının doğal tezahürü olarak da yerinden yönetimin karakteristiği olan “YEREL HÜKÜMET” şeklinde İTFAİYE, TRAFİK gibi ilave hizmetler bir yana temizlik, su ve
park düzenlemesi gibi asli görevlerini dahi yerine getiremiyorlar.

Tabi ki, neredeyse iflas durumda olan bu belediyeleri sorguladığınızda içinde bulundukları durumun temel sorumlusunu merkezi hükümet olarak tanımlamaktadırlar. Oysa, başta Lefkoşa belediyesi olmak üzere mevcut kaynaklarını dikkate almayarak istihdam ve diğer popülist harcamalar nedeniyle yönettikleri belediyeyi mali sürdürülebilir olmaktan çıkardıklarını itiraf etmekten uzaktırlar. Zira benzeri şekilde mali yapıya sahip belediyeler devamlı olarak gelir-gider dengesini gözetmiş ve temel altyapı yanında kültürel ve sosyal faaliyetleri de portföylerine katmayı başarmışlardır. Buna rağmen üzülerek ifade etmek isterim ki; çökerttikleri sistemler ile belediyeleri zavallı hale getirenlerin tekrar aday yapılması aslında devlet sistemini sürdürülemez hale getiren zihniyetle birebir örtüşmektedir.

Yukarıdan da anlaşılacağı gibi gerek yerel yönetim gerekse hükümetler olsun başarıları attıkları palavra ve ürettikleri mazerete göre ölçülmez. Bunun tek ölçüsü gerek münferiden gerekse toplumsal olarak yaşam kalitesi ve refahı ne kadar artırdıklarıdır.

SON SÖZ OLARAK AYNASI İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ. BAZI KEDİLER AYNAYA BAKIP KENDİNİ ASLAN OLARAK GÖREBİLİR. ANCAK, GERÇEKTE KEDİ OLANI SEÇMENİN DEFALARCA ASLAN YERİNE KOYMASINA DA ANLAM VERMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Bu haber 518 defa okunmuştur
  • Gurur ince  NY - 28.04.2014 Son paragrafin cevabi bence; gururlu bir millet olmak kolay degildir Okşa sirtini, al lokmayi midesinden.

:

:

:

: