Camiler ve polis

Biraz alıştırıldık ama en kötüsü de alıştık.
Biraz alıştırıldık ama en kötüsü de alıştık.
Sorumluluk almamaya, bedel ödememeye.
Olan olur, birileri mutlaka örter, mutlaka birileri çıkar temizler, ödenecek bir şey varsa da öder.
Yıllar hep böyle geçmiş.
Bu yüzdendir ki devlet kurumlarının uçan kuşa borcu var.
Bu yüzdendir ki ödenmeyen borçlar bugün dağ oldu önümüze dikildi.
Hepsine alıştım, eleştirdim, yazdım, söyledim.
Gelin görün ki en çok camiler için üzüldüm.
Üzüntüm, biriken borçlar değil.
Üzüntüm böyle bir olayın, gündem olması, tartışılması.
Dinin ve inancın siyaset için kullanılmasına her zaman karşı durdum.
İnsanların bu yolla yönlendirilmesi, kutuplaştırılması ve inancın bir propaganda aracı olarak kullanılması.
Din olgusunun ve inanç olgunluğunun tabulaştırılması, gizlenmesi, konuşulmaması esas kötülük.
Herkesin inancı kendine ve de bu durum kimsenin tekelinde değil.
En başında da söyledim.
Alıştırıldık ve de alıştık.
Camilerin borçları yüzünden gündeme getirilmesinden kendi adıma son derece rahatsızım.
Böyle bir konunun tartışılması bile bize yakışmıyor.
Günlerdir içimden geçiyor;
“Bu ayıba son verecek biri yok mu?” diye.
Bu ayıbın sorumluluğunu alacak ve istifa erdemini gösterecek kimse yoksa bu duruma nasıl gelindi?
Rumların, Mağusa da ayin yapması sırasında camilerin susturulduğunu söyleyenlerin, bu camileri kırk yıllık bu düzenin susturduğunu niye söylemediklerini merak ediyorum.
Bir yanda ayinler yapılırken, bir yanda ödenmeyen elektrik borçları yüzünden tartışılan camiler.
Ve en acısı;
Borç oldu mu kimse sahiplenmiyor.
Bu ayıp kiminse temizlesin, temizleyemem yerim dar diyen varsa da iki satır yazıyla görevini iade etsin.
Dinin ve inancın siyasete karıştırılmamasını savunduğumu söyledim.
İçinde olduğumuz şartlardan dolayı, siyasetin karıştırılmaması gereken bir başka yer ise polis teşkilatıdır.
Polis teşkilatı içinde siyaset yoktur demiyorum.
Bir ilk yaşandı, bir komite oluşturuldu ve konuyla ilgili bir rapor hazırlandı.
Anayasa’nın çiğnendiği, terfilerde yanlışlar yapıldığı ortaya kondu.

Polis elbette sivilleşsin, özerk olsun, tam anlamıyla kurum olsun, ama daha fazla siyasallaşmasın.
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık arasındaki anlaşmazlık yüzünden bugün polis teşkilatının atanmış müdürü yok.
Tartışılmayan, mahkemelik olmayan, terfi dönemi belki de çok ender.
Polis sivile bağlı değilken bile bu sorunlar yaşanıyorsa, sivilleşecek ya da siyasete bağlanacak bir polis teşkilatında acaba neler yaşanır?
Gerçekten niyet, bağımsız, siyasetten ve başka etkenlerden etkilenmeyen bir polis teşkilatı yaratmaksa, özerk bir yapı oluşturulsun.
Polis teşkilatı, kendi içinde yaratacağı bir kurulla kendi kendi idare etsin.
Camilerin elektrik borçlarıyla başladık, sivilleştirilecek polis teşkilatıyla devam ettik.
Ortak nokta;
Herkes kendi sorumluluğuna sahip çıkacak, kendiyle ilgili kararları başkasına bırakıp, hazır beklemeyecek.
Sonuç ortada?
Başkasından medet uman, sadece kendi kendini yıpratır.

Bu haber 557 defa okunmuştur

:

:

:

: