KKTC’de reform ihtiyacı

Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın birçok icraatını eleştiriyorum.
Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın birçok icraatını eleştiriyorum. Doğrusu artan muhafazakarlaşmadan, yükselen teokrasiden ve açıkçası sınır tanımayan diktatöryal eğilimlerden rahatsızım. Ancak, yiğidi öldür hakkını ver, önemli birçok alanda AKP iktidarı Türkiye’de ezber bozmuş, hayal bile edilemeyecek alanlarda çok ilerideki tarihlerde bile alkış tutulması gereken icraatlara imza atmıştır.
2004 döneminde “nasılsa Rumlar reddedecek” temelli oynanan Kıbrıs kumarının sonucu ortada. 2004’de “hayır” oyu veren ve bunu deklere eden azınlıktan biri olarak %65 oranında “evet” oyu veren olası büyük faturaya rağmen Kıbrıs Türk halkının bu yüksek çözüm talebini görmemekte ısrar edebilir miyim? Mümkün mü? Bu talebi halkını seven ve ona önem verdiğini iddia eden herkes görmeli ve kabul etmelidir. Tabii ki halka değişen durumlar izah edilip, bu görüşünde tadilata gitmesi istenebilir, ama halkın talebi ortadadır, bellidir: Çözüm.
Bu çözüm nasıl olmalıdır? Aşağı yukarı o da bellidir, kabul etsek de etmesek de hem Annan planında hem de oluşan Kıbrıs görüşmeler külliyatında ve BM parametrelerinde her şey gayet nettir. İşte ondan dolayı da niye bu görüşmeler sona erdirilemiyor; ya çözüm ya da çözüm deyip eldeki birkaç seçenekten biriyle devam edilemiyor?
Fıkra bu ya, bir İngiliz, bir Amerikan, bir Türk ve adanın iki kesiminden birer diplomat 1968’den beri sürmekte olan Kıbrıs müzakereleri için buluşmuşlar. Derken odayı teröristler basmış, hepsini rehin almış. Her birinin başkentini arayıp fidye istemişler. Başkentler rakamı duyunca “bizde diplomat çok” deyip fidye ödemeyi reddetmişler.
Teröristler bunun üzerine diplomatları vurmaya karar vermiş ve son dileklerini sormuş. ABD’li eşini aramak ve son bir kadeh viski içmek istemiş. Türk son defa bir Türk sanat müziği eseri dinleyip rakı içmek istemiş. Kıbrıs Türk diplomat “Beni bu son anda bile dinlediğiniz için teşekkürler, ihya oldum” demiş. Rum diplomat İngiliz meslektaşına son bir defa Kıbrıs konusunu anlatmak istediğini söylemiş. Bunun üzerine İngiliz araya girip, son isteği olarak Rum meslektaşından önce vurulmayı istemiş…
Anlayacağınız, bu Kıbrıs meselesi sadece bize “kabak tadı” vermiyor!
Her ne kadar ikide bir birileri çıkıp “bu son fırsat” veya “bu defa son” dese de sorun devam ettiği sürece istesek de istemesek de görüşme süreci de devam edecek veya bu sorun evrimleşecek başka bir boyut alacaktır. Tabii burada birincil olarak Rusya ve Kırım örneği akla gelebilir; başkalarının aklına Tayvan veya Kosova örnekleri gelebilir. Bir bakarsınız Kıbrıs başka sorunlar için yeni bir örnek oluşturabilir. Ancak, her ne olacaksa muhakkak müzakerelerle, karşılıklı rızayla olmalıdır. Öncelikle, görüşme dediğiniz olay almak ve vermek üzerine tesis edilmiştir. Komşunuzla cay, kahve içmeye benzemez bu iş.
Bu süreç ne olur? Çözüme evrilir gelişir mi? Doğrusu ümit etmek istiyorum ve kim ne derse, ne yafta takarsa taksın bir kez daha altını çizerek söylüyorum: Kıbrıs’ta bir Kıbrıs Türkü için çözümü istememek ben deliyim ilanından başka bir şey değildir. Ancak, çözüm ulaşılabilir midir? Çözüm saadet getirecek midir? Çözüm şu babamızın çiftliği gibi idare ede ede çürümüş patates çuvalına döndürdüğümüz devletimizi ve kamu yönetimimizi kurtarabilecek midir?
İşte AKP iktidarının bazı siyasi kararlarının Kıbrıs açısından, Kıbrıs Türkünün ilerisi açısından önemi buradadır. Kıbrıs Türküne rağmen Kıbrıs Türkünün devletini, idaresini hatta geleceğini kurtarma operasyonudur bu.
Beni tanıyan herkes biliyor; şu melun “besleme” olayından sonra göğsümü gere gere gelip AKP telin mitinglerinde ben de yer aldım. Bugün de olsa alırım. Başbakan Yorgancıoğlu’na muhabbetimin sebeplerinden birisi de Ankara’ya karşı başbakan düzeyinde bu kadar net onurlu durabilmesi, boyun eğmemeye çalışmasıdır. Tabii ki bir Derviş Eroğlu performansı beklemek gereksiz ama başbakan bence çok onurlu durmaktadır.
Ancak, dün de söyledim bugün de söylüyorum; KKTC reform programı devam ettirilmeli, KKTC kendi ayakları üzerinde durabilmeyi öğrenmelidir. Elbette uygulama hatalarını eleştirecek, yanlış gördüğümüz veçhelerine saldıracağız ancak mevcut ekonomik yeniden yapılanma programının Kıbrıs Türkü için bir ekonomik özgürlük mücadelesi olduğunu da fark edeceğiz.
Sevgili dostum Akademisyen-Yazar Prof. Dr. Mehmet Hasgüler ne güzel söylemiş bir mülakatında: “Öte yandan sanılıyor ki Federal Kıbrıs’a girildiğinde, birileri Kuzey’deki hantal yapıyı sihirli bir değnekle düzeltecek. Biz insanlar olacağız yine ve kolay mı? Bu belki de ne kadar zor durumda olduğumuzu da afişe edecek. Gelin düzeltelim, elimizdedir derseniz denir ki ‘Türkiye müsaade etmez’… Ben buna inanmıyorum: Bu tamamen kendi kendimizi kandırmanın ve zavallı göstermenin bir aracıdır. Sen bu toplumun geleceği ile ilgili bir şey ortaya koyarsan, kararlılığın gösterirsen Türkiye’de buna ikna olmayacak kimse ama hiç kimse yoktur… Siyasi partiler neden vardır niçin kurulur? Burayı, kuzeyi düzeltebileceğimize, adam edebileceğimize inandığımız gün Federal Kıbrıs’ı da kurarız ama burayı düzeltebileceğimize inanmıyorsak federalizmi asla kuramayız… Öteki türlüsü hayal ve yalan…”
Doğrusu benden daha deli-dolusunu, lafını esirgemeyeni görünce hayran oluyorum. Ağzına sağlık Mehmet kardeşim.
Bir diğer önemli konuşma da Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça’nın Sanayi Odası genel kurulundaki sunuşuydu… Büyükelçi KKTC’nin tanınmamış ve ambargolar altında üretim yapmaya çalıştığını hatırlatarak, mevcut yapının sürdürülmez olduğunu daha ileriye götürülmesi için girdi maliyetleri ile ürün kalite güvencesi ve standartlarının artırılması gerektiğini ancak ürün kalitesinin artırılmasıyla dünya ile rekabet edilebileceğini kaydetti.
İşte budur… Kıbrıs Türküne göre üretim değil, dünyanın her yerine uygun standartlarda ürün yapabilmek; pazarlayabilmek… Aksi halde? Sadece Kıbrıs Türküne bilmem kaçıncı sınıf mal kakalanmaya devam edilir, gün gelir ne Kıbrıs Rum tarafına ne de dünyaya gidilemez… Gidilemez ise ne olur? Maliye bakanlığı istediği kadar Rum’dan mal almayın desin, araba bagajları dolar, Güney’e paralar akar. Ucuz ve kaliteli eğitim için sanayi reformu şart.
Yeter mi? Vergi reformu lazım. Gerçekten cesaretli, sorunun üzerine yürüyecek hükümet lazım? Ne için? Mesela turizmin sadece kumarhane olmadığının hatırlanması için. Mesela ucuz ve kaliteli mal için üretim aşamasında teşvik gereğini görmek, ideolojiye saplanmadan ucuz enerji sağlanmasının önü açılması için.
Çözüm sürecine olur? Umarız Rum tarafı aklını devşirir çözüme yönelik adımlar atar. Kolay değil; Kıbrıs Türk halkının eşitliğini, egemenlikte ortaklığını, en önemlisi birinci sınıf vatandaş olacağını kabul edecek adamlar… Kıbrıs’ta Apartheid sona erecek anlayacağınız çözüm olur ise. Bu zor bir durum ve maalesef Rum tarafında bu zor durumu göğüsleyebilecek bir lider de yok.
Ama her halükarda çözüm beklenmemeli, ekonomik dönüşüm programı uygulanmalı, KKTC ekonomisi güçlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki bir önceki CTP hükümetinin çuvallamasının sebebi imzalanan protokolün bir türlü yürürlüğe konamaması, ekonomik vaziyetin baş edilir olmaktan çıkması idi. Bugün maalesef ekonomik reform programı rafa kalkmadıysa bile neredeyse tamamen unutuldu. CTP sevdalısı TC yetkilileri de buna göz yumuyor. Ama faturayı önce onlar sonra tüm Kıbrıs Türkü ödeyecek, bundan kaçılamaz, hatırlatırım.


Bu haber 264 defa okunmuştur
  • rte nurullah  hatay - 11.05.2014 Yusuf by büyük usta özü sözü bir lider ve allah uzun ömür versin ve davosta konuşmasını izledim şimon perese haddini bildirmesi ve dünde tbb başkanına haddini bildirdi ve hic haksılıga gelemiyor ve söyleyene degil söyletene bakacaksın kıprısa tcden her türlü destek gidiyor ama geri dönen küfür ve hakaret sizce türkiye bunu hak ediyomu

:

:

:

: