İki yaşanmışlık ve güven

Karşı komşunun kapısında bir araba durdu.
Karşı komşunun kapısında bir araba durdu.
Yabancı oldukları belliydi.
İki adam, üç kadın, arabadan indiler.
Şaşkın gibi bir halleri vardı.
Önünde durdukları eve baktılar, etrafını dolaştılar, resim çektiler, evin sahibiyle konuştular.
1974 öncesi, Alayköy’de yaşayan bir Rum aileymiş gelenler.
Eskiden yaşadıkları Alayköy, yani “Yerelakko” ve evlerini görmeye gelmişler.
Bu ilk gelişleriymiş.
Evin 1974 sonrasındaki yeni ve Türk sahibiyle Rumca konuştular.
“Evimin kapısını, penceresini, gancellisini çok özledim” demiş kadın.
Ve iyi baktığı için, evin Türk sahibine teşekkür edip gitmişler.
Evin Türk sahibi “Bende güneyde ki evimi bıraktım. Ama benim evim yıkıldı. Artık benim yerim-yurdum burası” demiş.
Böylesi gerçekler yaşanıyor bu ülkede.
Ve daha trajiği var;
Köy meydanında bir kahvehane.
Kahvehanenin hemen yanında ki evden çıkan adam, kahvehanenin balkonuna oturur oturmaz, güney Kıbrıs plakalı bir araç hemen önünde duruverir.
Araç ticari bir taksidir, taksicilik yani yolcu taşımacılığı yapmaktadır.
Araçta orta yaşlı iki insan, bir adam ve bir kadın vardır.
Kadın aracın camından Türkçe olarak seslenir.
“Merhaba, biz güneyden geliyoruz. Annemi ve kardeşlerimi arıyorum. Ben Türküm fakat yıllardır güneyde yaşıyorum. Annemi ve kardeşlerimi 1974 yılından sonra hiç görmedim. Burada yaşıyorlarmış. Annemin adı Şerife.”
Kendisinden yardım istenen adam, bu kadını, yanındaki adamı ve aradıkları Şerife’yi anlamaya ve tanımaya çalışır.
Adamla kadın birbirlerine bakakalırlar.
Duygular yoğunlaşır, gözlerde heyecan, şaşkınlık ve sevinç artık bir aradadır.
Boğazları düğümlenir, aynı anda birbirlerini tanıdıklarını anlarlar.
Arabadan seslenen kadın, yıllardır görmediği kız kardeşi, yanındaki adam kız kardeşinin Rum olan eşi yani eniştesi, aradıkları Şerife anneleri, aranan kardeşlerden biri de kendisidir.
Kız kardeşinin arabadan inmesine fırsat vermeden adeta camdan arabanın içine girer.
Sarılır, koklaşır, bakar, bir daha bakar.
Konuşurlar, hasret giderirler, dile kolay 1974 sonrasında tam kırk yıllık hasretin bitişidir yaşanan.
Üstelik tamamen tesadüf ve filmlere konu olacak şekilde.
Sekiz kardeşten beş tanesi kuzeyde, üç tanesi güneyde yaşamaktadır.
Hepsinin yepyeni hayatları vardır.
Ortak noktaları, Kıbrıs, kan bağı ve yaşanan anılardır.
Güneyde kalan üç kardeşten biri bugün hayatta değil.
1999 yılında vefat etmiş.
Sadece son bir defa görmek amacıyla, özel izinli olarak geçilmiş güneye.
Zaman henüz kapıların açılmadığı zaman.
Kardeşin mezar taşı güneyde.
Ve aranan anne Şerife de hayatta değil.
Yaşanan acılardan, yarım kalan hayatlardan sadece iki örnek.
Mutlaka niceleri var.
Mutlaka daha trajikleri var yaşanan ve yaşanmaya devam eden.
İki toplum arasındaki acıların geriye dönüşünün mümkün olmadığını anlatmaktır esas olan.
Kırılanları mümkün olduğunca bir araya getirme çabası şekillendirmeli gerçek barışı.
Siyasilerin, üçüncü ülkelerin bulacağı bir çözüm metni ile değil, akıllardaki soru işaretleri, güvensizlik ancak ve ancak geçmişte yaşamayı bırakarak giderilir.
“Güven artırıcı önlemler” diye bir şey esasen yoktur.
Sadece daha fazla kazanayım, daha fazla sıkıştırayım, daha çok isteyeyim mantığı vardır.
Güven artırmak için öncelikle güven vermek gerek.
“Güven artırmak ve önlem almak” yani işin en başından güvensizliği aşılamak.
Son dönemlerde müzakere sürecine dair pek umut yok.
Sivil toplum örgütlerinin daha istekli olduğu ortada.
Elbette de olması gereken de budur.
İki taraflı baskı unsuru oluşturabilmek, gerçek anlamda, çözüm adına ortak noktaya yanaşmak, kâğıt üstündeki tüm noktalardan, tüm güven artırıcı önlemlerden daha faydalı olacaktır.
Güven denen esas temel, iki topluma, bir diğerinden daha fazla değil, eşit derecede ihtiyaç vardır.
Bu haber 590 defa okunmuştur

:

:

:

: