Geçmişte kalmadan, yüzleşmek

“1 Mayıs organizasyonunu ve din adamlarının çabalarını kutluyorum.
“1 Mayıs organizasyonunu ve din adamlarının çabalarını kutluyorum. Bütün bunlar liderlerin çalışmalarını olumlu yönde etkileyecek, motive edecek. Acısıyla, tatlısıyla bir geçmiş yaşandı. Bunları günlerce tartışıp, birbirimizi suçlayabiliriz. Ama artık Kıbrıslıların geleceği konuşması lazım. Geçmiş yaşanmışsa yaşanmış ama artık ortak vatanımız Kıbrıs’ın geleceğini kurtaralım. Birbiri üzerine bomba yağdıran ülkeler, bugün en iyi müttefikler oldular. Bizimde bunu başarmamız ve geleceği kurgulamamız lazım.”
Dışişleri Bakanı Sayın Özdil Nami ile yaptığımız söyleşiden bir bölümü paylaşarak yazıma giriş yaptım.
Kıbrıs’ın geleceğini kurtarmak.
Bu düşünce, gerçek anlamda amaç olsa, gerisi sadece teferruat olur.
Kıbrıs’ın geçmişi elbette hatalarla dolu, acılarla dolu.
Peki, kaç yıl daha bu acıların, hataların gölgesinde kalıp, kendimizi buna sığındırıp, marazi toplum olmaya devam edeceğiz?
Kendimize güvenmeyi unuttuk.
Aslında bizdeki durum, güneyden çok daha iyi noktadadır.
Ortak açıklama metni ilk gündeme geldiğinde, kuzey Kıbrıs’ta tüm kesimlerde bir olumlu hava oluştu.
Tüm siyasi partiler destek verdi ve Cumhurbaşkanı’nı cesaretlendirdi.
Güney de bu ortam pek de mümkün olmadı.
Koalisyon bozuldu, bir formülle yeniden devamı sağlandı.
Kilise her ne kadar dini iletişime kapıları kapatmasa da, iç dengeleri de düşünerek zaman zaman siyasete ve müzakerecilere ait konulara müdahil oldu, kafa karıştırdı.
İki toplumda birbirinin yüzüne bakarak, iyi niyetle, önyargısız, konuşabilmeli, eleştiri ve özeleştiri yapabilmeli.
Yoksa bu işin sonu yok.
Yıllar geçer ve çözümsüzlük, çözüm olmaya devam eder.
Mevcut durum daha bir kalıcılaşır.
Yeşil hattın ayırdığı bu topraklardaki ortam, her yönden değişmeye devam eder, içinden çıkılmaz bir hal alır.
Daha önceleri de söyledim, yazdım.
Dini liderlerin bir araya gelmesini, siyasilerin iletişiminden daha çok önemsiyorum.

İnsanlara, maneviyata daha yakın ve etkileyici olabilecekleri için.
Siyasi kaygılarının olmadığını düşündüğüm için.
Ve sadece bizim veya Rum halkının dini liderlerini değil, bu süreçte diğer dini liderlerin katkısını da ayni oranda önemsiyorum.
“Kıbrıs sorununun en önemli etkeni nedir?” diye Din İşleri Başkanı Sayın Talip Atalay’a sorduğumda aldığım cevap;
“Psikolojik bariyerler” oldu.
Ne kadarda doğru.
“Öncelikle kendimizden başlamalıyız. Kendimizle barışmalıyız. Umudu kesmemek lazım. Maneviyat çok önemli bir şey. Psikolojik bariyerler var. Bunun yanında başka pek çok neden var. Aşmanın nedeni de olabilir bunlar. Karşılıklı bir hoşgörü bile yeterli. Ben mücahit derneklerini ziyaret ettim. Ve orada çok önemsediğim bir şey söylendi bana. Bin kin gütmüyoruz dendi. Bu ne kadar güzel bir şey. Acıyı çeken, bildiği için kimsenin yaşamasını istemiyor. Zor ve hassas bir süreçten geçiyoruz. Bizlerin işi siyasilerin, liderlerin işini kolaylaştırmak, nefes aldırmak. Onlar zaten üzerine düşeni yapıyor.”
Böyle devam etti Sayın Atalay.
Evet, bizde de farklı görüşler vardır.
Olacaktır da ama öncelikle birbirimize güvenmeliyiz.
Önemsemeli ve saygı duymalıyız.
Geçmişi unutmadan geleceği yakalamalı, büyüklerimizin yaşadıklarını, bizlerin tecrübe ettiklerini, gelecek nesillere miras bırakmamak için geçmişte kalmamalıyız.
Çünkü yıllardır bitmeyen tartışmaların, suçlamaların sonu da faydası da yok.
Bir yerde okuduğum ve beni son derece etkileyen bir cümleyle son noktayı koyuyorum;
“Yüzleşmezsek, hiçbir şey geçmiş olmuyor.”
Bu haber 588 defa okunmuştur

:

:

:

: