Ne olduysa, bizden oldu

Türkiye yaralarını sarıyor, hayat normale dönmeye çalışıyor.
Türkiye yaralarını sarıyor, hayat normale dönmeye çalışıyor.
Hiçbir şey kolay da olmayacak, eskiye de benzemeyecek.
Hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Bu durum, yaşanan gelişmelere ve ortamlara, ister istemez, hepimizi sürüklüyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 20 Temmuz Barış harekâtı ile ilgili kararı tartışılmaya devam ediyor.
Konuyla ilgili herhangi bir yorum yapmadım, yazıda yazmadım.
Bekledim, ortaya çıkacak yaklaşımları ve de gelişmeleri izlemek istedim.
Olay, siyasi bir tarafı olmasına rağmen, ne haçlı seferidir, ne de bir komplo.
Bilinen, beklenen ve en sonunda kararı verilen bir süreçtir yaşanan.
Bu kararı tanırız veya tanımayız, ya da kırk yıldır yaptığımız gibi susarız, başımızı kumdan çıkarmayız ve Türkiye çözsün deriz.
Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin en önemli sorunudur.
Türkiye bunu çoktan öğrendi, açıkçada en yetkili ağızdan da seslendirdi “benim orada stratejik çıkarlarım var”.
Kıbrıs Türk halkının çıkarları da vardır ve kimsenin tekelinde değildir.
Bunun önceliği de bu ülkeyi yönetmeye talip olanların ilk işidir.
Bu düşünceleri bu noktada not edelim.
Kıbrıs 1960 yılında bağımsızlığına kavuştu.
İmzalanan antlaşmalar içinde, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından imzalanan Garanti Antlaşması da vardır.
Bu antlaşma özetle şöyle der;
• Kıbrıs Cumhuriyeti kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve Anayasaya saygıyı güven altına almayı taahhüt eder.
• Kıbrıs Cumhuriyeti ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder.
• Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan doğruya veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar.
• Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’inci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu tanır ve garanti eder.
• Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenir.
• Üç garantör devletten biri, birlikte veya işbirliği halinde hareket etme olanağı bulunmadığı takdirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korur.
İşte Türkiye bu antlaşmadaki hakkını kullandı.
Esas mesele bu hakkın kullanılmasından sonra başlıyor.
Askeri zafer ve haklılık, masa başında bir siyasi başarıyla sonlandırıldı mı?
Cevap net, hayır.
Kıbrıs sorunu hem Türkiye, hem kuzey Kıbrıs’ta sadece iç siyasete malzeme yapıldı.
Kıbrıs son elli yıla birçok gelişmeyi sığdırdı.
Ortak akıldan çok, her türlü çekişme ve düşmanlık, ortaya yarım yamalak bir ada çıkardı.
200 bine yakın Rum göç etti.
Rumlar, yaklaşık 1 milyon 500 bin dönüm arazilerini Kuzey’de bıraktılar.
Kıbrıslı Türkler ise Güney’de 450 bin dönüm arazi bıraktı.
1974 sonrasında Rumlar ekonomilerini düzelttiler, tek başlarını sahiplendikleri devletin her türlü nimetini hem kullandılar, hem de geliştirdiler.
Dünyaya kabul ettirdiler, uluslararası camiaya Kıbrıs sorununun 1974’ten sonra başladığını bilinçli ve sabırlı bir politika ile kabul ettirdiler, haklı göründüler.
Bugün yaşanan ekonomik krize karşı tepeden tırnağa önlem aldılar.
Kuzey de ise son kırk yılda, sadece Türkiye tarafından tanınan bu devlette her şey kötüye gitti.
Adam kayırmacılık, popülizm, partizanlık, hukuksuzluk, siyasi hırslar hep ön planda tutuldu.
Ve hep unutuldu, bu toplumun yıllar öncesinden gelen hakları, ödediği bedeller hiç savunulmadı.
Sözden öte gitmedi, tüm sorumluluk Türkiye’ye bırakıldı.
Bugün tüm dünya, Kıbrıs sorununu 1974 de başlamış gibi kabul etti.
Çok yazık ki bizim hakkımızı savunmasını beklediklerimiz de, sözden öte gitmeyerek, buna yardım etti.
Ne paralel yapı, ne dış mihraplar, nede Hıristiyan kulüpleri, ne varsa içimizde var.




Bu haber 538 defa okunmuştur

:

:

:

: