“Görsün bizim Avrupalılar”

Toplum olarak bir çaresizlik ve sıkışmışlık yaşıyoruz.
Toplum olarak bir çaresizlik ve sıkışmışlık yaşıyoruz.
Yaşadığımız toprakların kuzeyinden;
Çalışmadan geçinen, üretmeyen, başkalarından nemalananlar olarak damgalandık.
Güneyimizde, azınlık olarak tanımlanıyor ve hala daha böyle muamele görüp, özellikle siyasal anlamda bir tutulmuyoruz.
Kendi içimizde, yani kuzey Kıbrıs’ta, bölündük, kutuplaştık, politize olduk, yaratılan sistemin dışında olanlar ve içinde kalıp yararlananlar olmak üzere birbirimizden ayrıldık.
Öyle bir sistem yarattık ki, ne memnunuz, ne de düzeltmek için bir çabamız var.
Söylediğim gibi çaresiziz ve sıkıştık.
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, bizi başka çözümler üretmeye yönlendiriyor.
Kuzeyimizden umudu kestik.
Kırk yıldır değişmeyen, öğrenilmiş çaresizliğimizde artık umutları tüketti.
Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aday olan ve oy veren insanlar esasında bir çıkış yolu arayan insanlardı.
Beklenmedik bir olayla karşılaştılar.
Belki, seçilmeleri çok da kolay değildi.
Ama güzel bir manevi cesaret örneği gösterdiler.
Kendi adıma kutluyorum.
Bu düşünce, yeni bir başlangıç, yeni ve radikal bir adım fırsatı olabilirdi.
Kuzey Kıbrıs yönetimi ve siyaset kurumu bu seçime ve katılanlara sıcak bakmadı.
Tabi ki bunun önemli bir nedeni vardı.
Yapılan Avrupa Parlamentosu seçimiydi ve iki toplum bu seçimi ayrı ayrı yapmalıydı.
Bu seçimle ilgili daha fazla konuşmaya gerek yok.
Seçim günü yaşananlar seçimin önüne geçti.
Olay seçme ve seçilmeden çok anlayış ve uygulamaya odaklandı.
Çözüm sürecinin sürdüğü ve umut olduğu bir dönemde, bu anlayış ve uygulamaya hepimiz üzülmeliyiz.
Güney yönetiminin bu tutumu bir mesaj içeriyor aslında.
Güney yönetimindeki anlayış;
“Sizlere haklar verdik, ama yönetimde söz hakkınız olacak kadar değil”.
Pazar günü yaşananların özeti budur.
Ve büyük bir hayal kırıklığı yaratılmıştır.
Kendi içimizdeki tartışmaları izliyorum.
Üzülenler ve tepki koyanlar bir tarafa “oh olsun” diyenlerde var.
Mesela “Görsün bizim Avrupalılar” dedi birisi.
“Oh” çekmenin yanında bu noktaya nasıl gelindiğini, hangi şartların bu durumu yarattığını sorgulasak daha iyi olmaz mı?
Son bir hafta içinde yaşananlar, yani ABD Başkan Yardımcısının ziyareti ve AP seçimindeki tutum, ne barışa, ne de iyi niyete hizmet etti.
İtibarsızlaştırma ve sindirme politikası çözüm umutlarına darbe vurdu.
Bunun yanında kuzey Kıbrıs’ın değişmeyen kısır döngüsü de, kendi içinde bir başka sorun.
Bir uyanış, haykırış ve ayağa kalkma gerek.
Üç kimlikle yaşayan bu toplum esasında kendi kimliğini sorguluyor.
En başta söyledim;
Sıkıştık, umut arıyoruz ve çaresiziz.
Çözüm derken, ne yazık ki çözülüyoruz.
Yıllarca avutulmanın, kandırılmanın da bir uyanışıdır bu.
“Herşey bitti, bizim için yepyeni bağımsız ve de bağlantısız bir düzen başlıyor” diyenler, bugün gelinen noktayı sorgulasın.
Önce kurumlar başladı, şimdi bireyler, geriye dönüş ve Kıbrıs Cumhuriyeti haklarını sahiplenme çaresizliği gün ve gün büyüyor.
Çözümsüzlük, çözüm olamadı ama çaresizlik herşey olabilir.



Bu haber 517 defa okunmuştur

:

:

:

: