Yeni vizyon ve yöneticilere ihtiyaç var

On iki yıllık bir dergi geçti elime. “Çengel” dergisinin ilk beş sayılık bölümü, bir cilt halinde, bir yerde toplanmış. Şöyle bir karıştırdım.

On iki yıllık bir dergi geçti elime.
“Çengel” dergisinin ilk beş sayılık bölümü, bir cilt halinde, bir yerde toplanmış.
Şöyle bir karıştırdım.
Bazı haber başlıkları şöyle;
Cumhurbaşkanı Denktaş “Şerefli bir anlaşma için elimden geleni yapacağım.”
Bu söylemle ilgili günümüzde değişen bir şey var mı?
Maalesef ki yok.
Bir başka haber;
“Meclis’te vekil sefası, hemen, hemen her birleşim bir ya da iki saat geç başlıyor. Milletvekillerimizin, Meclis’teki toplantılardan daha önemli ne işleri olduğu merak konusu.”
Bu merak bugün içinde geçerliliğini koruyor.
Ve bir başlık daha;
“Bu kez kâğıt üzerinde kalmasın”
KKTC, Türkiye işbirliği ile ilgili bir anlaşmaya atıf yapılıyor.
Aynı konuyu hala tartışıyoruz.
Hala daha üzerimize biçilen gömlekler, dar geliyor ve de bu gömlekler hala aynı boyutta.
Ne kadar, dar bir çerçeve, ne kadar aynı olan bir gündem.
Ve ne kadar birbirine benzeyen çaresizlik, hep bildik, çözülemeyen sorunlar.
Aslında bu durum on iki yıl öncesine de ait değil.
Biz yıllardır aynı sorunları büyütüyoruz, kendi ellerimizle.
Hiç mi değişen bir şey olmaz bir ülkede, hiç mi olumlu gelişme yaşanmaz, ihtiyaçlar artarken, zaman ve buna bağlı değişimler yaşanırken, hiç mi birileri bunları düzeltmeye, düzenlemeye hevesli olmaz.
İlginç, her şeyden şikâyet edip de, hiçbir şey yapmamak.
Gerçekten normal değil.
Malum yerel seçimlere az bir zaman kaldı.
Dilin kemiğinin olmadığı, söylenenleri kulakların işitmediği bir dönem yaşıyoruz.
Her yerde hummalı çalışmalar, eksikleri gidermeler, bildik ve yıllardır değişmeyen yöntemler yine iş başında.
Müzik sesleriyle dolaşan arabalar, pankartlar, sloganlar, yıllar öncesinde olduğu gibi.
Yıllar öncesine ait alışkanlıklar, basitlikler, yöntemler, bir şekilde terk edilemiyor.
Siyasetin, siyasetçinin, siyasi partilerin ve de politikaların değişmeye olan direnci bir kez daha gözümüzün önünde.
Çağdışı kalmış bir siyaset yapısı.
Toplumun gerisine düşmüş, stratejiler, sözde plan ve programlar, hiç mi sokağa çıkmaz siyasetin üretici konumunda olanları.
Alın size günümüzden bir örnek;
Bir belediye başkan adayı, yapacaklarını anlatıyor.
Söylediklerinin yarısını yapsa, yapabilse, bölgesi ihya olacak.
Son bir soru soruluyor kendisine;
“Peki, diğer adaydan farkınız nedir?”
Başlıyor farkını ortaya koymaya;
“Diğer adayı, ne düğünde, ne de herhangi bir cenazede görmedim. İnsanımız ona göre değerlendirip, oyunu versin.”
İşte bu kadar basit.
O kadar gerilerde kaldık ki, her konuda eski defterleri karıştırıyoruz.
Kıbrıs konusu mesela;
Ne zaman konu açılsa, taa 1950’lere kadar iniyoruz.
Hükümet ve icraatlar konuşulsa, gelmiş geçmiş tüm hükümetler, sen yaptın, ben yaptım kavgasına giriyor.
Peki, gelecek, geleceği neden kimse konuşmuyor, konuşamıyor.
Bizim buna ihtiyacımız var.
Önümüze bakmaya, yanlış veya doğru bir hedefe doğru yol almaya, bir amaç edinmeye bakmalıyız.
Kendimizi suçlamaktan, bir birimize saldırmaktan, güvenmemekten, inanmamaktan, eskilerde kaldık.
Bizim geçmişi hatırlamaya ve değerlendirmeye olduğu kadar, geleceği konuşmaya, bu vizyondaki yöneticileri cesaretlendirmeye ve ülkenin geleceğini bu vizyonlara emanet etme görevimiz var.

Bu haber 461 defa okunmuştur

:

:

:

: