Toplum gücünün farkında değil

“ KKTC Anayasası 5 Mayıs 1985 tarihinde, halkoylamasına sunulup kabul edilmiştir.
“ KKTC Anayasası 5 Mayıs 1985 tarihinde, halkoylamasına sunulup kabul edilmiştir. 15 Kasım 1983 tarihinde meşru bir devlet olarak ilan edilen KKTC’nin, Anayasasının ilk maddesi “KKTC demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğüne dayanan laik bir cumhuriyettir” şeklindedir.
Geçtiğimiz günlerde, Meclis Başkanı Sayın Hasan Bozer tarafından, KKTC Anayasasında değişiklik önerisi yapıldı. Değişikliğin, 18 Nisan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, halkoylamasına sunulması da gündeme getirildi. Bu öneri meclisteki gruplar tarafından pek kabul görmedi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yoğunlaşan siyasiler, Anayasa değişikliği ve halkoylamasına gidilmesine şu an için uzak duruyor.”
2 Nisan 2010 tarihinden yazdığım bir yazıdan alıntıdır bu cümleler.
Bir başka yazımdan alıntılarla devam edelim;
“Özellikle 162. madde çok tartışılıyor. Bu maddenin değiştirilmesi durumunda, referanduma gerek kalmadan mecliste yeterli çoğunluğun sağlanması ile Anayasada değişiklik yapabilme yetkisi siyasi erkete olacak. Bu değişiklik isteği, Mecliste bulunan partileri bir fire dışında ortak bir noktada buluşturdu.
TDP dışında tüm siyasi partiler, Anayasa değişikliği konusunda hem fikir. Demek ki siyasilerimizin buluşacağı ortak bir nokta olabiliyormuş. Anayasa halk tarafından onaylanmış ve
kabul edilmiş bir güven belgesidir. Halkın onayladığı bir belgeyi yine halk değiştirebilir. Anayasanın değiştirilme yetkisi, Mecliste çoğunluğu olan siyasi erke verilmesi son derece sakıncalı bir durumdur. Tabi ki bunun kararını da yine bu halk verecek. Ama bu değişikliğin neden düşünüldüğü, yine bu halka anlatılmalıdır.
Anayasada yapılacak herhangi bir değişikliğin, siyasi erkin tercihine bırakılması, toplumun yararına mı, yoksa siyasilerin yararına mı olur? Temel nokta bu.”
Bu cümleler de 28 Nisan 2010 tarihli yazımdan alınmış bir bölüm.
İki ayrı yazıda esasen şunu anlatmaya çalıştım;
Anayasa değişikliği gündemde, fakat siyasiler seçim kazanmaya yoğunlaşmış durumda ve yapılmak istenenler topluma anlatılamıyor.
Anayasa ve değişiklik düşüncesi yeni bir olay değil.
Yıllardır bu düşünce var.
Yani “aceleye geldi, daha zaman var, sonraya bırakalım” düşünceleri en baştan buyana bana samimi gelmedi.
Cumhurbaşkanlığı, yerel seçimler derken, yıllar geçti.

Adım atılmadı.
Bugün farklı bir durum söz konusu.
Ortada mutabakat sağlanmış maddeler var.
Mutabakat sağlanmış olması iyi mi, kötü mü?
Bu durum akıllara şunu getiriyor;
Siyaset kurumu kendi önceliklerini belirleyip, halka sunuyor, yapmak istediklerine halkı da ortak ediyor.
Bu düşünce çok da haksız değil.
Anayasa değişikliği gibi bir konuda, önce toplumun önceliklerinin belirlenip, daha sonra da ilgili konuda çalışanlarca şekillendirilmeliydi.
Ama bizim memlekette her şey ters.
Daha önce yine yazmıştım.
Anayasa değişikliği, yerel seçimlerle halkın onayına sunulacak.
Fakat açıkça görünüyor ki Anayasa değişiklikleri, yerel seçimlerin gölgesinde kaldı.
Ne siyasiler, nede toplum Anayasa değişikliğine motive olamamış.
Kitapçıklar, afişler, projeler, yapılacağı vaat edilenler, sadece yerel seçimlerle sınırlı.
Hangi siyasi parti, hangi siyasetçi ve de Anayasa değişikliğine katkı koyan hangi vekil, seçim bölgelerini dolaşırken, Anayasa değişikliğinde gündeme gelen maddelerle ilgili toplumu aydınlatıyor.
Gerçekten merak ettim.

Anayasa değişikliği, yerel seçimlerden daha önemli ve önceliklidir.

Bunca yılda değişikliğe ancak gidilebilmesinden bunu anlamak mümkün.

Daha fazlası lazım.

Daha iyisinin istenmesi, talep edilmesi şart.

Toplum konu ne olursa olsun, kendine verilenden daha fazlasını, daha iyisini istemeli.

Yetinmemeli, baskı unsuru yaratmalı, ister yerel, ister merkezi yönetim olsun, esas belirleyici unsur toplumun kendisidir.

Topluma bu gücü unutturuldu.

Toplum kendi gücünü farkına varmalı ve bunu daha iyi bir hayat, daha şeffaf bir ülke için kullanmalıdır.
Bu haber 494 defa okunmuştur

:

:

:

: