“Bir partilinin başka bir partiliye oy vermesi kabul edilemez”

Son yıllarda siyasi ortam adeta “arenayı” aratmıyor.
Son yıllarda siyasi ortam adeta “arenayı” aratmıyor.
Seçimlere katılanlar, kurultaylarda aday olanlar, seçilenler, kaybedenler, partiler, örgütler hepsi birbirine girmiş durumda.
Unutulan tek bir şey var;
Siyasetin doğasında “kaybetmek” de var.
Kazanmak, ne kadar doğal, olağan ve normalse, kaybetmekte bir o kadar olası.
Her siyasi parti, her siyasetçi veya her aday mutlaka kazanmak için, zor bir yola çıkar.
Bu zorlu yoldaki en önemli motivasyon kazanma düşüncesidir.
Ama en baştan altını çizdiğimiz gibi bu işin bir diğer tarafında da kaybetmek var.
Kaybetmek, tercih edilmemek birçok etkene bağlı.
Bir önceki yazımda, 28 Temmuz seçiminin sonuçlarına işaret ettim.
Israrla altını çizdim;
Ders alınmadı ve hala daha kimse rüzgarı farkında değil.
Herkes bir suçlu arıyor.
Ne kadar gariptir ki;
Anayasa konusunda toplum siyasilere güvenmezken, seçim sonuçları değerlendirilirken, siyasilerde topluma güvenmiyor.
Üzerlerine düşeni almak, öz eleştiri yapmak, sorunları kendi içlerinde araştırıp çözmek yerine, suçu, günahı başkalarında aramanın ve esasında sorumluluğu üzerilerinden atmanın derdine düştüler.
Kandırıldık, ihanete uğradık diye feryatlar yükseliyor.
Üstelik her yerden.
Peki, hani hepiniz başarılıydınız?
Seçim sonuçlarının, matematiği, geometrisi, istatistiği özetle şudur;
Halk siyasi partilere, parti rozetine bakmadan, kendi doğrularına göre seçimini yapmıştır.
Kendi doğruları, elbette herkese göre değişir.

Ortak nokta, samimiyet, yenilik ve vizyondur.
Bunlar adaylara göre olabilirken, bir ayrıntı olarak da, yürütülen kampanyalardaki profesyonelliği ekleyebiliriz.
Mesela;
Mağusa da sevgili Cem Kar, İsmail Arter adına önemli bir kampanya yürüttü.
Ve hem başarılı oldu, hem de reklamın, kampanyanın önemini ortaya koydu.
Yani artık, öğrenilmişliğin, alışıla gelmişliğin, sıradanlığın dışına çıkmak ve profesyonelleşmek önemli bir artı.
Seçim sonuçları ortaya çıktıktan ve deprem etkisi yarattıktan sonra, siyasi partiler ve kaybeden adayları partilerini ve partililerini suçlama yarışına girdiler.
Üstelik bu durum her parti de yaşanıyor.
Aslında bu seçmene bir saygısızlık.
Peki neden?
Seçmen bir partiye illaki körü körüne bağlı olmak zorunda mı?
Parti seçer, atar, uygun görür, seçmende itaat mi eder, ya da öyle mi olmalı?
Herhangi bir partiyi destekleyen, oy veren bir insan veya kitle, sırf parti istiyor diye birini desteklemek zorunda değil, olmamalı.
Bir siyasi parti temsilcisi bakın ne diyor;
“Bir partilinin başka bir partiliye oy vermesi kabul edilemez.”
Her şeyin en doğrusunu partiler, onların kurulları ve yöneticileri bilir.
Mantık bu.
Adaylar belirlenecek, örgütlere, üyelere, delegelere danışmak yok.
Üst yönetimler, kendi çıkarları ve konumları için avantaj sağlayan adayları seçecekler ve partilileri de onların bu amaçlarına ortak olacak.
İşte hala daha anlaşılmayan mesele bu.
Artık siz isterdiniz ve olurdu devri bitti.
Olur, bal gibi de olur.
İsteyen, istediğine, güvendiğine, inandığına oy verir, üstelik kendi partisinden olmasa da.
Ve her isteyen, istemediğine, güvenmediğine, inanmadığına oy vermez, kendi partisinden olsa da.
Bu haber 518 defa okunmuştur

:

:

:

: