Maraş’ı verelim de…

Eğer Rum lider NikosAnastasiades yine kaçmaz ise liderler bugün tekrar bir araya gelecekler.
Eğer Rum lider NikosAnastasiades yine kaçmaz ise liderler bugün tekrar bir araya gelecekler. Gelecekler de ne olacak? Dünyaya sanki bir şey yapıyorlarmış, çözüm umutları tükenmemişmiş gibi bir izlenim verecekler.
Gerçek öyle mi? Yooo… Artık herkes görüyor biliyor ve söylüyor; ya bu görüşmelerde metodolojiyle ilgili kapsamlı bir değişikliğe gidilecek, ya da süreç bitti, kurtarılması mümkün değil. Peki ne yapılıyor şimdi? Kimse cenazeyi kaldırmak istemiyor, “süreç bitti benden bu kadar” diyemiyor… Dolayısıyla cenaze ortada kaldı, patinaja devam.
Kudret Özersay geçenlerde bir açıklamasında ipuçlarını verdi esasında… “Bu süreç böyle devam edemez, duvara dayandık” der gibi bir açıklamaydı o, tabii daha diplomatça. Eğer al-ver sürecine gidilmeyecekse görüşmelere devam edilmesinin anlamsız olacağını, boşa zaman geçirildiğini söylüyordu görüşmeci özetle.
Sordum kendisine, Rum tarafı üzerine baskı kurmak, al-ver sürecine geçmeleri için stratejik açıklamalar mı bunlar diye. Evirmedi, kıvırmadı sözü, “evet, aynen öyle” dedi. Uzun zamandır Kıbrıs Türk tarafı bu sürecin beyhude turlarla zaman kaybına sebep olmaması gerektiğini, mevcut yakınlaşmalar ve onlara ilave konuşulanlar çerçevesinde kapsamlı bir al-ver sürecinde gidilerek çok kısa bir süre içerisinde meseleyi iki halkın oyuna sunulacak boyuta getirmeye odaklanmış durumda. Rum tarafı ise topu taca atmakla meşgul, “ne kadar oyalarsak o kadar kar” anlayışında.
Rumlardaki bu kafayla bir yere varılacağı yok… Yok da nedense Rumlarla temas eden yabancı diplomatlar, AB yetkilileri, Amerikalılar hep aynı şeyi söylüyor: “Anastasiades çözüme gerçekten inanıyor ve istiyor, işini kolaylaştırsın Türk tarafı.”
Dedikleri aslında net de, doğrudan söylemeyi tercih etmiyorlar. Demek istiyorlar ki “hele Türk tarafı şu Maraş meselesinde adım atsa…”
Yok, yok öyle de değil… Demek istedikleri “Hele Türk tarafı bir Maraş’tan dışarıya adım atsa, Maraş’ı Rum tarafına iyi niyet olarak karşılıksız geri verse Anastasiades’in işi kolaylaşır. Adamcağız istiyor ama siyasi gücü zayıf, muhalefete ‘bakın bunu alarak bu işi yaptım’ diyebilmeli…”
Anladınız mı? Karşılıksız Maraş’ı versin Türk tarafı diyor Anastasiades mızıka takımı. O mızıka takımının KKTC’deki elemanları da “Maraş’ı rehin tutarak barışa ulaşamayız, hemen verelim” diye tempo tutuyorlar.
İnsanın “Bunlar keriz mi? Bilmiyorlar mı uluslararası siyasette, diplomaside almadan vermek olmaz?” diye sorası geliyor ama arkadaşların ne oldukları zaten ettikleri kelamdan belli değil mi? Efendim neymiş, Maraş’ı rehin tutmamalıymışız. Hadi canım sende! Ne dediğini bil de konuş. Zaten Rum tarafında motivasyon eksikliği var, görüşmeler kerhen ve uluslararası baskı ile devam ediyor, bir de Rum siyasetinde önemli yer tutan Maraş baskı gurubunu Maraş’ı karşılıksız olarak iade edince Rum yönetimi niye ne kadar ödün verecek, düşündünüz mü hiç?
AnastasiadesDowner dönemi yakınlaşma belgesini tümden reddediyor. Diplomatlar üzerinden verdiği mesaj “Efendim o siyasi rakibinin katkısıyla hazırlanan bir belge, kabul edemez ama endirekt olarak yüzde 90-95’ini bir şekilde kabul edecek.” Çocuk kandırıyor bu Amerikalılar, İngilizler sanki. Rum'a gelince ayak sürüme normal, bizimkileri kalp ameliyatından kaldırıp ameliyata sokarlar, gık bile diyemeyiz. Sonra da eşitler arası görüşme imiş.
Neresi eşitler arası bunun? Adam diyor net olarak: Çözüm azınlık ve çoğunluk durumunu yansıtacak… Başkan her zaman Rum olacak, ille de dönüşüm istiyorsa Türk tarafı başbakanlık sistemi yaparız, başbakan dönüşümlü atanır. Hani rotasyon ilkesi? O eskidendi…
Yahu bir defa 29+ dedik bir türlü kurtulamadık, adamlar dün diyor bugün vaz geçiyor kimse de niye vaz geçiyorsun, hani devamlılık ilkesi diyemiyor.
Sonra, Maraş’ı ver de iyi niyet olsun, Anastasiades de görüşmelerde iyi niyetli davransın diye çocuk aldatıyorlar.
Geçen hafta Kıbrıs Türk Ticaret Odası heyeti Ankara’da idi. Adaylığı açıklandı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın. Ziyaret onun gölgesinde kaldı, resmi temaslar güdük oldu. Ama Odalar Birliğiyle ve özel sektörle temaslar yapıldı, basınla bir araya gelindi. Bu gibi temaslar çok önemli. Kıbrıs Türkü kendini Türkiye kamuoyuna her fırsatta anlatmalı, anlatmaya çalışmalı.
Ticaret Odası Başkanı Fikri Toros daha çok yakın dönemde göreve gelmesine rağmen diplomat gibi çalışıyor resmen. Bir anlamda borcu da bulunduğu makamın Kıbrıs Türk halkına. En nihayette Kıbrıs Türkünün hali hazırda tek uluslararası tanınmaya haiz kurumu Kıbrıs Türk Ticaret Odası.
Odalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ile birlikte geliştirdikleri ve ilki daha yakın zamanda toplanan TC, Yunanistan ve Kıbrıs’taki iki tarafın odalarının, dolayısıyla işadamlarının bir araya gelmelerini anlattı Toros. Doğal olarak basın mensupları “Kıbrıs'ta siyasilerden önce oda başkanları anlaştı” diye manşeti atıyor kafalarında ama iki odanın üzerinde konuştukları ve bir kısmı üzerinde mutabakat sağladıkları konuları görünce “Aman ha, yeni bir futbol federasyonu satışı, yeni bir Hasan Sertoğlu faciası yaşamayalım” diye de endişe ediyor insan.
Elbette ki ara bölgede Pazar kurulmasının, yerel ürünlerin ucuza her iki halka arz edilebilmesi güzel olur. Ortak yat rallisi gibi bir fikri de reddetmek mümkün değil. Ne de güzel olur aslında Rum tarafı KKTC’de “yasak limana uğradı” diye kimseyi gözaltına almasa ve öyle bir yat rallisi gerçekleşebilse…
Bence ham hayal.
Sonra? Bir geçiş dönemi öneriyor Toros. Belli bir süresi olan, o süre sonrasında anlaşmaya varılacağı taahhüt edilen bir süreç. O süreçte Kuzey Kıbrıs bir nevi tanınmamış ama uluslar arası topluma Tayvan gibi entegre bir toprak parçası olacak, AB müktesebatı uyum süreci de başlayacak. Hava, deniz ulaşımı mümkün olacak. Buna karşılık Maraş da Kıbrıs Türk yönetiminde, BM gözetiminde Rum yerleşimine açılacak.
Bunlar ham hayal.
Rumlar Maraş’ı alır gider, size de hiçbir şey kalmaz, yine açıkta kalırsınız.
Toros’un ara bölgeye hibrid elektrik santrali kurulması önerisini dinlerken becerilebilirse ada enerji imkânlarını ada halkının ortak yararına değerlendirecek ortak enerji şirketinin kurulması, Türkiye’den getirilecek suyun ortak kullanımı ve benzeri bir sürü fikir geliyor insanın aklına. Geliyor da güven artırıcı önlemler denilen bu gibi paketlerin temelinde hep güvenin olduğu ve o paketle güvenin artacağı varsayımı vardır. Var mı Kıbrıs’ta güven?

Bu haber 363 defa okunmuştur

:

:

:

: