Yol haritası

Kudret Özersay kelimelerle dans ediyor son günlerde… Bir taraftan neredeyse ümit yok anlamında sözler ediyor, diğer taraftan “bir son gayret daha…
Kudret Özersay kelimelerle dans ediyor son günlerde… Bir taraftan neredeyse ümit yok anlamında sözler ediyor, diğer taraftan “bir son gayret daha… Yoğunlaştırılmış bir son gayret… Zaten çözüm ümidi yoksa ben de yokum, varsam ümit var demektir” diye ümit dağıtıyor çözüm bekleyenlere.
O kadar mı? Öyle satır aralarına gizlemeden net bir mesaj söylüyor görüşmeci Özersay. Önce altını çize çize vurguluyor, “Şunu söyleyebilirim: Süren bugünkü müzakere sürecinin (ucu açık) devamı adadaki mevcut statükonun geçerliliğine hizmet ihtimali, giderek artıyor ama dediğim gibi umut olmasa bu görevde kalmam. Zaten bunu daha önce de ifade etmiştim, yeni değil… Şimdi yoğun müzakere süreci başlıyor, bir deneme daha yapılacak.”
Peki bu deneme ümit veriyor mu? Neredeyse herkes bu süreç öldü derken, bir mucize mi bekliyoruz ki umut var deniliyor. Meğer sürecin devam etmesi bizzat umut olmuş.
“Eğer devam ediyorsam bu, umut var demektir. Zaten bu görevi de bir ‘umut’ olduğu için kabul ettim… Annan Planı döneminde bir referanduma nasıl gidilebilmişti? Bir yol haritası olduğu için gidilebilmişti…” diye çaktırmadan bam teline dokunuveriyor Özersay.
Çok önemli ve iyi tercüme edilmesi gereken bir cümle bu. “Annan Planı döneminde bir referanduma nasıl gidilebilmişti? Bir yol haritası olduğu için gidilebilmişti…” Ne demek yani?
Sıkı durun, tercüme çok uzaklardan geliyor. Yardımımıza Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Joe Biden koşuyor. Amerika’daki Yunan Ortodoks Başpiskoposluğu Ruhban Meclisi’nde konuşan Biden veciz şekilde konuya açıklık getiriyor: “Erdoğan’la birlikte biz bu işi kotaracağız.”
Yok canım, öyle argo dememiş, ben öyle tercüme ettim… Adamcağız demiş ki “biz bu işi halledeceğiz, çözümsüzlük pahalı.” Niye, gazdan mesele mi, yoksa ne?
Tabii ki gaz meselesi de var ama o kadarıyla sınırlı değil. Doğu Akdeniz’de bir taşa da sorunsuz basmanın önemini kavramış ABD. Yani ben öyle anladım Biden’in 40 dakikalık konuşmasıyla ilgili haberleri okuyunca. Üstü bıyık altı sakal misali -- yoksa iki ucu da b..lu değnek daha mı uyardı acaba – adamların ne kadar “iyi niyetli” olduğunu daha da anladım.
Ne diye adamcağız 40 dakikalık konuşmasının tam yirmi dakika küsurunu Kıbrıs’a ayırsın, borcu varmış gibi izahat verip söz vermiş “çözeriz biz bu işi” diye?
Haa, çoğul ifade kullanmam ne Biden’inemperyal hülyalar içinde olmasından ne de hamile falan bir durumu olmasından kaynaklanmıyor. Adamcağız öyle demiş, hani askerlik arkadaşları için derler ye “Kankamla hallederiz bu işi” falan diye, o da deyivermiş “Erdoğan’la hallederiz biz bu işi” deyivermiş…
Şimdi, adam işi gücü bırakmış, “Ben kocaman ABD’nin başkan yardımcısıyım, bana ne o küçücük adadan” falan dememiş Mayıs ayında hem de tam iki günlüğüne adayı ziyaret ederek, ada tarihinde ziyaret eden ikinci ABD başkan yardımcısı olmuş. Az bir şey mi?
Sonra, NikosAnastasiades efendinin tüm kaprislerine katlandığını onun için Kuzey’de Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile mesela el sıkışırken fotoğraf çekilmekten kaçındığını, soğuk davrandığını falan zannederken biz meğer adamcağız Kuzey’e Anastasiades istedi diye geçmiş, yine o istedi diye bir sürü adamla görüşmüş… Duy da inanma diyeceğim, diyen boru değil koskocaman ABD başkan yardımcısı… Tamam işlerine gelince profesyonel meddahlara şapka çıkartırlar bu adamlar ama ne borcu var bize Allah aşkına?
Ama, Biden ipuçları vermeye devam ediyor… “Türkiye’nin, komşularının tehdidi altında olduğu için çözüm istediğine” vurgu yapıyor, Irak krizi ve bölgesel gelişmeler dolayısıyla Başbakan Erdoğan’la sıklıkla telefonda görüştüklerini ve “Adada iki bölgeli iki toplumlu federasyondan Türkiye’nin önemli muhtemel çıkarı” olduğuna inandığını kaydediyor.
Yani Biden Türkiye “bizim de kabul edebileceğimiz bir çözüme sıcak bakıyor, çıkarlarına uygun görüyor” demek istiyor.
Sonra? ABD başkan yardımcısı çakıyor mıhları teker teker çözümsüzlüğün tabutuna… “Fiili durumda Türkiye ve Kıbrıslı Türkler için bölge verimli değildir. Ulaştığımız nokta budur. Aşikârdır ki yapılması gereken çok iş var. Saf değilim; Kıbrıslı Türkleri dikkatle dinlediğimde, nihayet ‘artık yeter’ noktasına vardıklarını hissediyorum” diye buyuruyor…
Eee, adam gayet iyi biliyor nasıl konuya gireceğini…
Ve patlatıyor nihai mesajını: İstanbul’da henüz belli olmayan bir tarihte Erdoğan’la buluşarak Kıbrıs sorununu konuşup hallediverecekler falanmış…
Tamam, abartmayalım. Biden denilen adam bir Amerikan Yahudisi. Kanıtlanmış bir Türk düşmanı. Ama nihayette önce Amerikan çıkarlarına (yoksa İsrail mi?) hizmet etmesi normal değil mi? Kıbrıs meselesi 50 yıldır devam ediyor, mevcut görüşme temeli, azınlık-devlet dengesizliği üzerinde yürütülürmüş gibi yapılan görüşmeler ile yüzeli yıl daha sürer. Biden bunu değiştirir mi, değiştirebilir mi? Mümkün mü? ABD çıkarı neresinde bu işin? İsrail çıkarı neresinde?
Şimdi Gazze bombalanırken, İsrail her türlü mezalimi sivil Filistinlilere uygularken ve Türkiye’de “döv Yahudiyi” siyaseti bu kadar para ederken, Erdoğan İsrail ile ilişkileri düzeltir mi, düzeltilmesine imkan verir mi? İsrail ile ilişkiler düzelmeden İsrail gazı Türkiye üzerinden Batı pazarlarına gider mi?
Bakın İsrail gazının Mısır’da LNG’ye dönüşmesi anlaşması geçen ay yapıldı bile. Rum tarafı da havayı aldı, LNG tesisini kuracak ne parası, ne de kursa artık yeterli gazı var.
Şimdi İsrail gazı da yoksa niye Biden “arabulucu” olup Erdoğan ile İstanbul’da buluşup, mutabakata varıp, Kıbrıs sorununu çözsün?
Soruya cevap ararken Özersay’ın sözü aklıma geliyor, “Annan Planı döneminde bir referanduma nasıl gidilebilmişti? Bir yol haritası olduğu için gidilebilmişti…”
Sonra… Sonrası henüz malum değil. Şu anda sadece Rumlar üzerine “yol haritası” baskısı var. Kapsamlı görüşmeler, uluslar arası toplantı, güvenlik, toprak harita boyutu ve referanduma taşıyacak yol haritası…
Sonrası? Hele durun bir!

Bu haber 237 defa okunmuştur

:

:

:

: