“Bu toplum daha ne kadar bekleyecek?”

Her zaman söylerim.
Her zaman söylerim.
Bizim sözden öte giden “icraatımız” yok.
Lafa geldi mi, her şey bizde, nutuksa nutuk, sözse söz, hem de adam sözü.
İcraata geldi mi hep aynı edebiyat “enkaz devraldık”.
“Yapacağız, çalışmalar devam ediyor, projeler hazır” sonrası yok.
Tanınmıyoruz, izolasyonlar var, ambargolar her şeye engel.
Yani bizim mazeretimiz her daim mevcut, bir şekilde yakamızı bırakmıyor.
Polatkan turizm, otuz yıllık kurumsallaşmış bir şirket.
Şirket direktörü Ali Polatkan ile ADA TV de buluştuk, program konuğumdu.
İş dünyası ve özellikle turizm konusu sohbetin ağırlığını oluşturdu.
“Bizim ülkemizde hukuk yok. Bir otel satın aldım. Parasını da ödedim. Tapusu bana dönecekken eski mal sahibi iflas etti.
Mahkemeye gittik. Karar verildi ki bu mal bizim. Ama Kalkınma bankası küçük bir alacağından dolayı oteli satışa çıkardı. Dönüp aynı oteli, 600 bin sterlin vererek bir daha aldım. Kimi, kime şikâyet edeyim. Söylediğim gibi bizim ülkemizde hukuk yok.
Bu ülkeye Muz cumhuriyeti demeyelim, o cumhuriyetlerde bile sistem var, düzen var. Onlara hakaret etmeyelim. Bizde bunların hiçbiri yok.”
Hukuk, yani haklının, hakkını teslim eden, adaleti sağlayan, yanlışları düzelten mekanizma, öyle bir noktada ki herkes kendi adaletini yaratmak zorunda bırakılıyor.
Ali Polatkan’ın anlattıklarına bakınca aklımdan şu sorular geçti;
Mahkeme kararları kimi bağlar, bağlayıcı değilse ne anlamı var?
Devam ediyor Ali Polatkan;
“Turizm devletin gündeminde bile yok. Devlet sokakta yok. İnsanlar sahipsiz. Kaç yıl daha bu insanlar bekleyecek. Turizm fonu varmış, kimin elinde belli değil. Koptu artık, bu yaşam sürdürülebilir değil.
Hükümet hiç ortada yok. Hiçbir üniversitenin yetiştirmediği kadar turizmci yetiştirdim ben bu ülkeye. Turizm planlamayla yapılır.
Malezya mesela, turizm yapmaya karar verdi. İngiltere de bir fuara geldiler. Başbakanları geldi, turizm, ulaştırma Bakanları geldi, otelcileri geldi. Otelciler dört yıl sorumluluk aldı. Dört yıl fiyatları sabitlediler. Uçuş şirketleri aynı, devlet üzerine düşeni yaptı.
Kaynak ayırdı. Hedef koydu, adım adım, kademe kademe turizme girdiler ve başardılar. Ülkede başta para kaynakları olmak üzere her şey ucuzlamak zorunda. Yoksa turizm diye bir şey olmaz.”
Turizm, bu ülkede “bacasız fabrika” diye adlandırılır.
Aslında her sektörün sıkıntılarını yaşıyor.
Planlama yok, ilgi yok, işin içinden gelen kesimlerle istişare yok.
Kuzey Kıbrıs için iki sektör konuyor ortaya;
Turizm ve Üniversite, iki lokomotif.
Bel bağlanan iki sektör tehlike çanları çalıyor, ikaz veriyor fakat hala başı kumda olanlar herşeyi olduğu gibi bu sesleri de duymuyor.
Yine milli duyguların kabardığı, sözlerin, hamasetin tavan yaptığı günler yaşıyoruz, bir de önümüzdeki sorunlar, sıkıntılar görülse, hükümetin, devletin, vatandaşına sahip çıktığı hissedilse.
Ve en önemli konu;
Bu toplum daha ne kadar bekleyecek?



Bu haber 555 defa okunmuştur

:

:

:

: