Kırk yıl sonrasında sorgulamak

5 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios, İngiliz televizyonuna açıklamalarda bulunuyor;
5 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios, İngiliz televizyonuna açıklamalarda bulunuyor;
“Yunan cuntasının amacı, beni iktidardan uzaklaştırarak, Kıbrıs’ta dikta yönetimi kurmaktır. Yunan hükümetinin reaksiyonuna bakılmaksızın, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun mevcudu, 20 Temmuz’da azalacaktır. EOKA-B, Kıbrıs Rumlarını bir iç savaşın eşiğine sürüklemiştir. Bu teşkilat, Yunan askeri rejimi tarafından desteklenmekte ve idame ettirilmektedir. Elimizde bulunan belgeler, Atina’nın, EOKA-B’nin tedhiş faaliyetlerindeki suçunu şüphe bırakmayacak bir şekilde ispatlamaktadır.”
Makarios, on bin kişilik Rum Milli Muhafız ordusunun başında olan altı yüz elli Yunanlı subayın, Atina’nın emirlerini yeri getirdiğini söylüyordu.
Yunanistan’ı, Kıbrıs’a karışmakla, Kıbrıs devletini yıkmaya teşebbüs etmekle suçluyor ve altı yüz elli Yunan subayının geri çekilmesini istiyordu.
Esasında Kıbrıs adası için amaçları aynı olmasına aynıydı.
Fakat yöntemleri farklıydı.
Yunanistan, Kıbrıs’ı bir an önce kendisine bağlamayı şiddet kullanarak sağlamak istiyordu.
Makarios ise yavaş yavaş, zamana yayarak bu işi sonuçlandırmayı düşünüyor ve bu yönde bir strateji yürütüyordu.
Makarios’a yapılan darbe, Türkiye için son nokta oldu.
Esas korku, adaya Sampson’un gelişinden çok, ileriye dönük tehlikeydi.
Bu tehlike;
Yunanistan’ın kısa bir süre sonra güneye inmesi ve Akdeniz’de, Türkiye’nin hemen yanı başında, bir Yunan adasının, bir Yunan üssünün oluşacak olmasıydı. Şimdi müdahale edilmezse, Kıbrıs sonra ki zamanlarda, Türkiye için büyük bir tehdit olacaktı.
Ve 20 Temmuz 1974, askeri harekâtın gerçekleşmesi.
Bu müdahale sırf birkaç ayda yaşananlarla veya bazı olaylarla yapılmadı.
Hem Türkiye’nin stratejik çıkarları, hem Akdeniz de Kıbrıs adasının konumu ve adadaki Türk varlığının tehlike altında olması bu durumu hazırladı.
Bu önceliklerin sıralaması tartışılabilir.
Ama bunlar zaten harekâttan bu yana geçen kırk yılda tartışılıyor.
Üzücü olan her geçen yıl, bir önceki yılda tartışılanlardan farklı olmaması.
Artık harekâtın olmasını, sebeplerini veya sonuçlarını tartışmaya çok da gerek yok.
Mesele, bu harekâtın askeri başarı dışında bir şey getirip, getirmediği.
Dile kolay kırk yıl geçmiş.
Uzun yıllar yaşanan sıkıntıların, beklentilerin bir ödülü gibiydi bu.
1963-1967 yılları arasında 226 Kıbrıslı Türk şehit edildi.
Köyler boşaltıldı, göçler yaşandı, çamur köylerde yıllar geçti.
Muratağa, Sandallar, Ayvasıl, Taşkent de yaşananlar, Erenköy de yazılan destan hepsinin bir amacı vardı.
Direnmek, hayat da ve bu adada kalmak.
20 Temmuz bu amaçların ulaştığı noktaydı.
Ulaşılan amaç o gün orada bitti.
Haklılık, yaşanmışlar, hak edilmeyenler unutuldu, anlatılmadı, savunulmadı.
Kendi içinde kendiyle didişen, dünyanın kuzey Kıbrıs’tan ibaret olduğunu zanneden ve kendi kendini sözde yöneten bir yapı yaratıldı.
20 Temmuz’da yaşananları yıllarca bekleyen, umut olarak besleyen insanlar, bugün umutsuz, beklentisiz, hedefsiz söz ve hamaset arasında yaşayan bir topluluk haline getirildi.
Askeri zafer ve övünç siyasi başarıya, ekonomik kalkınmaya, eğitim, sağlık, sosyal, sanayi, turizm alanlarındaki atılımı sözde öteye götürmedi.
İktidar hırsı, hesapsızlık, ayrılıkçılık, partizanlık, popülizm ve her türlü kazanç tüm değerlerin üzerinde tutuldu.
20 Temmuzun getirdikleri bugün için sorgulanıyorsa, bunu yaptıranlar utansın.
Bize bu eleştirileri yazdıranlar, yarattıklarıyla övünsün.
Bu haber 537 defa okunmuştur
  • ince  NY-GYurt - 21.07.2014 El ele Gul gule yarattik. Suclu hepimiz.

:

:

:

: