Gizli, büyük anlaşma

Sürpriz mi olurdu? Olması insanı şoke eder miydi?
Sürpriz mi olurdu? Olması insanı şoke eder miydi? Siyasetin iki dev oyuncusunun her ikisinin de kısa, orta veya uzun vadede beklentilerini karşılayacak “uzun vadeli plan” üzerinde uzlaşmaları çok mu alışılmadık olurdu? Birisinin hemen, birisinsin de neredeyse yarın diyebileceğimiz yakınlıkta bir sürede siyasi planlarını tatmin edecek bir uzlaşıya girmeleri niye şaşırtıcı olsun ki?

Bir süredir Ankara’daki büyük siyasi cadı kazanı olmadık söylentiler, mantıklı hikâyeler, senaryolar, gerçekleşmesi umut edilen beklentiler, karabasanlar, korku hikayeleri etrafta dolanıyor. Çoğu zaman bir söylenen diğeriyle çatışıyor, en azından çelişiyor. Bazen bir konuda söylenen ve doğru olduğu üzerinde ısrarlı tartışmalar yapılan konu bir başka gelişme ve onun üzerindeki tartışmaya bakarsanız olsa olsa siyasi çekişme malzemesi, safı saçmalık…

Hemen hemen kesin gözüyle bakılıyor artık Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığına ve Adalet ve Kalkınma Partisi genel başkanlığına. Söz gelmişken vurgulayalım, başkanlık ile liderlik ayrı konulardır. Herhangi bir siyasetçi konjönktür elverir, planlar öyle gelişir, başka planlar için öyle gereklidir parti genel kurlunca “genel başkan” seçilir. Ama lider olma meselesi sadece seçimle alakalı bir husus değildir, başka faktörlerin de birlikte var olmasını gerektirir, hatta başka birisi genel başkan ise, lider başka bir kişi olabilir. Bakınız uzun bir süredir Kıbrıs Türk siyasetinin ana aktörü partilerimize. Dolayısıyla Davutoğlu, en azından şimdilik, sadece AKP genel başkanlığına getiriliyor. Dikkat edin “geliyor” demedim.
Davutoğlu’nun ne derece başarılı bir dışişleri bakanı olduğu herkesçe malum. Sıfır sorun siyasetinden sıfır dost realitesine geldik vesselam. Görünen o ki göreve getiren güç aynı görüşte değil veya “kullanılabilir” görüşünde. O görüşün doğru olmadığını, koltuğun ne kadar sıcacık olduğunu, bırakılması, paylaşılması ne kadar zor olduğunu o görev dağıtan da iyi biliyor ama ne diyelim “konjönktür” meselesi.
Aynı şekilde neredeyse kesin diye konuşulan bir diğer konu seçilmiş cumhurbaşkanının baş danışmanı ve milletvekili Yalçın Akdoğan ile Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan’ın yeni kabinede önemli görevler alacakları. Akdoğan için başbakan yardımcılığı, Fidan için ise Dışişleri konuşulmakta. Fidan çok önemli ve giderek hayatı görevler üstlenen MİT müsteşarlığını bırakıp siyasette dışişleri bakanı gibi bir göreve gelmesi başka öncelikler olabileceği sinyalini veriyor.
Ne dedi Akdoğan gazeteciklere? Köşkte ayrı Kabine olmayacakmış, seçilmiş cumhurbaşkanı “anayasal görevleri” dışına çıkmayacakmış… Dediklerinin hikaye olduğunu Akdoğan da gayet iyi biliyor herhalde. Kamuoyunu yatıştırmaya, endişeleri önlemeye gayret ediyor herhalde.
Bakan toto oynamanın anlamı yok… Duyduğumuz her şey, o siyaset kazanında kaynatılanlar ya “akıllı tahmin” dediğimiz şeyler ya da “akıllı tahminlere dayalı” yorumlamalar veya “akıllı temenniler.” Akı8llı dediğime bakmayın siz, laf ola beri gele. Akıl ile pek alakası yok denilenlerin, sadece “duygusal” koltuk meselesi, iktidar ve alacak-verecek hesaplaşmaları bunlar.
Ne fark eder yani Bekir Bozdağ adalet bakanı değil de başbakan yardımcısı olduğunda? Olsa olsa Türk adaleti biraz daha nefes alabilir diyeceğim, gelen kim olduğuna bakalım önce diye mantığım beni uyarıyor. Numan Kurtulmuş yeni kabineye girse ne olur? Tamam AKP’de istikbal aramaya karar verince veya imkan buluncaya kadar AKP’ye veryansın ediyordu ama, siyasette ilk kez mi oluyor böyle siyasi kıble değişiklikleri?
Hatırlar mısınız, Emel Sayın’ın seslendirdiği Segâh makamında, Semâî uluslde, Mustafa Seyran’ın bestesi güftesi ise Mehmet Erbulan’a ait o muhteşem parçayı?

“Kapat gözlerini kimse görmesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
Gözlerin kimseye ümit vermesin
Yalnız benim için bak yeşil yeşil
***
Seni öyle sevdim ölürcesine
Tanrı'nın yazdığı şiircesine
İçimden geçeni bilircesine
Yalnız benim için bak yeşil yeşil”
Bazıları hep yeşil sever… Bazıları meclis kürsüsünden bile haykırır yeşile aşkını… Hatırlayın, daha dün yaşanmadı mı KKTC siyasetinde canlı bir örneği?
Kimin Kabineye gireceği değil ama belki kimlerin dışarıda kalacağı önümüzdeki dönemin nasıl şekilleneceğini görmek açısından önemli olabilir. Şimdi bütün Erdoğan Kabinelerinde yer alan ve Türkiye’nin bu günkü ekonomik durumunun sağlanmasında çok önemli rol oynadığı siyasi muarızları tarafından bile kabul ve teslim edilen Ali Babacan yeni Kabinede olmayacakmış.

Doğrudur üç dönemi dolduruyor Babacan ve onun gibi olan bakanları görevden alarak üç dönemi doldurmaya yaklaşan bazı milletvekillerine de bakanlık imkanı verip emekliliklerinde “eski bakan” unvanıyla birlikte birkaç kuruş fazla maaş almalarını sağlamak bir tercih olabilir. Mesele o ise diyecek bir şey var ama burada demek pek de şık da olmaz. İlle lütufe dağıtılacak ise hiç mi başka imkân bulunamadı? Kutu yoksa çuval da olurdu mesela…

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, gerçekten mümkün mü seçilmiş cumhurbaşkanı ile görevi sona ermekte olan cumhurbaşkanının bir anlaşma yapması elbette ki mümkün, ille de çatışacak değiller ya… Da birkaç sorun var, üstelik de yaşamsal. Görevi bitmekte olan cumhurbaşkanının bir süre siyasetin saha kenarında oyalanmayı kabul edip, ara dönem başbakanına 2015 seçimine ülkeyi ve partiyi hazırlamasına fırsat vermesi, sonra gelip partiyi devralıp seçimlere kendisinin götürmesi, seçilmesi, anayasayı değiştirip yeni cumhurbaşkanını başkan yapıp kendi yetkilerini ona devretmesi, böylece kendi siyasi geleceğini bitirmesi gerçekten mantıklı bir anlaşma mı?

İsmet İnönü’nün dediği gibi bu senaryoya olsa olsa “Hadi canım sende” denir.,
Siyasette tabii ki kesin olurlar ve kesin hayırlar her zaman olmaz. Ama yine de niye Davutoğlu “yedek lastik” rolünü kabul etsin? Niye geçiş dönemi başbakanı olsun ve 10 ay sonra, hatta seçim dikkate alınırsa daha da önce, Abdullah Gül’e kapıları açıp parti başkanlığını ve başbakanlığı kendisinden almasının imkânlarını yaratsın? Tabii niye Erdoğan istediği gibi emir-komuta zinciriyle ülkeyi yönetebilir iken Gül gibi kişilikli ve kendisine “hayır” diyebilecek birisinin göreve dönüşünün yollarını açsın?
Davutoğlu’nun kuzu kuzu “ben yeterince oynadım, saha kenarına çekiliyorum, görev Gül!ün” demesi mi bekleniyor? Dahası, AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu seçimin hemen ardından toplanıp 27 Ağustos gününe olağanüstü kongre, Eylül 2015’de bu kongrede çıkacak genel başkan ve başbakanla gitme kararını niye aldı? Niye Gül’ün “Partime döneceğim” açıklaması havada bırakıldı “Başbakan ve parti başkanı aynı şahıs olacak” diye kestirilip atıldı?

Eğer Gül parti siyasetine aktif olarak dönmeye karar verir ise savaşmak zorunda… Anlaşma falan sadece hayal dünyası fazla aktif bazı yorumcuların uydurması, o kadar.

Bu haber 324 defa okunmuştur

:

:

:

: