Darısı elektriğin başına

Türkiye’den, KKTC’ye borularla su taşınması için çalışmalar devam ediyor. Proje dünyada bir ilk.
Türkiye’den, KKTC’ye borularla su taşınması için çalışmalar devam ediyor.
Proje dünyada bir ilk.
Bu önemli adıma her gün canlı canlı tanık oluyoruz.
Yollar, dağlar, tepeler, ovalar, siyah büyük borularla doldu taştı.
Anamur’un, Dragon çayından gelecek suyun taşınması için deniz yolunda çalışmalar devam ederken, kuzey Kıbrıs içinde de altyapı çalışmaları sürüyor.
Tabi ki görüldüğü ve söylendiği kadar kolay değil.
Bu hat yoluyla, adaya suyu “Alaköprü barajı” verecek.
Bu amaçla Mersin’in, Anamur ilçesine bağlı dört köy, Akine, Ormancık, Sarıağaç ve Çaltıbükü boşaltıldı.
339 aile yerinden oldu, 619 mezar su altında kalabilir diye başka bir alana taşındı.
11 adet boru kullanılarak bir deney yapıldı, altı aylık aralarla iki yıl boyunca ölçümler gerçekleştirildi.
Son 30 yılın en önemli fırtına kayıtları veri olarak toplandı, bilgisayar ortamında dalga modelleri oluşturuldu.
Kuzey Kıbrıs’a su taşıyacak sistemin yorulma süresi 125, sünme süresinin ise 1000 yıldan fazla olduğu tespit edildi.
Borular üzerine sensörler takılarak oluşacak hasarların önceden tespit edilip erken müdahele şansı yükseltildi.
Türkiye patentli iki şirket projenin fikir haklarına ve yüzer boru sisteminin patentine sahip olduklarını savunarak mahkemelik oldular, birbirleri için “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar gideceğiz” bile dediler.
Proje ile kuzey Kıbrıs’a yılda 75 milyon metreküp su gelecek.
Yani, kısaca, proje önemli, gördüğümüzden, duyduğumuzdan, konuştuğumuzdan ağır.
Ve elbette sadece kuzey Kıbrıs düşünülerek girişilen bir çalışma değil.
Projenin sahibi Türkiye.
Yapılması gereken, en yüksek faydayı sağlayacak noktalarda, bu su ve projeden yararlanmak.
Fakat ada içinde kullanım durumunu, ihtiyaç ve verimlilik olarak en iyi analiz edecek bu ülkenin yetkili birimleridir.
Var mı niyet? Yok.
Geçtiğimiz günlerde Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hamit Bakırcı konuyla ilgili bir açıklama yaptı;
“Suyun dağıtımının nasıl yapılacağı konusunda hükümet üç alternatif üzerinde çalışıyor. Bunlardan biri mevcut durumun devamı. Bir diğeri, dağıtımın tamamen yap-işlet-devret modeliyle özelleştirilmesi.
Üçüncü alternatif ise yarı özel-yarı devlet model ile dağıtımın sağlanmasıdır. Elektrik fiyatlarından dolayı suyun maliyeti yüksek olacak. Türkiye, suyun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne taşınmasına hiçbir ücret almayacak. Ancak su geldikten sonra dağıtım aşamasına kadar ki süreçte ihtiyaç duyulan elektrik enerjisi suyun fiyatına yansıyacak. Bu da suyun maliyetini artıracak”.
İşte bu noktada kendi kendime “Haydaaa” dedim.
Hani devamlı, kaliteli, üstelik ucuz içme suyuna kavuşacaktık.
Su ihtiyacımız yıllarca karşılanacak ve maliyet olarak da düşük olacaktı?
Su adaya gelene kadar bedava fakat ada içindeki etkenlerden dolayı maliyeti yüksek olarak çeşmelerden akacak.
Maliyeti yüksek suyla tarım yapılacak, üretim sağlanacak, piyasa bulunacak, satışlar olacak, önce üreticinin, sonra devletin, daha sonrada memleketin kalkınması hızlanacak.
Görünen o ki, sayılı tarım ve tarımcı kaldıysa onlarda iflas edecek.
En sonunda da 'bu elektrik maliyetleri çok yüksek bu bakımdan bunlar yaşanıyor' denilecek ve adaya elektrik getirilmesi tek çare olacak.
Zaten bu açıklamaların açtığı yol ve verdiği mesaj daha çok elektrikle ilgili.
Su için de, elektrik için de aynı şey söyleniyor “maliyetleri düşük olacak, vatandaş ucuz su ve elektrik alacak” demek ki öyle değilmiş.
Su geliyor, üstelik maliyetli, darısı elektriğin başına.
Bu haber 505 defa okunmuştur

:

:

:

: