“Yeni Kuzey Kıbrıs”

Çok defa yazdım.
Çok defa yazdım.
Hala daha geçmişte yaşıyoruz, Kıbrıs Cumhuriyeti, Anayasası, haklarımız, atıldık mı, biz mi kaçtık?
Yıllardır bitmeyen karşılaştırma ve aynı cevapların verildiği aynı sorular.
Rotasız bir gemi gibiyiz aslında.
Onca zaman geçmesine rağmen hala daha bir hedefimiz yok.
Hedefimiz ulaşamadığımıza göre, demek ki bugünkü ortam hedefimiz değildi.
Anlamakta zorlanıyorum.
Bu ülkede neden hiçbirşey değişmiyor?
Sanki herşey yolundaymış gibi neden ilerleyen, heyecanlandıran, yeniliği çağrıştıran, mevcut durumu farklılaştıran, olaylar yaşanmıyor?
Hükümet politikası değil, devlet politikası olması gerekliliğini her zaman savunuyorum.
Bizde hükümetlerin tek bir politikası var.
Devletleşmek, devlet-hükümet- parti birleşmesi en sağlam politika.
Ne sağı, ne solu ortaya bir fark koyamıyor.
Halka açılamıyor, seçtiriyor, atıyor, görevden alıyor, karar veriyor fakat kendi isteğine ve elbette çıkarına göre.
Türkiye’de;
“Yeni Türkiye” hedefi kondu.
Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz.
AKP hükümeti ile ilgili eleştirel yazılarım çok oldu.
Birçok noktada aynı düşüncede olmadığımı da bu köşenin takipçileri iyi bilir.
Fakat istikrar, fark yaratma, her koşulda kenetlenme ve halka inme konusunda başarılarını teslim etmek gerek.
1976 yılında kuzey Kıbrıs’a gelmiş bir insan.
Özel göçmen statüsü ile adaya yerleşmiş, evlenmiş, beş çocuk sahibi olmuş.
Çocukların dört tanesi Kıbrıs doğumlu.
Çalışmış, sigortadan emekli olmuş.
Bir gün ev telefonu çalar, adı soyası, TC kimlik numarası “evet, benim” der.
Arayan Türkiye Cumhuriyeti Çalışma Bakanlığından bir memurdur.
“1975 yılında, Türkiye’de 80 günlük çalışmışlığınız var. Bize 40 bin TL yatırmanız halinde emekli olmaya hak kazanabilirsiniz.”
Bugün Türkiye’den de emekli ve üç aydır maaş alıyor.
Kırk yıl öncesinden gelen bir hak yerini buldu.
Kurumsallaşmış bir devlet yapısı, her şeyiyle eleştirilecek bir yönetim modeli, fakat ortada farkı anlatan tek bir örnek.
Kuzey Kıbrıs’a gelelim;
Sosyal yardım maaşı alan yaşlı bir insan.
Elektrik faturasını, ilaçlarını, tedavi masraflarını karşılayacak durumda değil.
Aldığı maaş asgari ücrete endeksli, hayat pahalılığı maaşına yansımıyor, vekillerimiz gibi bir anda yüksek bir maaş artışına talim etmiyor.
Sık sık güney Kıbrıs’a geçiyor, sebepleri çeşitli.
İlgili Bakanlık sıkça güneye geçtiği için maaşını kesiyor.
Soruyor sebebini.
Aldığı cevap;
“Sıkça güney Kıbrıs’a gidiyorsun, oradan maaş alıyor olabilirsin. Belki orada çalışıyorsun.”
Çok bilimsel, araştırmacı, insancıl, devleti koruyan bir yaklaşım.
Genç bir anne, çocuğu engelli, kocası evi terketmiş.
KKTC devleti maaş veriyor.
Kirada kaldığı evin altında bir restoran var.
Geceleri çocuğu uyuduğu zaman, usulca çıkıyor evden, en büyük korkusu çocuğunun uykudan uyanması.
Restoranın mutfağına gidiyor, bulaşıkları yıkıyor.
Ne verirlerse alıyor ve tekrar evine çıkıyor.
Devlet bundan rahatsız, vatandaşını gece saat ikilere kadar takip ediyor.
“Sen devletten maaş alıyorsun, aynı zamanda çalışıp para kazanıyorsun.”
Maaş kesiliyor, devlet KTHY, ETİ, diğer batan kurumlarını faillerini bırakmış üç, beş yüz liranın peşine düşmüş.
Bravo, devlet dediğinin böyle olmalı.
Sosyal devlet, sosyal adalet, eşitlik, hiçbir yöntemi kullanılıp insanına güler yüzünü göstermeyen bir devlet, halkıyla kucaklaşamamış, bütün olamamış, adeta kendi insanına rakip olan bir yapı.
“Yeni kuzey Kıbrıs” kavramını diline, içine, vizyonuna, yüreğine, iliklerine kadar alacak, hissedecek bir anlayış gerek bu ülkeye.
Kıbrıs sorununun çözümünü zorlayacak ama 1958, 1974, 1983 ve bugünü konuşmayı bırakıp, ileriyi konuşacak, konuşturacak, tartıştıracak, farklı olacak, düşünceler gerekli bu ülkeye.
Bu ülkenin yeni vizyonu, son kırk yılın, bir kırk yıl daha sürmesi olamaz.
Toplumsal değişim artık şekillenmeli, yeniliği zorlamalı.
Gerisi kendiliğinden gelir.

Bu haber 556 defa okunmuştur

:

:

:

: