Bayatın içinden notlar…

GÜNAYDIN...
GÜNAYDIN...
Günaydın diyerek başlayıp söze adını bulutlara yazsam diyorum...
Gözleri rehin kalır mı bende?

BAZEN GÜN TERSTEN BAŞLAR...

Bazen gün tersten başlar. Neyse ki öyle devam edip gitmez... Hatta terslikleri affetmeniz için yolunuza güzel insanlar çıkarır ve sizi ödüllendirir...

Sabah sabah yemek hazırlığına girişiyorum, öğle yemeğine torunum TAN'ı getirecekler. Her babaanne gibi çok mutluyum...
O da ne ! Ocağın tüpü bitti... Varan bir... Hemen servisi arıyorum, getirecekler.
O gelinceye kadar markete gidip dün bulamadığım ( Kıbrıs'a özgü yemeklik) molohiya almalıyım. Arabama biniyorum, motor birden almıyor. Akü ışığı yanıyor... Varan iki... Allahım başka aksilik verme, çünkü saat on ikide bir görüşmem var...

Marketin önünde kalmamak için arabayı çalışır bırakıp içeri dalıyorum. Burada yok, acele diğer markete gitmeliyim... Varan üç...

Neyse diğerinde buluyorum. Yol boyunca akücü bakmıştım birini görmüştüm de... Dönüşte önünde durup derdimi anlatıyorum... On beş dakikalık zamanın yeteceğini öğrenince derin bir nefes alıyorum...

Ben randevularımda beklemeyi de bekletmeyi de hiç sevmiyorum. ZAMAN çok değerli çünkü... Başkasının zamanını çalmak istemem, benimkine de kimse göz koymasın....

Görüşmeye rahat rahat yetişiyorum. Çok tatlı bir genç kız, meslektaşım Hilal'le tanışıyorum, ardından da Arsem'le tatlı bir ön görüşme yapıyoruz... Akıllı gençlerle olmak bana mutluluk veriyor, onlardan da öğreneceğim şeylerin var olması beni çocuklar gibi sevindiriyor...

ACIMASIZLIĞIN KAPILARI

ne incesiniz öyle
bir o kadar da zarif
inceliğiniz
tutuyor kapılarını
acımasızlığın...

tatlı bir tebessüm mü
dolaşan solgun dudaklarınızda
dünlerden kalma bir sevda mı yoksa? ...

siz
kırılganlıklar ötesi
bir bakışı
taşırken eteklerinizde
kanadı kırık kelebek misali
hayatınıza giremedi mi
masalsı sevdalar? .../Ayşe TURAL
BENCİLLİK YALNIZLIĞA GÖTÜRÜR...

Sadece kendini düşünen, kendi çıkarları doğrultusunda kararlar üreten insanlara hep rastlamışsınızdır... Onların rahatı, onların çıkarları, onların lüksü hep önde gider...

Böyle kişilerde ' özgüven' eksikliği kokusu almışımdır hep... Kişiliklerinde oturmamış bir şeyler vardır. Kimseleri beğenmezler, herkese dudak bükerler. Oysa insan denilen varlık tek başına yaşayamaz. Her zaman çevresindekilere ihtiyaç duyar. Başkalarını küçümsemek, onları kendimizden uzaklaştırmak anlamına gelir...

Bir gün yapayalnız kaldığımızda aklımız başımıza gelir... Gelir ya o zaman da iş işten geçmiş olur...Oysa hayatı paylaşmaktır, yaşamak...En çok da SEVMEKtir yaşamak...
YÜREĞİN KONUŞSUN

Deniz dibinde
Kırmızı balıklar
Dudaklarında
Vurgun yemiş gönlüm
Alıp götürdüler
Sarayına sultanın....
Gökyüzü
Güneşi harmanlıyor
Durmuş zamanlarda....
Dudakların sulusepkeni
Yüzümü kamçılıyor.
Dur
Sen konuşma
Yüreğin konuşsun..../Ayşe TURAL
JAPONYA'DAN GÜZEL BİR ÖRNEK...

Bu sabah kahvemi Arsem Aşıkoğlu ile içtim. Gençlerin enerjisini çok severim. Onlardan da öğreneceklerim olduğuna yürekten inanırım...

Benimle bir anısını paylaştı, o kadar hoşuma gitti ki sizlere de anlatmalıyım....

' Japonya'da trende karşılaştığı iki gencin, yaşlı bir beyefendinin yanına oturmak için adeta yarıştığını gözlemlemiş. Yanındaki dostuna sorduğunda cevap onu çok şaşırtmış...
Japon gençler, deneyimli, bilgili kişilerden /on dakika bile olsa/ bir şeyler öğrenmeye uğraşırlarmış...'

Pek çok yazımda gençlerin, yetişkinleri örnek almalarını, deneyim ve bilgiye önem vermelerini yazmışımdır.Bizde ne yazık ki, emekliye ayrılmış kişilere akıl danışılmaz; hatta onlar çağın gerisinde kalmış sayılırlar.

Kültüre ve tecrübeye önem veren toplumlarda, emekli profesörlere üniversitelerde ayrı odalar verilir. Onların deneyimlerinden yararlanılır. Akıl alınır, zorda kalınınca fikirleri sorulur. Çünkü YAŞAM DENEYİMİ çok olan kişilerden her zaman alınacak çok güzel dersler vardır...
VAKİTLİ - VAKİTSİZ

ah! Şu bendeki
vakitli vakitsiz
aşkın çimlenişi
seni
aklıma koyduğumdan beri.../Ayşe TURAL
BİRİNİ DÜŞÜNÜNCE İÇİNİZ ISINIYORSA...

Aklınıza biri düşüverir ansızın... Bir şey... küçücük bir şey hatırlatır onu size.... Çoktandır görmemişsinizdir... Gözleri gelir aklınıza... biraz da gülüşü... Özlediğinizi hissedersiniz o an...

Ne kadar zaman görmediğinizi hesaplamaya çalışırsınız... Kendi vefasızlığınıza içiniz üzülür... Kendinize kızarsınız, arayıp sormadınız diye...
Her şeyi bir yana bırakıp telefona sarılırsınız... Bin bir özür ararsınız, sıralarsınız da... kendinizin bile inanmadığı...

Ertesi gün çat! kapı gidersiniz, sevgiyle kucaklanırsınız... Sanki daha dün ayrılmış gibi... Yüzünüze vurulmaz, sitem edilmez... Zamana yüklenir tüm kabahatler...İçiniz ısınır ayrılırken...

Birini düşününce içiniz ısınıyorsa onu daha sık görün... O size iyi gelendir...

BU GECE
Bu gece
ruhumu soyunup
AŞKı giyinsem diyorum...
zamanın küllerinden
yeniden doğar mısın acaba?/Ayşe TURAL
BİRİNİ GÖRÜNCE İÇİNİZ BUZ GİBİ OLUYORSA...
(Bir takipçimin sorusunu yanıtlamak için yazıyorum)

Gerçekten birini görünce ya da düşününce içiniz buz gibi oluyorsa oturup ciddi ciddi düşünün... Kötücül duygular çok tehlikelidir çünkü...

Yıllar önce yazdığım bir yazıda şöyle demiştim:
' Nefret, kin, hırs... Bu sözcükleri hiç sevmiyorum. Bana yaz ortasında kışı hatırlatıyorlar. Üşüyorum...'

Aynen o satırlarda dediğim gibi beni üşüten sözcükler bunlar... olumsuz sözcükler...

Bu duygular özellikle böyle düşünen kişiye çok zarar veriyor. Hele bir düşünün:
Size haksızlık ya da kötülük yapan aklınıza gelince, sinirlenmeye başlıyorsunuz... öfkeleniyorsunuz... sinir sisteminiz sinyaller vermeye başlıyor... kalp atışınız hızlanıyor... çevrenize bağırıp çağırıyorsunuz...

Hani ' Eşeğini dövemeyen semerini döver ' derler ya aynen öyle... Hak etmeyenlere surat asıyorsunuz... Bence buna asla hakkınız yok....
Düşünün... az şey mi bu...ruh ve beden sağlığınız tehlikeye giriyor...

Size değer vermeyen, sizi üzen insanları YOK SAYMAYI öğrenin... Onlara en büyük cezadır bu... Şayet hatalarını anlayıp dönerlerse/ isterseniz/ affedebilirsiniz...

Arkanızı döndüğünüzde, dünyanızdan çıkardığınızda size artık zarar veremezler...
Haydi bir deneyin... Huzurunuz geri dönecektir....
EYLÜL GELİNCE

Eylül gelince...
Tüm dizelerimi
Gözlerine diziyorum
İnci inci...
Şiir oluveriyorlar...

Eylül hınzırdır...
Acımasızdır
Sonbahar yağmurları
Ruhumu yıkarken
Sen
Çağsayıcı mevsimler yaşatmalısın bana...
Dolunaylı gecelerde...

Eylül kıskançtır....
Gecelerin kolsuz kanatsız sevişmeleri
Yarasa gözlerinden uzak
Bir sana bir bana döner durur...

Eylül derbederdir...
Dağıtır ortaya saçar isyanlarımı...
Vurgun bir yürek
Delice
Ortasına ortasına vurur
Aşkın
Ah!
Şu eylül yok mu
Deli eder adamı.../Ayşe TURAL
ESKI BIR ŞARKI
ne sizin hayatınız
ne de benimki
bir şarkıya benzer...

ama
özleyişler ta içimizde
altın özleyişler hem de...

eski bir şarkıda
ilk aşkımız paslanır...

iliklerimizdedir yaz yağmurları
bin bilinmeyenli denklemler misali
akıp gider zaman
avuçlarımızdan....

Ayşe TURAL
Mutluluğu içimizde bulmak kolay değil biliyorum ama dışarıda bulmak da imkansızmış gibi geliyor bana...
Ne dersiniz?
TÜNEL

Işık yontusunda bir kadın
Köprüde kendini satan
incecik bir kız...
Müşteri beklerken
kitap okuyan kadınlar ülkesi mi?

Kör bastonuyla kaldırımlarda
Sevgi dilenen sözcükler....
Çıldırtan coşkusu nerede sevişmelerin?

Tramvay çın çın ilerliyor
Zamanın tünelinde
Yaşamın tüneline beş kala....

Ayşe TURAL

FARKLI RÜYALAR SOKAĞI...

Nazlı Eray'ın Eva PERON'un hayatını ele aldığı ilginç romanı.... Sayın Eray'ın, farklı üslubu ile sürrealist bir tarzla yazdığı eserde, Arjantinli diktatör Juan Peron'un eşi anlatılıyor...

Bir diğer adıyla EVİTA... Müzikallere konu olan kadın... 32 yaşında kansere yakalanan Peron, öldükten sonra mumyalanır...23 yıl dünyayı dolaşır. Saklanır, kaçırılır, kaybolur... Arjantinliler günlerce, aylarca onun için gözyaşı döker...

Eşinden daha büyük üne kavuşur. Yoksulların sevgilisidir. Yoksul halka takma dişler, dikiş makineleri, evler, bebekler, iş ve aş dağıtan, halkına rüyalar sunan bir MELEK'tir o...

Romanı okuyun derim....
VAR GİT BAŞIMDAN EYLÜL

var git başımdan eylül
var git...
sustur şu hüzünlü şarkıları
nihavendler çalmasın...

nerden çıktı şu deli rüzgar
yüzümü kırbaçlayan yağmur
yüreğimi donduran tipi...

eylül
var git başımdan
yaslar
ayrılıklar istemiyorum artık
sustur geceyarısı baykuşlarını
tünemesin bacalarıma...

Ayşe TURAL
' Yaşamın anlamı, aldığımız cevaplarda değil; sorduğumuz sorularda saklı sanki...
Öyleyse doğru sorular sorarak hayatın sırrını çözebiliriz gibi geliyor bana....'
ALINYAZISI

alınyazım dokunurken yüzüme
rüzgara boyun eğiyor salkım söğütler...

derken
zamanı öğütüyor yel değirmenleri...

sahi
gelecek,
ne zaman gelecek? ...

Ayşe TURAL

GECENİN İÇİNDEN....

Bence yaşamın özünde yatan anahtar sözcük SEVMEK....
İnsan duyan, düşünen, yargılayan, düzenleyen; en önemlisi de yüreğiyle hissedebilen bir varlık...

Öyleyse olabileceğimizin en iyisi olmak...
Sevebileceğimiz kadar çooook sevmek...
Bunları yaparken de içimize bakmak, kendimize ayna tutmak, hatalardan olabildiğince kaçmak...
Affedici olmak...
Tanrı'yı yüreğinde duyan insan mükemmeldir bence...
BU GECE
Bu gece
ruhumu soyunup
AŞKı giyinsem diyorum...
zamanın küllerinden
yeniden doğar mısın acaba?

Ayşe TURAL
Benim insanımla olmak, uzun zamandır görmediklerimle merhabalaşmak, bana, inanılmaz bir enerji veriyor.
EYLÜL OLSUN DA GÖR BENİ
bir
Eylül olsun da gör beni
nasıl dökeceğim yaşlarımı
nasıl dağıtacağım sırma saçlarımı...

bir
Eylül olsun da gör beni
dize gelecek sevdalar
Inciler gibi dizeceğim
'Hazırol' a geçecek tüm sözcükler...

bir
Eylül olsun da gör beni
tutup tutup yere savuracağım
yalancı aşkları...
sen
sevda masalı görmedin
hele bir
EYLÜL olsun da gör beni...

Ayşe TURAL
Yaşamdan çok güzel dersler çıkarılabilir... Yeter ki gören göz ve hisseden yüreğiniz olsun... Sevgiyle, huzurla ve mutlulukla kalın efendim….

Bu haber 165 defa okunmuştur

:

:

:

: