“Yasa böyle” diyenlere…

Aslında sorun vizyonsuzluk.
Aslında sorun vizyonsuzluk.
Kıbrıslı Türkler, 1974’ten sonra tecrübesizdi.
Yöneticilik yapmak, sorumluluk almak ve planlı hareket etmek.
Ağırlıklı olarak toprakla, hayvancılıkla uğraşan toplum, kendi kendini yönetme ve üretme anlamında, vasıflı insan yönünden yetersizdi.
Bu eksikliğe, ülke yönetimini elinde tutan erk sahipleri de eklenince, bugünlere gelinmesi elbette sürpriz değil.
Bir zamanlar, Kıbrıs adası özellikle maden üretimi ve pazarlamasında dünyanın bir, bilemediniz, ikinci önemli merkeziydi.
Bunda tabi ki Kıbrıslı Türklerin de önemli katkısı vardı.
1974 sonrasında, güneyden, kuzeye geçen Rumlar, bir çok iş merkezini gerekli olan tüm girdisiyle beraber kuzeyde bıraktılar.
Tecrübesiz olan Kıbrıslı Türkler, bırakılanları daha ileriye götürmeye çalıştılar ve de başardılar.
Bir çok iş merkezi bir çatı altında, bir KİT olarak toplandı.
“Sanayi Holding” organizasyonu oluşturuldu.
Her türlü engel ve zorluğa karşın dünyanın bir çok ülkesine satışlar yapıldı.
Bu satışlar o günün teknolojik imkanları ile bir masa üzerinden, bir bilgisayar tuşuyla yapılamazdı.
Ülke ülke, şehir şehir, fuar fuar, festival festival dolaşarak başarıldı.
Her yol zorlandı, her kapı çalındı “Dikili Taş” merkez sayılmadı.
Günlerce aylarca, ülke dışında kalındı, ödemeleri tahsilde güçlükler oldu.
O zamanlar her yere uçak ve daha çeşitli ulaşım araçları, yazışmalar, e-mailler yoktu.
Söylediğim gibi kapı, kapı gezdiler.
Daha sonra ne oldu?
Bazı yabancı sermayeler geri çekilmeye başladı, açılan ihalelere Sanayi Holding’in de katılmasına ve istenen şartları sağlamasına rağmen, yapılacak işler yurt dışından yabancı şirketlere verildi.
Sebep sadece o dönemin ilgili Bakanının öyle istemesi.
Sebebi de sadece o dönemin Bakan’ı biliyor.
Yani taaaa o zamanlardan başlamış, bugün şahit olduğumuz bazı olaylar.
Günlük, kişisel, zümresel çıkarlar, ileriyi görememe, vizyonsuzluk, hep birilerine iyi görünme çabası ve bu iyi görünmenin karşılığını alma beklentisi bu günleri hazırladı.
Sanayi Holding, insanlara, üretmeyi, meslek sahibi olmayı, sendikal örgütlülüğü ve hakları öğretti, kendine güvenmeyi aşıladı.
Bu çatı altında çalışan, iş sahibi olan, kalifiye eleman olarak yetişen insanlar, daha rahat, daha kolay, daha kazançlı, kamu alanında çalışmaya gitti.
Siyaset ve popülizm ağır ağır kendini göstermeye başladı.
Günde üç vardiya çalışan, fabrikalar da yatıp, kalkan, herşeyden önceye işini koyan insanlar, kolaya kaçmaya itildi.
Bir kırılma noktası oldu “Sanayi Holding”.
Ve bugünlere geldik.
Toplum en başta kendine olan güveni kaybetti.
Üretmekten koptu, ürettiklerini pazarladığı yerlerden, ürettiklerini satın almaya başladı.
“Birlik, mücadele, dayanışma” derken, her konuda, her haktan, her güvenceden uzaklaştırılan bir üretim kesimi, özel sektör iş vereni ve çalışanı yaratıldı.
Sendikal haklar yok, toplu sözleşme yok, iki dudak arasında, kurumsallaşmamış, rekabet anlamında korunmayan bir üretim kesimi.
“Türkiye Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Türkiye’de üretilebilecek ürünlerin ithalini önlemek için tedbir alacaklarını açıkladı.”
Yani yerli üretici korunacak.
Tabi ki doğru bir adım.
Bu ülkede en başta yapılması gereken fakat hala daha yapılamayan, artık yapılsada bir anlamı kalmayan, devlet olmanın en önemli göstergesi “vatandaşını, kurumlarını koruyan devlet” yönetimsel anlamda hiç olmadı, olmayacak da.
Yazının başından, nereden, nerelere gelindiği anlatmaya çalıştım.
Devlet olmakla, devlet olabilmeye çalışmak, yönetim becerisi, gerçekten istemek ve sevmek bambaşka.
Bugün üretim kesimi, belli isimler dışında zorda, çalışanların maaş durumu bile bir sisteme oturmamış.
Halkın vekilleri, iyi düzeydeki maaşlarına sistemli olarak artışlar alıyorken, asgari ücretli için bir sistem oluşturulamamış.
Böyle bir dengesizlik, böyle bir çelişki var.
“Yasa böyle” diyenler, o yasaları değiştirme yetkileri olduğunu unutmuşlar.
Geldiğimiz nokta yazık ki bu, nerden nereye.
Bu haber 492 defa okunmuştur

:

:

:

: