Özrün faturası

Ne diyordu o halk türküsü? Hani o “Yaşar’ın türküsü” ya da “Ben giderim oduna” diye bilinen türkü, işte o…
Ne diyordu o halk türküsü? Hani o “Yaşar’ın türküsü” ya da “Ben giderim oduna” diye bilinen türkü, işte o…
O türküde tabii ki Yaşar var, Şahan var, Cemile var… Aşk var, hıyanet var, dalavere var… Var oğlu var anlayacağınız. Ama bir başka veciz cümle var ki uzun bir dönem Türk adaletinin hicvedilmesinde klişe olarak kullanılmış: “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.”
Aşk meşk kısmını bir tarafa atarsak ne diyor bu türkü?
Hiciv var, ironi var, üstesinden gelinemeyecek durumla dalga geçmek var, Anadolu çarıklı erkanı-harb kurnazlığı var…
Günümüzde polis tabii ki çok medeni oldu. Öyle önüne geleni dövüp, sövüp işkence altında arzu ettiği her suçu gönüllü kabul ettiren bir kuvvet değil artık. Ne insanları dövüyor, ne de işkence falan ediyor, copluyor, gaz banyosu, boyalı su banyosu yaptırıyor. Halkla polis hemhal olmuş, ahenkle dans ediyorlar o şampuan reklamındaki saçlar gibi…
Yani sözümüz bugüne değil, o eski hoyrat polis dönemine…
Eski zamanlarda sadece develer tellal değilmiş, polisler de bayağı maharetliymiş. Karakola gelen misafirlerine öyle güzel muamele ederlermiş ki insanlar çözülmemiş olayların faili olmaya, dosyaların kapatılmasına yardımcı olmaya gönüllü olurlarmış. Ama nedense mahkemeye çıkınca fikir değiştirip “Yok, ben yapmadım” diye suçu reddederlermiş. İşte o nedenle denmiş “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” sözü.
Bu sefer karakolda doğruyu söyleyip mahkemede şaşan ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden oldu.
Fakir bilmiyor bizim mutlak hakimin “küserim ha” demesinin boyutunun ne olacağını. Açmış ağzını, yummuş gözünü kapalı kapılar ardında esasen hepimizin bildiği ama hiçbir yetkilinin şimdiye kadar açıklayamadığı bazı gerçekleri sıralamış.
Neler dememiş ki… “Suriye’deki en büyük sorunumuz, bölgedeki müttefiklerimiz’’ diye başlayıp “Türkler, ki çok iyi dostumuzdur ve benim de uzun süre vakit geçirdiğim Erdoğan’la harika bir ilişkim var. Suudiler, Emirlikler vs... Ne yapıyorlardı? Esad’ı devirme ve bir Sünni-Şii vekalet savaşı çıkarmada çok kararlıydılar. Ne yaptılar? Esad’la savaşacak herkese yüz milyonlarca dolar para ve on binlerce ton silah akıttılar, El Nusra, El Kaide için destek olacak, dünyanın diğer yerlerinden gelen cihatçıların aşırı unsurlarını kabul ettiler. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Bir bakın. Bunların (yardımlar) hepsi nereye gitti? İşte şimdi olan ise birden bire herkes uyandı. … Irak’taki El Kaide olan, IŞİD denilen bu ekip, Irak’tan atılmışken, Doğu Suriye’de açık bir alan, toprak buldu, bizim daha önce terörist ilan ettiğimiz El Nusra ile çalıştı. Ve biz, iş arkadaşlarımızı (müttefikleri) bunlara desteği kesmeye ikna edemedik. Peki ne oldu? Birden bire gerçeği gördüler. Şimdi Başkan’ın bir araya getirebildiği Sünni ülkelerden kurulu bir koalisyon var. Çünkü Amerika bir kez daha Müslüman bir ulusa gidip, agresif olamazdı. Sünni bir örgüte gidip saldırmaya Sünnilerin liderlik etmesi gerekir. … Şimdi ilk defa olarak neyimiz var? Suudi Arabistan giden fonları durdurdu. Ayrıca kendi toprağında Amerikan güçlerinin açık askeri eğitim vermesine izin veriyor. Katarlılar, terörist örgütlerin en aşırı unsurlarına olan desteğini kesti. Ve Türkler... Cumhurbaşkanı Erdoğan, ki eski bir dosttur, bana dedi ki, ‘siz haklıydınız, çok fazla insanın (Suriye’ye) geçişine izin verdik, şimdi sınırı mühürlemeye çalışıyoruz’.'
Şimdi, türküde de biraz ironi, hiciv var. Karakolda doğru söyleyip mahkemede şaşması şahsın karakolda “özel şartlar altında” farklı konuşulabileceğini, olmadık hülyalar geliştirilebileceğini ama mahkemede yargı güvenliği altında gerçeğe avdet edileceğini ifade eder.
Biden da Harvard Kenedi Okulunda havaya girip, kapalı kapılar ardında söylenenleri aktarmayı marifet saymış. Şaka ederken kullandığı “Başkan yardımcılığı bo…tan bir iş” dediği gibi, zurnanın ikinci deliği olmaktan da sıkılmış besbelli. Salmış kendisini, açmış ağzını ve unutmuş “İki iş kamu önünde yapılırsa mide bulandırıcı olur: Sosis yapmak ve siyaset.”
Anında Ankara’dan “tarih olursun, açıklamayı düzelt ve özür dile” baskısı gelince, Biden ne yaptığının farkına vardı. Kolay mı bir sunucuya kızıp koca Şimon Peres’in de olduğu oturumu terk edip, Davos’a bir daha gelmem” diyen Erdoğan ya bir daha ABD’ye gelmem derse? Amerikan diplomasisi de devreye girdi ve Biden tükürdüğünü efendi efendi yalayarak, Türk liderine ne kadar büyük saygı duyduğunun altını da çizerek özür diledi.
Şimdi sıkı durun, ABD başkan yardımcısını böyle kedi durumuna düşürecek kadar ABD’nin Türkiye’den ne gibi çıkarı olabilir? Kazandık diye sevinmeden bu faturanın ne olduğunu düşünmek yararlı olur. Yoksa Biden ne dedi? Yalan mıydı? Biz unuttuk mu jandarmanın, polisin sınır bölgesinde durdurduğu MİT kamyonlarını, o durduran askeri personelin ve polislerin nasıl mahvedildiklerini, hayatlarının karartıldığını?
Tamam Biden de öğrendi özelde kendisine söylenenlerin genelde açıklanamayacağını, açıklarsa ağır bir fatura ödeneceğini ama ya bizim fatura… Endişeliyim doğrusu.
Suriye’deki diktatörün gidişi için elden gelenden fazlasını yapmaya çalışmak, savaşa taraf olmak en başından beri büyük yanlışımız değil mi? Biden da onu demedi mi esasında? Ama sırf Esad devrilecek diye İslami cihadçı, Selefi canavarını bile isteye beslemedik mi? Suriye ve Irak’taki durumdan az biraz sorumlu değil miyiz? Niye kızdık o kadar Biden’e? Başkası dese hayatını karartırdık, Biden dedi ancak sus diye haykırabildik, değil mi?
Biden özür diledi ve dosya kapandı… Gerçekten mi? Türk-ABD ilişkileri uzun ve yokuş yukarı bir döneme girdi, haberiniz ola. Bu özrün faturası ödenmeden de düzelme olmaz.


Bu haber 193 defa okunmuştur

:

:

:

: